
Sayın Özal,
Sizle, sekiz yıl önce baş başa geçirdiğimiz günü anımsıyor musunuz? Benim izlenimim şuydu: Çok akıllı idiniz, halka dönüktünüz. Özgür davranışlı hanımınız ve çocuklarınızla birlikte gericilikten uzak, liberal eğilimli idiniz. Ancak yeni bir parti kurduğunuz için her eğilimden insanları kucaklamıştınız. Ne var ki o günkü Özal’la bugünkü Özal arasında bir Himalaya dağı yığılmış sanki. Siz, eski Özal’ı kaybetmiş durumdasınız; biz nasıl bulalım?
O gün size, İslâm dini karşısındaki devlet yönetişinizin, sizi, kâfirliğe yaklaştıracak bir tutumda olduğunu söylemiş, gerekli âyetleri belirtmiş, şu cümlemi eklemiştim; anımsayınız:
“Osmanbey’den geçiyordum. Bir Türk genci çöp bidonunu eşeleyerek çıkardığı lahmacun parçasını yiyordu. Emekli devlet memurları çöplüğe atılmış sebze yapraklarını topluyorlar. Bunların kimliklerinde “Türk ve Müslüman” yazmıyor mu? Ben sizin yaptığınız atılımları görüyorum. Bunlar için de sizi kutluyorum. Ama bakın, Türkiye daha fazla büyümesin; yoksul halkımız bu yük altında ezilmesin.”
Yanıtınız şu olmuştu:
“Haklısın Şardağ, ben zenginlerin arasından geldim. Onlardan fedakârlık gelmez. Ama bu atılımları yapmak zorundayım. Bordro mahkumlarına yüklendim. Artık bütün ağırlığımla onların yanında olacağım.”
YILLAR SONRA VE MADEN İŞÇİLERİ
Yıllardır halkımızın bordro ile yaşamaya mahkum olanları korkunç bir sefalet uçurumu içine atıldı. Zonguldak kömür işletmelerinin zarar edişine yıllardır çare aramayan, umursuz davranan yönetiminiz, verimsizliğin hıncını, şimdi maden işçilerinin burnundan fitil fitil getiriyor.
Siz acımaz mısınız? Değil de, öyle bir izlenim mi veriyorsunuz? Kesin bir şey söyleyemiyorum, ama ANAP’ı bunca başarılara, bazı zümrelere ve ülkeye çağ atlatacak mesajlar vermenize karşın oyunuzu, yüzde yirmilere düşüren nedeni hanidir düşünmekteyim:
“Sayın Özal çok konuşuyor, çok konuştukça da ANAP kayıp mı ediyor?”
Sizin ve ANAP için kötü düşünceli olduğum kuşkusuna sakın kapılmayın. Benim ANAP’ta on beşe yakın öğrencim var. Yüzden çok dostum var. Kendi partimden üç ay geçmeden ayrılıp bağımsızlığımı Meclis’te sürdürürken de dostluklarım, onlarla aynı sıcaklıktaydı. Partinizin birçok bakanı ile sarmaş dolaş bir sevgi yumağı içindeyim. Ne yalan söyleyeyim, bazı kez “ANAP’a girsem mi?” gibi bir duygu içime serpilir gibi olduğunda, siz televizyona çıkıp -çok affedersiniz- Türkçe’si yanlış -sevgisi kıt konuşmalar yapınca bu niyetimden vazgeçiyor, oturduğum koltuğa çöküveriyorum.
BAŞTA KAYA ERDEM
Evet, Meclisimizin erdemli bir başkanı var. Hakkın bayrağını yavaş yavaş dalgalandırmaya çalışan bu Meclis Başkanı’nın bağlı olduğu partiye girilmez mi? Sizin, sizi sevdiği için parti ve hükümet işlerine karışmanıza hâlâ tavır koyamayan iyicil bir Başbakanımız var. İşçi konularında İmren Aykut gibi deneyimli, içtenlikli ve yetkili bir Bakanını var. Bunların ikisi, maden işçilerinin sorununu masada çoktan bitiriyordu. Ne oldu? Siz televizyona çıkıp “kuruluş zarar ediyor; sonra vergi koyarım, ocakları kapatırım ha!” diye sopa göstermeye başlayınca anlaşmazlığın şiştiğini niçin düşünemiyorsunuz?
Yüzünü görmediğim halde başarılı olduğuna tanık olduğum Ulaştırma Bakanınız var. Siz, Konya’da “Atatürk’ün hataları olduğu, onun ilah olmadığı” cevherini ortay atarken, Atatürkçülüğü partisinde bayrak bayrak sallayan güzelim bir Milli Eğitim Bakanınız var. Türk kültürüne her gün yeni bir atılım getiren Kültür Bakanınız, Körfez krizine karşın Türk turizmine, zor şartlar içinde büyük hizmet veren bir Aküzüm’ünüz var. Parti grubunda gerçekten ANAP’a gönül vermiş, onun kalkınması için çırpınan, ama her çırpınışları sizin televizyonda ya da basında çıkan demeçlerinizle sindirilmek istenen nice milletvekilleriniz var.
Tam, “bu kervana katılayım” diye düşüncedeyken istemeyerek de olsa ağzınızdan çıkan bazı konuşmalarla beynimden vurulmuşa dönüyorum.
NELER NELER DİYORSUNUZ
Bir gün bakıyorum: “Allah’ın ipine sarılalım” diyorsunuz. Ne doğru ve güzel bir Tanrı buyruğu: Âl-i İmran Sûresi’nin 101. Âyeti. Ancak bu, çamaşır ipi değil Sayın Özal. Sarılması çok güç bir ip. Bu ipin ilk tutulacak bölümü, din kardeşlerimizin yoksulluk içindeki yaşamına acımakla başlar.
Bir gün bakıyoruz: “Allah zenginleri daha çok sever” buyuruyorsunuz. Yok öyle bir şey. İslâm’da Hz. Muhammed, Kur’an’a karşı çıkan, varlıklı ve gururlu dinsizlerle kavgasını verdi. Yoksul bir çoban olan Hz. Musa’yı, marangoz çırağı Nâsıralı Hz. İsa’yı ve Hz. Hadice’nin davarlarını güden yüce ve sevgili ve de yoksul olan Hz. Muhammed’i Allah daha az seviyor öyle mi Sayın Özal!
Maden işçilerinin grevini, siz karıştırmasaydınız, zinadan işçi sorunlarına kadar her şeye burun sokan Sayın Cemil Çiçek de karışmasaydı bu halim mizaçlı Başbakan’la, İmren Hanım, işi çoktan bitireceklerdi.
Sayın Özal! Size Allah birçok yetenekler vermiş. Her şeyi de birden veremez ki! Konuşurkenki rahatsızlığınız yanında, uzman tanımamakla, başka görüşlere “tu kaka” deyişlerinizle inanın, partinize, bir zamanlar yücelttiğiniz partinize kayıplar verdiriyorsunuz.
Maden işçileri başkanı Denizer, aklına gelip de ya deseydi:
“Sayın Özal, biz zam istemiyoruz, lütfen bizim çalıştığımız o mezarlıkta üç gün çalışır mısınız?”
ANAP, belediyelere, yüzyılda yapılmamış hizmetleri sizin de katkılarınızla oluşturduğu halde neden, son yerel seçimlerde sırtüstü geldi?
Televizyonda, her akşam dikine dikine konuşmalarınızdan vazgeçseniz… Ve Şardağ’ın iyi niyet dolu ricası: ANAP’ı seviyorsanız, sükûtun zaman zaman altın, hatta pırlanta olduğunu anımsayın.
