TÜSİAD ne alıp ne satar?

Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği’nin, basına yansıyan toplantısından öğrendik: Eski Fransızca öğretmenlerinden olup bir ara Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı da yapan ve demokrasiyi didikleyip koparmış dönemlerdeki hükümetlerden birinde, bakanlık görevini de üstlenen Zekâi Baloğlu’nun “Türkiye’de Eğitim” adlı raporu da dağıtılmış, o gün Sayın Turgut Özal’la Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı’nın hazır bulunduğu bu toplantıda, kodaman işadamlarımız, Türk Milli Eğitimi’ne dönük girişimlerde bulunmuşlar; hazırladıkları raporu konuklara sunmuşlardır. Peki, bunlara, bu tür uyarılara hakları yok mu?

ÇELİŞKİLERLE DOLU

Var elbette. Ne ki bu duyuru, bir çok çelişkiyi de beraberinde sürüklemiş. Bir kez o kalın ve okkalı raporda geçen bütün malzemeler, Sayın Baloğlu’nun düşünü hazinesinden değil, Milli Eğitim’den derlenmiş belgeler, yasalar ve yönetmeliklerle tıkız tıkız bir hale getirilmiş. İçeriğine dikkatle eğilelim: Avni Akyol’un Milli Eğitim Bakanlığı’na geldiği günden beri söylediklerini, uyguladıklarını ve uygulama alanına koymaya hazırladıklarını yinelemeden öteye gidemiyor. Kısaca, bu eğitim önerileri, eski bir eğitimci olan Sayın Akyol’un girişimlerinin ve uygulamalarının yinelenmesi ya da bunlara karşı gözlerini iki eliyle kapamış olan Sayın Baloğlu’nun, yeni buluşlar sandığı bazı doğrulardır. Mevlânâ ne diyor ve Allah kavramını, halkın kafasına nasıl yerleştiriyor: “İki elinle gözlerini kapa, güneşi görebiliyor misin? Sen görmüyorsun diye o yok mu demektir?”

TÜSİAD’ın hem bastırıp dağıttığı, hem de üstlenmeyerek Baloğlu’na yüklediği raporda, söz gelimi çıraklık eğitimi ile ilgili öneri var. İyi ama efendim, bakın, ANAP demiyorum, Akyol’un uğraşları, bunu bir yıl önce ortaya attı ve uygulama alanına geçirdi. Şu anda 64 ilimizde, 60 meslek dalında, 217 çıraklık merkezi kurulmuş durumda. 53 bin çocuk da yetişip kalifiye bireyler halinde iş çevrelerine yayılmış. Üsküdar’da çoktan sabah olmuşken bu yinelemeler neden?

TÜSİAD Milli Eğitim’in temel yasasındaki 17. Madde’den habersiz mi?

“Resmi ve gönüllü her kuruluşun eğitimle ilgili faaliyetleri, Milli Eğitim amaçlarına uygunluğu bakımından Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimine tabidir.”

Baloğlu’nun önerilerini kitap yapıp bastıran patronlar kulübü, neden eğitim konularında bakanlıkla birlikte çalışmaya girmeyip de ülkeye yön verme pozuna bürünmüşlük içinde görüntü veriyor. TÜSİAD, “Bu raporun sorumluluğuna katılmıyoruz, ama yine de raporu bastırıp dağıtıyoruz” anlamına gelen tavrı ile bir kurnazlığı mı oynamak istiyor? Alexandre Dumas’ın “Beyaz iplikle dikilmiş esnaf kurnazlığı” sözünü anımsıyorum.

Türkiye’nin kodaman sanayici ve iş adamlarının kurduğu bu patronlar derneği, kamu yararına çalışan dernekler statüsündedir. Ya birileri kalkıp da “Ey büyük patronlar! Siz, bugüne kadar önce kendi işyerlerinizde, işçilerinizin sosyal yaşamlarının kalkındırıcı, onları refaha kavuşturucu neler yaptınız? Hangi kamu yararına hizmetler verdiniz?” derse, -bazı patronların kişisel olarak yaptırdıkları hayır hizmetleri dışında- bu konudaki boşluklarını, Türk toplumu, büyülteç kullanmaya gerek duymadan görmez mi?

Bir iş babası patron konuşuyor: “Benim bankam, en büyük geliri sağladı.”

Banka personeli, acı bir gülümseme içinde sormada: “Hani bize yansıması?”

Ülkemizde, hâlâ 150 bin lira aylıkla çalışan işçi var. Bu baba patronlardan ses yok. Hayali ihracat yolsuzlarından, Meclis komisyonunda “ağır hapis” hükmü kaldırılıyor. Sanayi ve İş dünyasının kamu yararına çalışması gereken bu “büyük”lerinin; namuslu ile olmayan işadamlarını ayırma bakımından, hangi atılımları olmuştur.? Sesleri neden nezlelidir?

Kusura bakmasınlar, Türkiye’de siyaset dediniz mi, burunları en duyarlıklı olanlar yine onlar. Bir hükümet güçlü mü? Arkasındalar. Bayır aşağıya mı gidiyor? Tam sayfa, siyasal ilanlarla onu düşürme çabasında önde görünürler. Sayın Demirel’in sanş ibresi öne mi geçiyor? Çevresinde bir sempati patırdısı! ANAP’tan, kişisel çıkarlarına karşı bir engelleme belkiliği mi belirdi? Yeniden iktidara doğru tornistan. Peki, bu mu, siyasetle ilgilenmemesi, kamu yararına çalışması gereken derneğin görevi?

BİR DE DİN BİLGİNLİĞİ

Evet, son TÜSİAD raporunda, Sayın Baloğlu, İmam Hatip okullarından mezun olanlara, üniversitelerin öteki dallarına girmeyi yasaklıyor. Ah, bu aydınlar! Türkiye’de İslâm dinini gerçeğiyle öğrenmiş kaymakamlarımız, valilerimiz, hariciyecilerimiz, iktisatçılarımız neden olmasın? Asıl sorun, İmam Hatip okullarından mezun olmada değil, bu okullarda hazırlanan gençlerin kafa yapılarındadır. En ileri İslâm ilkeleri yerine, dar tarikatçılık ve bölücülük çizgisi üzerinde yetiştirilip yetiştirilmemeleridir. Bu konu ise, yalnız işadamları kulübünü değil, bütün Türk milletini ilgilendirir. Dinsel bir sorunu çözmek de herhalde sayın Baloğlu’nun cirmi içinde bulunmuyor. İşadamları, İslâmî konuda aydınlanmak istiyorlarsa, işte onlara Allah’ın deprem gücünde seslenişi:

“Ey işverenler! Emrinizde çalıştırdıklarınızla aynı rızıkları bölüşmezsiniz değil mi? Sizle, onları yalnız size mi verdiğimizi sanırsınız? Rızıkta ortaksınız.”

TÜSİAD’ı pek suçlayamıyoruz. “Rapor bizim değil, Baloğlu’nun kişisel görüşleridir” diyorlar. Hadi kusurlu bulmayalım. Bu boş boşuna harcamalara, bu savrulmuş emeklere yazık değil mi? İnsanın içinden seslenesi geliyor: “Kim etti sana bu kârı teklif”(*)

(*) Kâr, iş demektir.


Şardağ, R. (30 Eylül 1990). TÜSİAD Ne Alıp Ne Satar?. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın