Dalan’ı düşünüyorum

Onurlu bir güzellik içinde görevini bırakan Sayın Torumtay’a sesleniyor, Bedrettin Dalan:

“Niçin istifa ettiniz? Dün söyleyemezdiniz belki, ama bugün konuşabilirsiniz.” Kısaca, “Neden Özal’a rest çektiniz, gerekçelerini anlatınız” demek istiyor.

Sayın Torumtay konuştu ya: “Benim devlet ve görev anlayışıma uymadığı için çekiliyorum” demedi mi? Milliyet manşet üstü olarak ve de haberi genişleterek yayınlamadı mı? Sayın Dalan görmemiş, okumamış olabilir.

OLABİLİR DE

Evet, okumamış olabilir de kendisi, ANAP’tan neden ayrıldığı konusunda ağzını mıh gibi kapamışken, bunu Torumtay Paşa’dan beklemesini yadırgarız değil mi? ANAP’ı Sayın Özal’la birlikte kuran, onunla sekiz yıl kuzu sarması gibi sarmaş dolaş olan İstanbul’a verdiği birçok faydalı hizmeti için gereksindiği maddi destekleri, dış kredileri ANAP ve Özal’dan sağlayan ve son yerel seçimlere, ANAP belediye başkanı olarak giren, seçimi kaybedince de “sayım suyum yok” diyerek partisinden kopuveren Sayın Bedrettin Bey, ANAP’ın içindeyken de, dışındayken de istifasının ya da karşı çıktığı noktaların nedenlerini halka açıkladı mı? Hatta son yerel seçimlerden birkaç gün önce, “Ben ANAP olarak değil, seçime, Dalan olarak giriyorum” diyen de kendisiydi sanıyorum. Bu tutumda bir erdemlik bulabilir misiniz?

GERÇİ

Kendisiyle odasında ilk karşılaştığımızda, ANAP’ın Atatürkçüyüm demesinde bir içtenlik bulunmadığını söylediğimde bana yürekten hak verdi, hatta bir köşeye çekerek İstanbul’da sondan bir önceki belediye seçimlerinde aldığı oyların istatistiğini gizlice gösterdi:

SHP’den şu kadar, DYP’den bu kadar oyun, ANAP için değil, kendisi için verildiğini kanıtlamaya çalıştı. Nedenlerini sayarken de Atatürkçülükten kopma üzerinde durdu. Peki, bu sözleri kime söyledi? ANAP’a mı? ANAP’ın o zamanki genel başkanına mı? Bu ülkede ANAP da dahil, bütün partilere can veren, gerektiğinde hükümet kapısının tersini de gösterebilecek olan halka mı? Yoo! Partisiz, sorumsuz Rüştü Şardağ’a.

Onun, Atatürkçülük konusundaki duyarlılığını o gün yürekten övmüş ve kendisini sevmiş, partideki çıkışlarını beklemiştim. İstanbul belediye seçimlerinin sonuçlarına kadar gıkı bile çıkmadı Sayın Dalan’ın.

ON BİR CANIN SORUMLUSU KİM?

Yurttaşlardan biri, Şişli Belediyesi’nin eski başarılı Belediye Başkanı ANAP’lı Sungur’a dilekçe verir: “Ben, filan yerdeki falan apartmanın alt katında tiner işletmeciliği yapacağım.” Sungur, uzmanlarından, itfaiyesinden aldığı, “büyük tehlike yaratır” raporuna göre bunu reddeder. Yurttaş, elinde dilekçesi, Anakent’e başvurur, oradan da ret. Sayın Dalan, yetkisini kullanarak izin verir ve kısa bir süre sonra da patlama: On bir can, yaşamını kaybeder. Bedrettin Bey, o gün yeni yaptırdığı Tarlabaşı Caddesi’ni seçim heyecanı içinde, mızıkalı törenle açmak üzereyken, bir gazete muhabirinin, “Ölen on bir kardeşimizin bugün cenazesi kalkmaktadır, imal yerine izni siz vermişsiniz” sorusu karşısında kalır, yanıtı şudur:

“İstanbul’da onun gibi ruhsat verilmiş çok yer var. Bunların hepsini kapatmaya kalksak, ekonomik bunalım doğar.”

Sayın Dalan, ANAP’ı, yüzde yirmiye düşüren büyük yerel seçimleri beklemektedir. Seçim biter, Dalan gider. Gitsin efendim, gitsin. Bu onun hakkı! Bu ülkeye hizmetler veredururken birdenbire rayından çıkmış, Allah yolundaki tarikatçılığı siyasete ve devletin içine bulaştırmış, Atatürkçülük sadece dillerindeyken artık dillerinden de uçup gitmiş bir partide yapışıp kalacak değil ya! Bizi üzen, onun birçok aydında görüldüğü gibi övünülecek bir şey olmayan tutumudur: “Neden ayrılıyorsun?” Ayrı parti kurmanın gerekçeleri nedir? Hangi ilkelerin, partinde yıkılışına üzüldün de kaçtın? Laiklikten kopuşa mı? Bütçeyi, başbakanken ve Cumhurbaşkanı olduktan sonra gereksiz harcamalarla delip duran ve bu tür delmelere ses çıkarmayan Sayın Özal’ın, sefalete mahkûm ettiği memur, işçi, emekli, dul ve yetimler için “Bütçeyi deldiremem” deyişine mi?”

Dağ dağa küsmüş, kimsenin haberi yok. Sayın Dalan, partisine, genel başkanına küsmüş, bu küsüşün nedenleri ise kapalı kutu içinde sır! Açık, net ve erdemli bir gürleyişten işaret yok.

Buna da karışmıyoruz, ama kendi ağzına kilit vuran Sayın Bedrettin Bey, bir asker olduğunu unutmayıp, siyasi yorumlara girmek istemeyen Torumtay Paşa’nın yakasına yapışmış, istifasının nedenini soruyor ve “Susmayın, konuşun” diyor. Bazı kez öyle susuşlar vardır ki bir şamardan da beterdir. Şair, boşuna mı söylemiş:

“Sükûtun merd-i dânâ, hasmını lizam için saklar” (*)

(*) Bilgin olan insan, anlamlı susuşunu, düşmanlarına karşı kullanmak içim saklar.

Yorum bırakın