
O Yüceler Yücesi’nin,
RÜŞTÜ ŞARDAĞ
“Doğruyu söylüyorsun; senden memnunum”
demesi için yazıyorum.
Geçen hafta, 1950 yılının 14 Mayıs’ı, yani gizli seçimle gerçek demokrasiye girişimiz kutlandı. Başbakan, parti liderleri özellikle Turgut Özal, demokrat partinin, milletle birlik olan bu devrimi yarattığı görüşü üzerinde duruldu.
Bir eklentim olacak benim buna. Menderes’le, İnönü ile ve Şemsettin Günaltay’la ilgili olarak.
O GÜNLERDE
Ankara’da edebiyat dersleri okuturken bir yandan da Vatan gazetesinde yazıyorum. Çok partili yaşamı savunan yazılarım yüzünden bakanlığımla aram açık. Yine Ankara’da çıkan ilk muhalif Kuvvet gazetesinin, örtülü olarak yazı işleri müdürlüğünü yapmaktayım. Demokrat Parti’nin Burdur, Bilecik şubelerini kurdum. Kayseri ve Niğde’yi hazırladım. Menderes’le yakınlığımız son derece sıcak. Şu ünlü “Söz Milletindir, Yeter” afişi sabote ediliyordu. Demokrat Parti’nin özellikle sevgili Menderes’in recası üzerine İstanbul’a gidip Türkiye’yi beş bölgeye ayırdım; afişleri dağıttım. “Şardağ, bir ocağımıza bile kaydını yaptırmadı. Yaşın 31’e geldi. Meclis’e birlikte gireceğiz” diyen rahmetli Menderes’e “Ben mücadelemi memleket ve demokrasi için yapıyorum yarın siz yanılır, CHP doğru yolu tutarsa sizi eleştirir, onları desteklerim. Bu kalemi veren kuvvet bana onu kendi emrinde kullanmamı buyuruyor” demiştim.
BU KALEM KİMİN ELİNDE?
Madem ki o, garaza dayanmayan doğruya doğru, eğriye eğrici bir kalem bekliyor, gerçekleri sunuyorum size, eksiksiz.
Benim sevgili okurlarım iyi bilir, öte yakaya sırtımda yalan torbası ile gidemem. İşte kanıtım ve tanıklarım:
SAYIN BAYAR’LA ANKARA’DA
Merhum Celal Bayar, 23 Nisan Bayramı’na çağrılışımın akşamı uçakla İstanbul’a gidecek; şeref salonundayız. Birkaç ANAP’lı ve Doğru Yol’lu milletvekili var bir de TBMM Başkanvekili Halim Aras tanığımdır.
Merhum Bayar’ın yanına oturuyorum, yüzümü unutmuş. Demokrat Parti’ye yaptığım ve yukarıda saydığım çabalarımı, uğraşlarımı anımsatıyorum, “Evet, Şardağ’ı hatırlıyorum mert ve cesur bir arkadaşımızdı” diyor, yukarıda söylediklerimi tıpkısına yineliyor.
İSMET PAŞA’YI UNUTAMAZ
1946 yılında CHP’nin işlediği seçim suçundan sonra İnönü, partisini silkelemiş, fanatiklere karşı başta Şemsettin Günaltay, Nihat Erim olmak üzere 35’ler hareketini başlatmış. Kendi de onları her anlamı ile destekleme kararı almıştır. Halkın CHP’ye olan nefretine karşı, Cumhurbaşkanı da olsa, hiçbir kuvvetin karşı duramayacağını kabullenmiş. Çirkin inat yerine “gizli seçim, gizli tasnif” temeline dayalı yeni seçim yasasını 12 Temmuz günü Bayar ve Menderes’le anlaşarak Meclis’e sunmuştur. Anımsayabilenlerin gözleri önüne şimdi yeniden gelmiştir sanıyorum. Demokrat Parti hangi maddeye karşı çıksa, yaptığı düzeltme önerilerini, parmak kaldırarak Halk Partisi de destekledi. Seçime girmek üzereyiz.
GÜNALTAY’I UNUTMAYINIZ
Rahmetli ile İnönü Ansiklopedisi’nde beraber çalışıyoruz. O, bilim kurulu başkanı iken seçim hükümetinin Başbakanı oldu. Yanına gittim ve sordum: “Sayın hocam, yeni seçim yasası çok güzel. İnönü’nün davranışları çok güzel, ancak bunu dürüstlükle uygulayabilecek misiniz? Vicdanınızın vereceği yanıtı bekliyorum.” Günaltay, “Şardağ” dedi, “35 yıllık ilim hayatımı, üç günlük…….si boklu bir görev için feda edecek adam değilim.”
“Başbakanım” dedim, “Yazılarımla Halk Partisi’ni ve İnönü’yü eleştirdim. Ama şimdi güzel davranışlarınıza tanık oluyorum bunu, lehinizde yazılarımla da kanıtlamak isterim. Ne ki hâlâ seçimlerde bir hile yapılır mı diye endişedeyim.” İşte tarihe geçecek olan, Günaltay’ı ve İnönü’yü yücelten yanıtı:
“Şardağ, İnönü diyor ki keşke seçimlerde kendi aleyhimize bir hileli bir uygulama düzenlesek de iktidardan düşsek. Biz, az bir oy farkı ile yine iktidar olursak bu milleti dürüstlüğümüze inandıramayız. Gönlüm istiyor ki bir kez düşelim, 1946 suçunu üstümüzden silelim. Bu paslı mekanizma bir kere işlesin” ve ekledi: “Bu sözler benim değil, İnönü’nündür.”
İsmet İnönü’nün 1946 yıllarındaki kusurları, 14 Mayıs 1950 seçim yasasını hazırlatması ve kusursuz uygulatması ile küllenmiştir. Seçimlerin ertesi günü, Türk halkının sevgisi ve ilgisi ile ve de coşkusu ile iktidara gelen Bayar’ı, önünü ilikleyerek kutlamaya giden İsmet Paşa için hâlâ hayretteyim. Bu, büyük bir erdemliktir. Bir berber, kendi ensesini nasıl tıraş edebilir efendim?
İNÖNÜ’YÜ ÖVÜYORUM
Ailemden üç aziz canı Allah’a teslim ederek, acılar içinde, görevimi, İzmir Belediyesi Yazı İşleri Müdürlüğü’ne nakletmiştim. Üç ay sonraki belediye seçimlerini Demokrat Parti’nin alacağı da belliydi. CHP’liler ürkmüş, “Halk mahkemeleri mi açılacak?” diye birbirlerine sokulurken ben, Halk Partili, Anadolu gazetesinde başmakale yazıyorum; başlığı şu: “Selam yücelerdeki İnönü, selam sana!”
Üç ay sonra belediye reisi olan Rauf Onursal’a, “Siz İnönü’yü sınır dışı ediyorsunuz; halbuki ben, lehinde şu başmakaleyi yazdım” dediğimde, bana verdiği yanıt şu olmuştu:
“Sen bakma Şardağ! Politika gereği konuşuyorum ben. Dışarıda partiliyim. Belediye içinde partizanlığım olmayacak ve bir tek belediye görevlisine siyasi görüşü için dokunmayacağım. Sana yetki veriyorum. Bana gelen ihbar mektuplarını, siyasi maksatlı ise yırt ve at!” Tarihe, bu sevgili dostun sözlerini de belge olarak kaydediyorum.
BÜTÜN BUNLARIN NEDENİ
İstanbul’dan, Fenerbahçe’den bana mektup yazıp, “Şardağ, sizi anlamıyorum. Hangi partidensiniz?” diye soran okurumun mektubuna yanıt vermek, bu konuda biraz ayrıntıya girmeme neden oldu. Kalemimizin ucu Hakkın çizgisindedir. Türkiye’de hiçbir partinin ne yanında ne karşısında olmadım. Çünkü hem beklediklerimi bulamıyorum, hem de grup disiplini altına giremiyordum. Ama hiç kimse, yazılarımda, kişisel düşmanlık, çıkara dayalı ilginin kokusunu duymaz. Hesap gününe haksız ve hazırlıksız gitmek istemem.
Bugünkü yazımda da 14 Mayıs devrimini anlatırken, İsmet İnönü’nün fedakârlık ve güzel jestinin unutulmasına gönlüm razı olmadı. Rauf Onursal’ın içtenliğini, belediye başkanlığı yaptığı süre içinde partizanlık korkusunu kimseye hissettirmediğini birer belge olarak duyurmak istedim. İnönü’yü övmem, fanatik DP’lileri üzebilir, Rauf Onursal’ın siyasal yaşamındaki güzel niteliği, aynı DP’lileri mutlandırabilir. Ama Şardağ yine diyor ki; Kimsenin umutlanıp umutlanmaması için değil, O Yüceler Yücesi’nin, “Doğruyu söylüyorsun; senden memnunum” demesi için yazıyorum.
Saygılarımla.
Şardağ, R. (27 Mayıs 1990). 14 Mayıs 1950’ye Küçük Bir Ekleme. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

