
Türk yemekleri, Karagöz, Ortaoyunu, Türk Müziği falan derken, Yunanlılar şimdi de Mevlânâ’ya sahip çıktılar. Meğer Mesnevî’nin aslı Yunanlılarınmış. Bu Yunan siyasilerini utandırmak için nasıl davranmalı, nasıl bir yöntem kullanmalıyız, bilemiyorum.
Yunan siyasileri dedim. Halkına inildikçe bu çirkinliklere pek rastlanılmıyor sanıyorum. Çocukluğum, İstanbul Bağlarbaşı’nda geçti. Rum, Ermeni ve Musevi komşularımızın çocukları ile birlikte büyüdük. Hele hele Rumlarla beş yüz yıl birlikte yaşadık. “Neden İstanbul’u ele geçirdiniz?” diye bir mantığın kofluğunu kanıtlamaya bile gerek yok. Dünya bir saldırı dünyası… “Barış” diyene şaşılası bir yaratık gözüyle bakılıyor. Böyle bir dünya içindeyiz. Kendilerini, Bizans’ın torunları saymakta, haydi haklı olduklarını kabullenelim, Ataları olan Bizanslılar, bir ahtapot gibi, İstanbul’dan başlayarak Anadolu’nun doğusuna ve güneydoğusuna kadar pençesini atmış değil miydi? Belleklerinizi, Selçukluların, Türkmen kardeşleri Osmanoğulları’na, Eskişehir’le Bursa arasında bir sığınma yeri verdiği günlere, tarihin o eski dönemine doğru işletin… İmparatorluğun ilk temeli uğurlu eliyle atan Ertuğrul oğlu Osman, yaylaya çıkarken en değerli eşyasını, arkadaş olduğu Rum beylerine bırakıyor. Birlikte yaşamanın insancıl erdemliğini sürdürüyor. Gelin görün ki Rum politikacılarının ilk kalleşliği o zaman başlamıştır.
VE ARTIK
Her Yunan kalleşliğine karşı savunma, ya da önlem alma zorunluluğu başlar, Türk’ler için. Küçücük bir Osmanlı beyliğine karşı, Hıristiyan dünyayı da kışkırtarak Sırp Sındıkları, peş peşe Haçlı saldırıları ve kahpelikler sürer, gider. Ama bir şeye dikkat ediniz. Bilecik, Bursa ve İzmit’i de içerik olmak üzere bütün kentler, kaleler; Bizans-Rum politikacılarından yaka silken Rum halkı eliyle, silahsız teslim olmuştur. İstanbul’a gitme hakkını bağışlayan Osmanlı’lar, Rum’ların bunu geri çevirerek Osmanlı adaletine sığındıklarına ve birlikte yaşama arzularına tanık olmuştur.
İSTANBUL BİLE
Bizim tarihimiz, öncelikle Osmanlı tarihi, yeniden incelendiğinde, bu devletin, bir dünya imparatorluğu oluşturmasında, hoş görüşüz Hıristiyan dünyasının Türk’ü boğma hırsının başlıca rolü oynadığı görülür. Düşünüyorum, Fatih Sultan Mehmet, Bizans’ı ele geçirmeden önce krala haber yollamıştı: “Sultan Murat, Rumeli’deki topraklarımıza saldıranlara karşı çıkmak için boğazdan geçme izni istedi; vermediniz. Ordumuz kırıldı bu yüzden. İzin verin de boğazdan geçelim.”
Bizans hükümdarı “peki” deseydi, yumuşak ve esnek bir tutum izleseydi Türk’ün karakter yapısı gereği belki de İstanbul fethine başlanmazdı bile. İstila ettiği ülkeleri bile eski sahiplerinin yönetimine bırakan Türk’lerin karakter sağlamlığına karşı, bütün rezillikler, Rum’ların babalığı olan Bizans’tan gelmiştir. Osmanlı’ların Asya’dan getirdikleri o süt beyaz karakter, taht için anneleriyle yatan, oğullarının gözlerine mil çektiren, peş peşe krallarını öldürten Bizans canilerinden etkilenmiş, hatta Çetin Altan’a bu cinayetler, Osmanlı’larla başlamış gibi bir yazı dizisi hazırlatmıştır.
HALK BÖYLE DEĞİL
Yunanistan’dan ülkemize gelen, Yunanlılarla Türkiye’den, Yunanistan’a giden Türklerin, nasıl içtenlikli bir ısı içinde kaynaştıklarını bilmeyen yok. Yunan halkının, Türk halkına karşı tutumundaki bu yakınlık bu kaynaşma sıcaklığını, onların politikacıları anlaşılmaz bir Türk düşmanlığı ile yozlaştırıyorlar. Sayın Özal’ın kahvaltı davetini Papandreu reddetmişti. Sayın Özal, milletinin onurunu bile inciterek kendisini davet etmeyen Papandreu’nun kahvaltısına rahatça gitmişti. Özal’ın jesti, hangi güzel davranışla karşılandı ki? Yunanlılardan, Yunan uyruklu Türk’lere karşı en küçük bir özveri gelmediği halde biz, İstanbul Rumlarının mallarını satmalarına hemen izin vermiştik. Böylesi esnek davranışa karşı hâlâ Kıbrıs Türklerini yok sayma, sıfırlama ve yutma politikasından vazgeçmeyen hep bu Yunan siyasetçileri değil mi? Karagöz onlarınmış. Hoca Nasrettin onlarınmış, Ortaoyunu onlarınmış. Türklerin, İstanbul’u ele geçirmesinden önceki Bizans içinde, bu sanatların bir benzerine işaret edebilir misiniz?
Şimdi de “Mesnevi’nin aslı Yunan’ındır” diyor, arsız politikacılar. Bugünkü döküntü durumlarıyla kendilerini eski Yunan’ın torunları sayan Yunanlılar, Sokrates, Sofokles, Aristotales gibi pek çok dehâ ile övünebilirler. Bizim Hoca Nasrettin’imize, bizim Karagöz’ümüze ve Türk yemeklerine, dili ile İranlıların, milliyeti ve ruhu ile Türk’lerin, bilgeliği ile tüm insanlığın onur tacı olan Mevlânâ’mıza sahip çıkmaya kalkmak… Utanmazlığın dik âlâsı, daha başka nerede görülür bilmem!
BİR ŞEYE DİKKAT
Bir şeye dikkat ettiniz mi? Bu çirkin megalomaniyi, Türk bilgin, ozan ve komedyenlerini çalma doymazlığını neden Türklerden başka uluslara bulaştıramıyorlar? Sözgelimi, “Beethoven Yunanlıydı. Dante Aligiyeri’nin aslı Yunan’lıdır. Goethe’nin ağa babası Rum’du” diyemiyorlar da hep Türk’lerin onur anıtlarına sahip çıkmaya, onları kendilerine mal etmeye çalışıyorlar?
Yunan politikacılarının çirkinlikleri çekemezlik içinde boğulmaları ne kadar çirkin olarak ortaya çıkmıyor mu?
