Sevgi yılı

Mevlânâ’yı analı bir ay oldu. Dünya, Mozart yılını kutluyor. Büyük Itrî için hazırladığımız ve Kültür Bakanlığı’nca yayınlanan eserle ilgili konserler hazırlanıyor. Yunus ve 1991 yılını Namık Kemal Zeybek, sevgi yılı ilan ediyor. Bir yandan da burnumuzun dibinde, iki islam devletinde, iki İslâm devletinden birisine Hıristiyan orduları aracılık yaparak, savaş bitsin için savaşıyor.

SANAT DEHALARININ ORTAK NOKTASI

Evet, bu dehaların ortak noktası barıştır. Şiir, roman ve musikide kahramanlık bir süre milletlerin siyasetlerine besin olmuşsa, bu, o uluslar için başka kutsal kaynak bulunmamasından doğmadır. Milletlerin bir tarihe dayanmışlığını kanıtlayarak övünme arzusudur. Ve o zamanların koşullarına göre kavga ve savaş destanları ile varlıklarını yüz yıllar boyu sürdürebilmelerinin gereğidir. Batının XIX. yüzyıldan başlayarak katıldığı savaşlardan, vatanlarını korumak için olanları dışında kalanlarla övünebileceğini sanma, evrensel dünya sanatçılarını yok bilme anlamı taşır.

KALEMLERİNİ TAMTAMLAYANLAR

Yok mu? Bugün de hâlâ kalemlerini tamtamlayanlar, uçlarına kalem ucu yerine süngü taktırıp çığrışanlar, cılız, güçsüz ulusları hâlâ susturma çabası içinde yırtınanlar, din ayrımı için gırtlaklaşanlar, soy konusunu soysuzlaştıranlar yok mu? Savaş, hala bütün tazeliği ile hortlamıyor mu?

EVET, SEVGİ YILI

Namık Kemal Zeybek’in, Irak kavgasına karşın savaş bulutları ortasında, “Yunus ve Sevgi Yılı”’nda direnişi, kişisel inanç güzelliğinin bir işareti olabilir. Bunu, partisine, partisinin eski başkanına kadar uzandıramam. Eğer Victor Hugo, bir Waterloo’su ile hâlâ saygıya değer kalabiliyorsa, bu, o destanın bir saldırıya, öldürüşe değil, vatan kavgasındaki yürekleri dağlayıcı geri çekilişe, yıkılmışlık amacına dayalı olmasındandır. Yoksa, efendim “Şu devletin babasını hakladık” cavlaklığını savunmak, kafalarına beyin yerine ahmaklık tozu üflenmiş bazı zavallıların işidir.

Mevlânâ’ya, Yunus’a, Yunus’un ve Türkçemizin büyük hocası Hacı Bektaş’a göre savaş birkaç yerde haklılaşır:

Başkalarının eksiğini gözetleyen, özgelerinin güzel üstünlüklerini görünce çekememezlik nöbetleri geçiren kör nefsimizle savaş…

Yönetimi ve varlık hazinesini eline geçirdikleri halde halka acımasız, Allah’ın buyruğuna karşı kör olanlara direnerek savaş… Kendini beğenmişliği yenme savaşı… Rütbesi, makamı ne olursa olsun, bu katları tutanlardan bir kemik parçası kapabilmek için koşuşan, sokak köpekliği yapanlara karşı savaş… Ve de güzel niyetli olma, barış ve kardeşliğe ulaşmak için savaş…

BUNU SÖYLEMİŞLER

Söylemiş, bunu, 700 yıl önce Hacı Bektaş: “Birbirlerinizi sevmeniz, Allah’ı sevmenizdir. Hepimizin kalbinde taht kuran o değil mi?”

72 milletin birbirlerine düşmanlığı neden? Namaz kılmak, kilisede dua etmek, havrada Allah’ı anmak ve sonra kalkıp savaşmak, öldürmek, gönül kırmak, sevgisizliği yaymak… “Hayır” demiş buna Yunus:

“Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil.”

Neden Saint Augustin, “İsteyen kuşkulansın, ben ona hayranım” demiş?

Niçin kavga? Sevgi yılındayız. Yüce Mevlânâ, “Savaş, ancak delilerin elinden silahları almak için gereklidir” deyivermiş. Yunus, evren halkını bir gözle görüp durmuş:

“On sekiz bin âlem halkı, cümlesi “Bir” içinde
Kimse yok Bir’den ayrı, söyleyen dil içinde”

Rahmetli Arif Nihat Asya ne güzel demiş Yunus için:

“Nebi Yunus’un vârisi Veli Yunus’um” derken haksız mı? İnsanlığı kucaklayarak ve İslâm’ın insanlığı kucaklamak olduğunu kabullenerek, gerçekleri yüz yıllarca önce korkusuzca açıklayan koca Yunus, anlaşılmadığını ve yüzyıllarca da anlaşılamayacağını bilmiş olmaktan gelen üzgüsünü gizlemez:

“Ben bir acep ile geldim(*)
Kimse halim bilmez benim
Ben söylerim, ben dinlerim
Kimse dilim bilmez benim”

Yunus yılında, sevgi yılındayız… Kaplumbağaları koruma girişimleri yapılıyor. Yeşilsiz topraklar için sevgi kavgaları veriliyor. Ozanlar, en az yüz yıldır kardeşliğe bayrak sallıyor. Bu sevgi yılında İsrail, Amerika’ya arkasını dayamış, Filistinli Müslümanları rahatça öldürürken tepki görmüyor. Irak lideri, kendisine uzanan barışçıl önerilerin hiçbirini kabullenmeyerek, savaşa devam diyor. Ve Kültür Bakanımız, gönlündeki seslenişe uyanarak “Yunus yılı-Sevgi yılı” demekte direnebiliyor.

(*) Acep; garip, şaşılacak demektir. Farsçada, soru anlamını “nasıl”ı karşılamak için de kullanılır.

Yorum bırakın