Bak-Bakma

Günün hangi saatinde olursan ol, hangi durumda bulunursan bulun, zamanı değerlendirmeye bak. Zaman yürümüyor diye durup durup saatine bakma.

Ulu Allah, “Ya Muhammed! Kullarıma söyle, dünyayı nasıl yarattığımı öğrenmeye çalışsınlar” buyurur. Gün boyu ve geceleyin, zerrelerden oluşan maddenin dünyasına eğil, yaradılışın gizemlerine bak, uçuşup duran renklerin dış görüntüsüne üstünkörü bakma.

Ceplerini, hangi tilkilikle, hangi gasbedilmiş haklar sonunda şişirenlerin tutumunu gözlemek için dört aç, haksızlıklara, hırsızlıklara, rezilliklere iyi bak. Aman, tıpkısı çirkin yolu sana önerenlere bakma.

Allah “cemil”dir, güzeldir, güzeller güzelidir. Güzelliğe tutku, yaratılışın ruhlarımıza aşıladığı bir özellik. Sözgelimi, çağla yeşilini, boncuk mavisiyle demlendirilmiş bir çift güzel gözü gördüğünde incelikle, incitmeden yüreğinin titreşimleri içine bak. Yanında erkeği bulunan bir kadına, kıza saygı duy, kafanı çevir, bakma!

Toplumda devlet katlarında en yücelere çıkmış ama içi boş, ruhu acımasız, gönlü marsık karası kişileri önemseme, bakma. Ruhunun her zerresi insanlık hissiyle tutuşmuşları sev, onlara bak.

Vicdanının sesini çeki taşıyla bastırarak hırsıza “efendim”, haramzadeye “Paşam” diyenlerin suratına bakma. Ezilenlere, horlananlara eğil, onlara bak.

Dillerinden “Allah”, “İslâm” sözünü düşürmedikleri halde ülkelerinde açlığı, sefaleti yaygınlaştıran acımasızlara tiksinerek bak. Onlara insan gözüyle bakma.

Toplumun fuhuşa ittiği zavallı fahişelerin sırtından kazandıklarını devletten kaçırmayan, vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen genelev patroniçesi “Manukyan”a sevgiyle bak. Kazancını büyük bölümünü deve yapıp yutan, milletinden vergi kaçıran ve hırsızlıkları üzerlerinden akan ünlü baylara, bayanlara dikkatle bak.

Yüce peygamber uyarıyor. “Malın var da yok gösteriyor musun? Malın var da aşırı kârla mı satıyorsun? Malın var da sağlığa zararlı maddeler mi karıştırıyorsun? Şefaat için bana gelme” Peygamber’in lanetlediği bu zalimler, aramızda kol geziyor. Onlara, suratlarına tükürmecesine bak. Üzüleceklerini sanma. Tepkilerine bakma.

Servet-i fünun koleksiyonunda, tam yüz otuz şair adı saptadım. Bunların, bugün ancak beş altısı zevk dünyamızda yaşıyor. Günümüzde de sağ ve sol dergilerin çevresinde kümelenmiş binleri aşan ozan var. Buna, son yılların “güfte yazarı” ucubelerini de eklerseniz bu sayı, iki katına yükselir. Sen, sağ, sol omuzdaşlarının kabartıp durduğu bu ozanlaştırılmış olanlara bakma.

Siyasal renklerine aldırmadan, sanatta zirveye ulaşabilmiş olanlara bak. Cahit Külebi’ye, Nazım Hikmet’e, Orhan Veli’ye, Necip Fazıl’a, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya, Ahmet Muhip Dranas’a, Arif Nihat Asya’ya, Nüzhet Erman’a, Nahit Ulvi Akgün’e, Behçet Necatigil’e, Feyzi Halıcı’ya, Mehmed Çınarlı’ya, Halim Yağcıoğlu’na, Atillâ İlhan’a, İlhan Berk’e ve aklımın bir anlık sıralamasına, unutup yerleştiremediğim öteki ozanlara bak.

Ahlaksal yaşamında bugüne kadar en küçük sürçme olmamış Hasan Celal için Hande Şefkat kızımızın, bülbülleştirilmiş isnatlarına şimdilik pek ciddi bakma. Ne ki bütün gazetelerimizdeki başyazar ve fıkra yazarlarımızın, “Şefkat”i, “Şevkat”lendirişine, kırdıkları pota bak!

Sevgili okurum, Şardağ’ın düşüncelerini açıklamadaki kusurlara bakma, iyi niyetine bak.


Şardağ, R. (29 Nisan 1990). Bak-Bakma. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın