
Neredeyse heykelini dikmeyi önerecektik Gorbaçov’un. Başta Amerika olmak üzere Avrupalı devlet adamlarının bu kıvrak Rus’a tuttukları alkışta, haklılık payı çok. Sonuçta barış kurtulacak, bir yandan da Rus liderinin yumuşak yönetimi yerleşecek. Dünya da “oh” diyecek.
Bundan Türk’e ne?
İyi ama efendim bundan Türk’e ne, ne pay çıkardı ki? Başta Ruslar olmak üzere tüm dünyanın Müslüman Türk’e düşman olduğunu bilmeyen bir devlet adamımız bulunduğunu sanmıyorum. Gelin görün ki bir yıldır, bu devlet başkanı ile kazaska oynadık; özel Gorbaçov votkası içtik. Rusya’ya foto güzelleri ihraç ettik. Basınımız da bu havadan etkilendi. Sizin anlayacağınız, Gorbaçov’la yattık, Gorbaçov’la kalktık.
Onun yumuşak davranışı elbette Rusya’yı kurtarmak içindi ve de kendisini. Yoksa milliyetleri ezen ve dini, halk için afyon sayan bir rejim, eninde sonunda büyük bir depremle çatırdayacaktı. Tarihin simgesel “ayı”sı, dingilsiz araba gibi yokuş aşağı yuvarlanmanın eşiğine gelmişti.
Durdurdu
Gorbaçov, “Siz durun, siz direnmeyin; bunu ben yapayım” deyiverdi. Ne ki 20. yüzyılda dini, soyu, dili ve kültürü ayrı 20’yi aşkın ulus bu latilokumu yutmak istemeyip başta Estonya, Litvanya ve Türk Azerbaycan olmak üzere gürlediler:
“Biz bağımsız devlet olacağız.”
Gorbaçov, Baltık gezisinden, direnenleri yumuşatamamış, fiyakası bozulmuş olarak dönünce, “İsteyen bağımsızlığına sahip olacak!” deyiverdi.
İş Türk’e gelince..
Azeriler, Türk Nahcivan’ı yutmak isteyen Ermenistan’ı, bu haksız davranışlarından caydırma uğraşları verirken parmaklarına tebelleş olan siyasal ürküntü hastalığından ötürü elini yumruk haline getiremeyen Gorbaçov’a bir fırsat ışığı yandı, Amerikalı Bush’dan:
“Hıristiyan değil miyiz? Türk, tarih boyu düşmanımız değil mi? Bindir Azeri Türklerine! Hem kendini kurtar, hem barışı. Ve de Türk düşmanı dünyayı sevindir! Hazır, Türkiye’de siyasal güç bir gevşeme nöbetindeyken. Hazır, Sayın Özal, Azerileri, Türklükten kış-kış ederken…”
Ne yaptık onlara biz?
Moğol zulmünden kaçarak Selçuk Türklerinin koruyuculuğunda, Domaniç yaylasıyla Söğüt yöresine yerleştirilen Ertuğrul’un çocukları ve bağımsızlığını açıklayan Osman Bey; Rum tekfurlarıyla kardeşti ve de dosttu. Kendisini öldürmeyi planladılar.
Barış sözünü etmenin delilik sayıldığı çağlardayız. Başta Bizans, tüm dünya, Osmanlıları öldürtmek isteyince ölmemek için savaştık. Savaşın hak olduğu günlerde bakın, Osman Bey, devletinin adını bile Türk koymadı.
Bizim hoşgörümüz..
Orta Asya’ya bir göz atın: Göktürk’ler den başka hiçbir devlet Türk adını almamıştır. Neden? Türk bayrağı altında toplanan türlü dinden ve ulustan gelmişlere kardeş olduğumuzu hissettirmek, onların da milliyetlerine hoşgörü ile bakmak için. O günlerde, biz saldırmasaydık bizi yutacak olan dünya, Osmanlılar tarih sahnesinden çekildiğinde, kendi dinlerine, dillerine, mezheplerine, gelenek ve göreneklerine nasıl oldu da tıpkısına sahip kalabildiler? Hani, nerede Tuna boylarındaki Hazer, Bulgar, Kuman, Peçenek Türkleri?.. Bunları eriten Hıristiyan Avrupa sıkılmaz mı?
Ah Zenbilli!
Rumların kalleşlikleri Yavuz’un kanını beynine sıçratır ve de buyruğunu patlatır:
“Kırksekiz saat içinde bütün Rumlar, ya “din-i mübini” kabul edecekler, ya da “seil-i seyf”, yani kılıçtan geçirilecekler.”
Zenbilli Ali Cemali Efendi girer araya. Babası Fatih’in Kuran üzerine yemin ederek bu hakkı Rumlara tanıdığını, oğlu Yavuz’a anımsatır ve kararı değiştirtir. Gelin görün ki bugün Yunanistan’da iki Türk, “Türküz” dedikleri için mahkemeye veriliyor.
Hak bildiğini söyleyen Ali Efendi’nin, “Fetâvâ-yi Ali Efendi” adlı kitabında bir Hıristiyan papazın katlini önlemek için verdiği fetvaya bakın:
“Papaz Efendi, icraat-ı habisesiyle mel’undur ama merbûtiyyet-i İseviyyeti hürmetine câiz-i afola!”
Hz. İsa’ya bağlı diye, hain papaz bağışlanıyor.
Ermenileri kâfir sayarsanız…
Osmanlı Padişahı sofu Beyazıt’a, papa yazıyor: “Padişahım, Ermeniler, Gregorien olmakla dinden çıkmışlardır. Onları dinsiz kabul ederseniz Hıristiyan dünya, size barış kollarını açacaktır.”
Aldığı yanıt şu: “Al-i Osman ülkesinde, dinler gibi mezhepler de himayem altındadır.”
Dikkat edelim, Müslüman Araplara değil, Türkleredir düşmanlık. Avrupalılardaki Atatürk hayranlığının, sevgi değil, korkudan doğduğuna hâlâ inanmayacak mısınız?
Sevdiğim Milli Eğitim Bakanı, Bakanlar Kurulu’na giderken, tarih kitabı götürsün diyeceğim, ama elimizde Türk’ün insanlığını, Hıristiyan dünyanın bize karşı tutumundaki utanmazlığı belgeleriyle çocuklarımıza öğretecek bir kitabımız da yok ki…
Gorbaçov’un eline, siyasal bir av geçmiş: Adı hem Müslüman, hem de Türk. Üstelik, destekçibaşısı da Amerika olduktan sonra…
Bilmiyorum, Gorbaçov votkasını içenler ayılabildi mi?
Şardağ, R. (28 Ocak 1990). Gorbaçov Kokteyli. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

