Faciayı düşünürken…

“Hac” ile “facia”yı yan yana getirmek çok acı, hacla gelen facia nasıl yan yana gelir?.. Kutsal topraklara yüzünü gözünü sürmek, Allah’ın gerekenlere farz kıldığı görevi yerine getirmek isteyenlerin bu ziyaretini facia sözcüğü ile yan yana getirmek için kalemimizde cesaret yok, arzu yok.

KUSURLU KİM?

Kim değil ki? Kusurlular zinciri var, karşımızda. Bunların en başında Suudi Arabistan Krallığı geliyor. Onu izleyerek hükümetimiz, sırasıyla Diyanet Vakfı ve partilerimizin tümü kusurlular listesine girer. 

ALLAH’IN TAKDİRİ

Hacıları şeytan taşlamaya götürecek tüneldeki facia karşısında Kral Fahd’ın sözüdür bu! Buna karşı iktidarımız, muhalif partilerimiz ne demeliydi? “Hayır, bu Allah’ın takdiri değil, insanların beceriksizliği, suçudur.” Fahd’ı bu yöntemle çürüteceksiniz. Ama bizlere Kuran’a dayandığını sanarak fetva buyuran krala biz neden Kuran’a dayanmadan yanıt vermeye yelteniyoruz? Adam size, sözgelimi taş atıyor, siz pamuk atmaya çalışıyorsunuz. Neden aynı silahı kullanmıyorsunuz, ey aydınlarımız, ey hükümet partililerimiz Kuran’la yanıt vermek hiç kimsenin takdirinde değil ki! Önce şu “takdir-i ilahi”yi konuşalım:

En büyük irade kuşku yok Allah’ındır. Ancak Kutsal Kitabımızda o Yüceler Yücesi en az on sûrede “Ekserannasi la ya’kilun” buyurur. (Niceleri var ki akıllarını kullanmazlar.) Yine birkaç kez “Ekserennasi la yetefekkerûn” buyurur. (Nice insanlar var ki, derinlemesine düşünmezler.) Bu “düşünce” sözü Fransızların Méditation’una uyar. Eskilerin tefekkür dediği, tasavvufçuların, evreni ve olayları derinlemesine düşünceye yatırdıkları gibi.

Anlaşılıyor değil mi efendim, Allah insanlardan, akıllı, derin düşünceli ve bilinçli olmalarını bekler, sen bunlardan hiçbirini kullanmayacaksın ey Fahd hazretleri, sen her yıl milyarların döviz olarak aktığı Kâbe’den sonra gidiş ve geliş icin ayrı iki tünel yaptırmazsın; bu tünellerdeki havalandırmayı beceremezsin; tünel boyunca telsizli askerlerinle gidiş-gelişi düzenleyemezsin; çaresizlikle paniğe kapılanları bir de üstelik coplatarak büsbütün çılgına çevirirsin; hep birlikte çukurlara gömdürürsün; onların dövizlerinin kaybına karşı umursuz davranırsın ve de insanlığın en büyük onur nedeni olan Hazreti Muhammed’e Allah tarafından vahyedilen Al-i İmran Sûresi’ne bu sûrenin de 96-97. Âyetlerine gözlerini yumarsın:

“Kâbe’de apaçık deliller vardır. İbrahim’in makamı vardır, kim oraya giderse güvenli biçimde olur” buyuran Allah’ın emrini görmezlikten gelir, bir türlü güvenliği kuramazsın. Yüce Tanrı’nın insanoğluna en değerli varlık olarak bağışladığı akıl cevherini çöp teknesine atarsın ve sonra da Kuran’’dan çekinmeden, “Bu bir takdir-i ilahidir” dersin.

Bu takdir-i ilahi değil, takdir-i Fahd’dır. Ve Suudi Arabistan devletinin Kuran’a ters düşmüşlüğüdür. Binlerce Müslüman ölü ve kayıplarına “Allah’ın yazgısı deyip çıkmaktır”, bir İslâm devleti hükümdarının, Allah’ın insanın canına verdiği değeri görmezlikten gelişidir. 

KUSURLULAR ZİNCİRİ

Sayın Keçeciler, hükümetimiz adına yaptığı konuşmada “Diyanet Vakfı’nca gönderilenlerin kurtulduğunu, ölenlerin, seyahat acentelerince gönderilenler arasında bulunduğunu” söyleyerek, nasıl rahatlayabilir?

Sayın Cemil Çiçek “Suudilerde başvuracak bir makam bulamadım” diyerek işi daha da hüzne boğmaktadır. Sayın Akbulut da “Bu acıyı içimize gömeceğiz” dediler. Bilmiyorum, içimizde acıları gömecek yer kaldı mı?

DİYANET VAKFI

Bu vakıf iyi niyetle kurulmuştur, ama bugün para, çıkar hesapları kokusunu duyar gibi oluyorum. Türkiye Seyahat Acenteleri’nce hükümete sitemde bulunmak yeter mi? Onların kendi gönderdikleri hacıların hayatıyla ilgili olarak yasal yollara başvurmadıklarını gördükçe insan daha da hüzünleniyor.

PARTİLERİN ATAĞI

Her yıl hac faciaları değişik ölçülerle süregiderken bu yıl basının manşetleri arasında yer alacak kadar büyüyünce DYP, genel görüşme önergesi verdi. SHP de “Desteklerim” dedi. ANAP’ta ise ses yok. Doğru Yol’a ve onu destekleyen SHP’ye soruyorum: Fahd’ı ve sorumlu hükümetimiz bakanlarını ne ile suçlayabileceksiniz? Kuran’la olmak gerekmez mi? Adam size kusurlu ve dar görüşlü bir yorumla İslâmî açıdan yanıt veriyor, siz ona aynı silahla yanıt vermeyecek misiniz? Komşu devlet sizin üzerinize Allah’la, onun hükümlerini çarpıtarak çıksın, siz aynı silahı kullanmayın. Bu yöntem değildir. Gerektiğinde sol yobazları da, sağın yobazlarını da Kuran’la uyarmalıyız. Kutsal Kitap’ın gerçeğine inmek, küflü kafaları uyandırmak, vicdanları Allah’a ve akla açık ayetlerle ışıklandırmak gericilik değildir ki! Evrende Allah’tan daha ileri bir varlık gösterebilir misiniz?


Şardağ, R. (15 Temmuz 1990). Faciayı Düşünürken. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın