
Hürriyet gazetesinin, yılları dolduran güzel bir geleneği var: Bilim, edebiyat, sanat dallarında ve musiki türlerinde yılın üst düzeyine çıkmış olanları anlamca ve maddece ödüllendiriyor. Yarışmanın adı da hoş: Altın Kelebek. Bu yıl da sonuçlar duyuruldu. Hemen her dalda bilim, edebiyat, musiki ve film dünyasının önde gelenleri fotoğraf ve tanıtım yazılarıyla görüntülendiler.
FİLM FESTİVALLERİ
Dikkat ettim; en başta Antalya-Altın Portakal yarışması olmak üzere bir-iki yerde düzenlenen film festivallerinin sonunda, “haksızlık yapıldı” suçlamalarıyla bir direniş ve kavga patlıyor. Sinema dünyasının, Yeşilçam’ın geçmişteki hatırı sayılır yöneticilerini iteleyerek ortaya zıplamış sayısız “nev heves” yönetmenlerin adları havai fişekler gibi patlıyor. TRT’nin bol keseden dağıttığı milyon ve milyarlar, senaryo kısırlığı, konu güdüklüğü içinde çabalayan bu tür eserlere su gibi harcanıyor. İşte bu güvensizlik havası içinde üzgünlüğümüz süre giderken, Hürriyet’teki kararlarını haklı ölçüler içinde değerlendiren jüriyi ve gazeteyi övüyorum.
İYİ Mİ, GÜZEL Mİ?
Gazetede, yan yana iki fotoğraf: Emel Sayın ve Ajda Pekkan. Önce, alt yazı düşündürdü beni. Ahlaksal bir seçimden mi geçmişler ki. Televizyonda Demirbank’ın ünlü reklam dövizi gibi. Hani, “Demirbank, iyi bankadır” diyorlar ya! Gazetede, bu iki kızımız için “Yılın iyileri” denmiş. Bu iki sanatçı herhalde seslerindeki sanat becerileriyle değerlendirilmeli, değil mi? “Güzel” sözcüğü ne maksatla kullanılmamış, bilmem. Güzel deyince, Emel Sayın’da hâlâ pırıldayan Allah vergisi bir görünüm kastedilmiş olsa da yanlış olmazdı ki. Sayın, sahne yaşamında bugüne kadar doğal fizik güzelliğini kullanırken sergilediği inceliği ile ünlüdür. Sesi, bakışlarında topladığı süzme bal cinsinden kibarlığı, mimiklerindeki “işve” sınırına kadar varmamış çekiciliği ile anılardadır. Üst oktavlardaki eksikliğini, kendisine övgü tavırları ve sesini kullanmadaki ustalığı ile silip kaybeden bir sanatçımız… Keşke, “1990’ın en iyileri” değil de, “en güzelleri” arasında sunulsaydı.
AJDA, AYRI BİR KONU
Türk Müziği yerine Batı Müziği’ni ezberleye yineleye dillendirerek ün yapan, Allah’ın güzel yarattığı yüzünü daha da güzel kılmak için sık sık bıçak altına yatmaktan korku duymayan, büyük oktavlı bir sesin sahibi! Ne ki, yaşamı boyunca her zaman basında eleştiri fırtınaları yaratmaktan da kurtulamamış bir kızımız.
Sanırım, 15 yıl kadar oluyor. Atina’da verdiği bir konser sırasında Yunan basınına bir demeç vermişti yanılmıyorsam:
“Benim annem Yunanlıdır.”
Çok örselemişti kalplerimizi bu hiç de değeri olmayan demeç. Devletimizden 40 milyon lira tanıtma karşılığı olarak alınan para ile birkaç yıl önce Amerika’ya da gitmişti. Orada bulunan Türk sanatçılarından ve programı düzenleyen Türk-Amerikan Derneği üyelerinden edindiğimiz bilgiler doğruysa, kızımız, büyükelçi kendisini karşılamadığı için konsere katılmamış. Bu bilginin yanlış olmasını ne kadar isterdim. Ne var ki, birkaç ay önce televizyondaki bir programda Sayın Pekkan, bir sözcüğün İngilizcesini söyledikten sonra elini başına götürmüş. Türkçesini anımsayamamış bir görüntü içinde, oturumu yönetene sormuştu.: “Ay! Söyler misin? Neydi Türkçesi?”
NE VAR BUNDA?
Evet, böyle diyeceksiniz. İçinde birçok kalem sahibi dostumuz ve saygı duyduklarımızın bulunduğu gazetenin jürisi, “sadece sesin güzelini seçmekte” diyebilirsiniz. Evet, bu savla, gerçekte ben de birliğim. Hatta başımdan geçen bir olayı da burada anlatabilirim.
27 Mayıs 1960 yılı, ordu müdahalesinden birkaç ay sonraydı. Ankara’da idarecilik masteri yaptığım sıralarda Basın Yayın Genel Müdürü Sayın Bekir Tümay, “Aman Şardağ! Radyonun bütün sanatçıları, programcıları istifasını vermiş. Lütfen ek görevle bunların başına geçmenizi rica edeceğim” demiş, ben de para almamak koşulu ile işe başlamıştım. Bir anlık yanıma rahmetli Mediha Demirkıran geldi. “Alaturka ses” denildiği zaman, usa çarpan ilk insandı benim için. Ne var ki, Ankara radyosundan bir olay yüzünden çıkarılmıştı. Yanıma geldi. Radyoya yeniden girmek ve solo programlarına katılmak istedi. “Derhal” dedim ve ertesi gün için öğle saatinde bir solo programı verdim. Odamda, bu güzel sesi hayranlıkla dinlerken telefon çaldı. “Bir vatandaş” sözleriyle gizleyen birisi şöyle diyordu:
“Sayın Şardağ, demek, artık böyle ahlaksızlar da zamanınızda radyoya alınıyor.”
Top gibi patladığımı anımsıyorum:
“Burası radyo. Ahlak cemiyeti değil! Ben güzel ses alıp satıyorum, çek arabanı!”
Türk sinemasında en iyi oyuncu Hülya Avşar Hanım.. Batı Müziği’nde en güzel ses, Ajda Pekkan kızımız..
Sanat yarışması bu! Hülya Avşar Hanım’ın, zinadan yargılanması varmış; bize ne! Ajda Pekkan’ımız, televizyonda Türk dilini küçültücü tavırlar takınıyormuş.. Seçen razı, düzenleyen razı, bize ne laf düşer ki!
