
Ve de ayıp! Allah’ın kitabı Kur’ân ortadayken, yurt içinde ve yurt dışında yorumlar başladı. “Bu bir İslâmî terördür.” Bu cinayetler nasıl İslâm’la birleştirilebilir! Bir din düşünün, Kâfirlerle bile tatlı konuşmayı emreder:
“İnanan kullarıma söyle, Kâfirlerle konuşurken güzel güzel tartışsınlar.” (İsrâ Sûresi: Âyet 53). Üstelik Allah inançlı olup Kâfir de olmayan Lâik düşünceli iki aydın peş peşe, İslâm adına öldürülebilir mi?
KUR’ÂN ÖĞÜTTÜR
“Bu Kur’ân, onunla uyarılsınlar ve tek bir Allah bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara bildirilmiştir.” (Ra’d Sûresi: Âyet 52)
Ulu Allah’ın Kendisi, kendi kitabına öğüt diyor. bu âyette; Zorlama hiç yok .Peygamberimiz, çırpınıyor Kâfirlerin kalbine Allah’ı doldursun diye. “Hayır” diyor Allah, “zor yok”:
“Ey Muhammed seni, yalnız muştucu ve uyarıcı olarak gönderdik.” (İsrâ Sûresi: Âyet 15)
Ve yüceler yücesi Allah, Hz. Muhammed’i bir kez daha uyarır:
“Ey Muhammed! Onlara vâdettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, senin canını alsak da görevin sadece bildirmektir. Hesap görmek bize düşer.”
Allah’ın, sadece kendisine sakladığı hesap görme hakkı, İslâm adını alan terörce nasıl kullanılabilir? Bu görev, Hz. Muhammed’e bile verilmemiş ki? Düşünebilir misiniz, bir Müslüman çıkacak, şeriat ve İslâm adına insan öldürecek? Tekvir Sûresi’nin işte 26. 27. Âyetleri: “Kur’ân, ancak aranızda doğru yollara girmek isteyenlere ve âlemlere bir öğüttür.”
KATİP ÇELEBİ’Yİ DİNLEYİN
IV. Murat görüyor ki Osmanlı devleti batışa gidiyor. Görüş istiyor, bazı bilginlerden. İşte bunlardan birisi de Kâtip Çelebi. Düşüncelerini “Mizân’ül hak fi ihtiyar’ül ehak” adlı eserinde toplamış. Eski Osmanlıca metinde, sayfa 14’te, şöyle yazıyor, günümüz Türkçesiyle:
“Hazret-i Âdem’den beri, insanlar farklı düşünceler içindedir. Akıl sahipleri, bu ayrılığın bir nedeni olduğunu düşünüp altında yatan nice sorunları görür ve hiç kimsenin yoluna, huyuna inanışına karışmaz. Eğer kendi dinine göre onların yolu Tanrı’yı inkârsa bu inanmazları içinden benimsememekle yetinir.”
Lütfen söyler misiniz, Lâikliğin, hoşgörünün, bundan güzel açıklaması olur mu? Lâik devlet, yaşam koşullarının gereklerine göre yeni yasalar yapar elbet. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra bütün Arap devletlerinde, Orta Asya’daki İslâm hükümdarlıklarında ve Osmanlı devletinde, devlet, gerektikçe yeni yasalar çıkarmıştır. O zamanlar Şeriat ve Kur’ân diye bağırmayanların, bugün Şeriat uğruna insan öldürmeye kalkan dindaşlarına yattıkları yerden eseflenmemeleri mümkün mü? Atatürk’ün hangi devrimi Kur’ân’a ve İslâm’a ayrı düşmüş ki Almanya’daki Kara Ses, Ata’yı Kur’ân’ın dışına sürmeye çalışıyor? Gönlüm, bu günlerde sayın Keçeciler’in de İslam ve İslam örgütü adına havalar yakıştırılan bu kanlı eylemlerin meçhul fâillerine tükürmesini beklerdi. İslâm’a sahip çıkmak, Lâik’liğe, vicdan özgürlüğüne de sahip çıkmak demektir.
İSLÂM NEDİR?
Biz, daha bunu anlamadık ki efendim! Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, üç-beş gün önce bir Arap gazetecisine, “Ben Müslümanım, ama Devlet Lâik” deyiverince küçük dilimi yutasım geldi. Yani Lâik devlet, Türkiye’de, İslâm inancının tersine mi oturtulmuştur ki? Bu devletin ruhunda ve anayasasında, Kur’ân’a aykırı tek bir hüküm yoktur. Yapın, açık bir panel; bunu belgeleriyle, onur sözü vererek kanıtlayalım. İslâm ve Kur’ân, dünyaya sevgi dalgaları yayan Mevlânâ, Yunus ve Hacı Bektaş Veli’leri oluştururken, Conte Gobino, “Hiçbir dinde, İslâm’daki kadar hoşgörü yoktur” derken İslâm adına terör ve cinayetleri düşünebilmek insanı utandırıyor.
SİLAH KİME ÇEKİLİR?
Sadece Kâfirlere… Ama durun, onlar, eğer Müslüman’lara sataşmazlarsa buna da izin yok: “Eğer Kâfirler sizden uzak durur, savaşmazsa barış önerirlerse Allah, onlara da dokunmaya izin vermez.” (Nisâ Sûresi’nin başları)
İslâm’da sadece bir yerde, zulüm görmüş olanlara direniş hakkı tanınmıştır. Yoksullar eziliyorsa, adâletsiz kararlar alınıyorsa devleti Firavunlar idare ediyorsa ulu Allah, Müslümanlara, yalnız burada direniş hakkı tanıyor:
“Zulüm gördükten sonra öç alan kimselere, işte onlara karşı durulmaz. İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksızcasına taşkınlık edenlere başkaldırılmalıdır.” (Şûrâ Sûresi: Âyet 41)
Hayır, hayır Müslüman’ın, Müslüman’ı öldürmesi düşünülemez. Ya da bir câni çetesinin, kendisine, “İslâm” adını yakıştırmasına yürekler dayanmaz.
Şardağ, R. (11 Mart 1990). Tuh tuh. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

