Serinkanlı düşünmek

Bu dünyada, yabancı bir ulusu korumak için, onun düşmanı ile, hiç çıkarı yokken gönüllü olarak savaşmak, Türklerin dışında hangi millette görülmüş ki!

Fransa Kralı rica etti diye, İsveç Kralı güç duruma düştüğü için, Polonya’nın ezilmesine vicdanımız katlanmadığından, biraz da “Türk geliyor hayda” hevesi ile başka dinden, başka soydan ulusların yardımına yetişmiş, savaşmış, kan akıtmışız.

Korkum şu ki, Irak olaylarında da durum oraya doğru kayma eğilimi gösteriyor. TBMM yarın açılacak. Muhalefet partileri, her zaman olduğu gibi girişimde geç kalarak Sayın Özal’ın ardındaki en son vagon durumuna, istemeseler de düştüler. Çünkü Irak’la Amerika’nın, sırtı sıvazlama baskısına uyarak kaçınılmaz bir sıcak savaşın içine girebiliriz diye endişeliyim.

SAYIN ÖZAL ATAKTA

ANAP oy yitirmiş. 1992 seçimine çok zaman kalmadı. Hukuksal açıdan hem Cumhurbaşkanımız olan hem de ANAP genel başkanlığını, -kendi açıklamalarıyla- sürdüren Turgut Bey, Türkiye’yi Amerika ve Batılılar gözünde, ön plana çıkaracak bir fırsatı yakalama çabası içinde. “Başbakan bir yana, Meclis öbür yana, ben ön plana” taktiğini kullanarak hem kendisine hem de milletimize itibar sağlayıcı girişimleri, yabancı devlet adamlarıyla teke tek sürdürüyor. “Basra harap olduktan sonra” da parti liderlerini zirveye çağırıyor.

IRAK’LA DURUMUMUZ

Irak-İran savaşını kim başlattı? Irak’a göre, Birleşmiş Milletler’e yaptıkları şikâyetlerle de kanıtlanacağı üzere Humeyni’nin askerleri, beş-on kez Irak sınırını ihlâl ettiler. Ve Humeyni, “Irak’la görülecek hesabımız var” dedi, Saddam da saldırmak zorunda kaldı. İran ise bunun tam tersini savunuyor. İran’ın, Türkiye dahil, bütün İslâm ülkelerine rejimini zorla ve terör örgütleri ile yaymak istediğini bilmeyen beri gelsin! Bir milyona yakın insanın öldüğü savaşta, Irak, kırk milyonluk İran’la, biraz da öteki İslâm komşuları adına tek başına savaştı. Kuveyt ve Suudi Arabistan’dan para yardımı gördü. Savaş bitince Emir El-Sabah’la Fahd, “Öde bakalım borçlarını” diyerek iflâsın eşiğine gelmiş Irak’ın boğazına yapıştılar. Irak’ın kükreyişi bundan mıdır, yoksa İran savaşının “hükmen galibi” olmaktan gelen bir zafer sarhoşluğu mudur, bunu, günümüzde saptayamayız ve konuyu serinkanlı düşünmeliyiz. Aynı Irak’ın, bize düşman teröristleri, kendi topraklarında izleyebilmemiz için sınırdan giriş izni verdiğini, aramızda su konusundaki tartışma dışında bir sorun olmadığını bilip dururken Sayın Özal’ın, bize, “Amerika’nın jandarması” rolünü oynatacağını asla sanmak istemiyoruz.

ARAPLARIN HALİNE BAKIN

Osmanlı Türkleri zamanında, Anadolu Türk’ünün iliği, İslâm Peygamberinin mübarek yüzü suyu hürmetine, Araplarca emildi. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, İngiliz ve Fransızlar; Suriye, Irak, Lübnan, Cezayir, Fas, Tunus başta gelmek üzere tüm Arap devletlerini ele geçirince Türk milletine yapılan düşmanlığı Sayın Özal’ın yaşı, anımsamaya elverişli değildir. Arapların o sıralardaki küfûrnameli şarkılarının, işte nakaratı: “Allah yizillek yâ Cemal ü Enver” (Allah, Cemal ve Enver paşaları rezil etsin).

Ya bugün Araplar ne âlemde? İstilâ edilen ülke, Müslüman Arap ülkesidir. Saldırgan olarak nitelenen Müslüman bir devlet. İkisi de sünnî. Araplar arasında toplantı… Olmadı dağılma… Yine toplantı… Bir de işin fazlası var: “Bu işe yabancılar karışmasın.” Ne olacak? Yani Müslüman Türk mü karışacak?

Filistinlileri her gün öldürüp duran İsrail için Amerika ve dünya, bugünkü duyarlılığı gösterdi mi? Şu sırada meşhur Yaser Arafat’ın sesi mi kısıldı? Teröristleri besleyen ve Irak’a sevgi bağlarıyla bağlı Libya’dan ne haber? Tıs! Bütün Araplar sessizliği oynarken Müslüman kardeşlerimizin sahip çıkamadığı bir davada, Türkler mi öncü olacak? Bunun vebali altından ne TBMM, ne Sayın Turgut Özal, ne gıkı bile çıkmayan muhalif partiler kalkamaz.

ÖZAL’DAN KUŞKUM YOK

Daha iki hafta önce, “Bize savaşsız on yıl gerek” diyen Turgut Bey’in Türk’e sataşmamış Irak’la Türk milletini doğrudan ateşe atabileceğini hâlâ düşünmüyoruz. Birleşmiş Milletler kararına varalım, tamam! Suudi Arabistan bile hâlâ petrol vanalarını kapatmamışken “şırak” diye öne alıp vanalarımızı kapatmamıza da haydi, peki diyelim. Hatta Sayın Özal’ın -karşılıklı görüşmelerimize dayanarak söyleyeyim- yakından tanıdığımız mizacı, kavgacı da değildir. Zayıf bir muhalefete karşı, partisinin yitirdiği itibarı geri getirmek için yaptığı sert çıkışlar da bu yumuşak mizacı değiştirmez sanırım.

GIKI ÇIKTI MI?

Irak Başbakan Yardımcısı, belinde tabancası ile çıkıyor huzura. Köşk, olay çıkarmıyor. İran eski Dışişleri Bakanı Mûsevî, “Anıtkabir’e gidersem münafıklık olur. Çünkü biz Atatürk’ü kâfir biliyoruz” demedi mi? Başbakan Turgut Bey, bunda da kavgacı olmadı. Ve adamı, şapadanak öptü. Davos’ta, yumuşaklık, barış uğruna tek taraflı olarak İstanbul Rumlarına avans verilmedi mi?

Irak, işi tırmandırır da bir delilik yaparsa ordumuzdan dersini unutulmayacak bir şekilde alır, ama biz hâlâ Sayın Özal’ın Kore örneği bir maceraya gireceğine -prestij sağlama amacına dayalı olsa da- inanmıyoruz.

Düne kadar “Türkiye’nin önemi kalmadı, rolü bitti” diyenler, aleyhimize, Yunanlılarla savunma antlaşması imzalayanlar, bugün her ne kadar siyasetçileri ile, basını ile sırtımızı sıvazlasalar da…

Peki TBMM’den, Özal’a rağmen yepyeni bir karar çıkar mı? Bunu da sanmıyoruz. Daha olayların birinci günü Meclis’i toplantıya çağırmayanlar. “bir dünya ordusu kurulsun” diye komikleşenler mi yeni bir görüş empoze edebilecek? İçlerinde bunca deneyimli, basiretli dostlarımızın bulunduğu ANAP’lılar mı sus pus oluşlarını bozabileceklerdir?

Turgut Bey ne isterse, Meclis’ten o çıkacak değil mi efendim?


Şardağ, R. (12 Ağustos 1990). Serinkanlı Düşünmek. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın