Makama saygı

Cumhurbaşkanlığı makamı… Saygıların en büyüğü oraya dönük olacak elbet. Aslında devlet memurlarının en küçük derecelisi de makamında horlayamaz, saygısızlıkta bulunamazsınız, yasalar ensenize biner.

Ya ulusumuzu oluşturan tüm insanlarımıza saygımız? “İnsanım” diye dolaşan heyulaların, insana saygısızlığını ne yapalım? Bunlara, bu saygısızlıklara yasa yok. Yasa yok da Anayasa var. Onlar, eşitlikten pay alamadılar mı, onların yoksulluğuna, can güvenliğine ve devlet kapılarından itilişlerine karşı sosyal devlet tınmıyor mu? Anayasa’ya göre en büyük suç!

Eskilere ve dinimize dönersek

Saygının yüceliği, Orta Asya şamanizminde nice örneklerle sergilenir. Başbuğ, ulus kahramanları, baksılar başta gelmek üzere halk, saygıca korunma altına alınmış.Ya Müslümanlık? İşte Bakara Sûresi’nin 34. Âyeti: “Rabbin, meleklere, (Âdem’e tapın) demişti. Şeytan dışında hepsi secde etti.”

Ruhlarımıza Allah’ın ruhu üflenmiş… Hiç insana saygısızlık olur mu? Şeyh Galip, bir şiirinde ne güzel belirtir bunu:

“Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen. / Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen.”
(Ey güzelim insan! Kendine dikkatle bak! Evrenlerin özüsün sen! Yaratılmışların göz bebeği insansın sen.)

Bir de sevgi olsa

Devlet katlarına yükselmiş olanlara saygı, ah, bir de sevgiyle ısınmış olsaydı… Musikimizin orta direği Dedemiz, hüzzam şarkısının nakaratında sevgiyi, saygıya boşuna mı ekler?
“Sevdiğim, saydığım sana oldum mübtela”

Sevgiyi yaratamamış makam sahiplerine gösterilen saygıda bir eksiklik, yavanlık bulmaz mısınız? Bu tür saygının adı, “çaresizlik” değil mi?

Sayın Özal’ın işgal ettiği makam Türkiye’nin en yüce köşesi. ANAP’lı olalım olmayalım, başbakanken onun, bugünkü ekonomik bunalımı yaratan görüşlerine katılmış olalım olmayalım, bu yüce makama saygıyı duyacağız elbet. Fani makamların bu en büyüğüne saygı duymada bizimle birlikte oraya yerleşmiş olanların da bu ortak duyguyu benimsemeleri gerekiyor. Hiçbir art niyet taşımadan, içtenlikle söyleyelim, Sayın Özal da bizler kadar o makama saygılı kalacaktır elbet. Demokrasi kavgasında olumlu başarıları üstlenmiş olan merhum Bayar’ın DP rozetli bastonu, tarihe acı bir ünlem işareti gibi batmıştır. Sayın Özal’ın milletvekilliğinden istifası gününden başlayarak bütün partilere karşı yansız, ANAP’a karşı da bağıntısız olması gerekmez miydi? Amacım bu konuyu yeniden tartışmak değil. Hatta bunca yıl sarmaş dolaş olduğu bir partiye bir anda kalbinin kapısını sürgülemesini beklemeyi de pek insancıl bulamayız.

Ben değişemem

Bir gazetenin sürmanşet haberinde böyle diyor Sayın Özal. Biraz da bu mesajın yarattığı üzüntüdür bu satırları yazdırtan. Bir kez “değişemem” umutsuzluğuna kapılma, hiç doğru değil. Bilinçaltı dünyasının yaratıcısı Freud ne diyordu:
“Büyük felaketler ve büyük mutluluklar, insanların karakterini kesinlikle değiştirir.”

Fani de olsa cumhurbaşkanlığı gibi yüce bir kata, yürürlükteki yasalara göre oturmuş olan bir insan, en mutlu olması gereken yerde pekâlâ değişebilir. “Ben değişemem” demekle, söylenmek istenilen nedir?

Bir dairede memurken şef olan, şefken müdür olan insanın tavrından başlayarak çok yönüyle değiştiğini görmüyor musunuz? Resmi bir yemeğe giden çağrılı yalnız giyim kuşamıyla mı, davetteki tüm davranışlarıyla da değişmiyor mu? Üstelik Sayın Özal’ın, Köşk’e çıktı çıkalı bazı olumlu değişiklikler içine girdiğini de görüyoruz.

“Ben değişemem” den amaç siyasi konularda uzmanlarla görüşmeden, birdenbire, Arnavut piştovu gibi ani çıkışlar yapmaksa, bunu makama saygının gereği sayamayız. Hem Sayın Cumhurbaşkanımızın, artık ayak üstü sorulara yanıt verme zorunluluğu da yok ki! “Değişemem” sözünden eski velinimeti Demirel’le SHP lideri Erdal İnönü’yü küçültücü konuşmalar yapmaksa bu da makama saygının azalması demektir. Bütün sorun, bugüne kadar danışman diye seçtiği bazı düdükleri bırakıp yine kendi partisinden, aklı başında dostları bulup yaslanabilmesidir.

Bizce Sayın Özal, “Değişemem” demesine karşın değişiyor bile. Siz onun, başbakanken, hangi konuda “Hata ettim” dediğini duyabildiniz? Semra Hanım’ın hâlâ süregelen bazı tartışılır davranışlarını görmezsek çok değiştiğini, “hanedan”lığa bir tül perde çekildiğini fark etmiyor musunuz?

Bizler, yaratılışımızdan bu yana, değişmiyor muyuz? Doğruya, güzele, iyiye yönelik bir değişim içinde yol almıyor muyuz? Bir kötüye hizmet amacına, bir kula çıkar uğruna kulluk yapmaya dayanmadıkça değişme, insanlığımızın en büyük süsüdür.

Ben değişemem

Ah Sayın Özal’ımız!..Yaşı, sağlığı elverse, “Lambada” dansını reddetmez, öylesine Şardağ’da değişirdi.

Makamınızın gereği bu! Değişirsiniz, değişmektesiniz Sayın Özal‘ımız! Yüce Mevlânâ’ya kulak verin lütfen:

“Değişelim! Edhem’e taç bıraktıran dünya, bizleri de değiştirsin. Son adrese, hep birlikte değişerek gidelim.”


Şardağ, R. (18 Şubat 1990). Makama Saygı. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın