İslâm karmaşası

Sayın Ahmet Aslan, 36 Samuel House Clarisa St. E 8 HL Londra’dan bana bir soru sormuş: “İslâm kurallarına göre yargıç önünde bir erkeğin iki kadına denk olarak dikkate alınacağı doğru mu?”

Kuran’a göre, iki kadının bir erkeğe eşit olması diye bir şey yoktur. Kutsal kitabımızda, miras bölüşülürken aile birliğinin ve reisliğinin sürdürülebilmesi için erkek çocuğa bir pay fazla verileceği duyurulmuştur. Ne ki bunlar farz değil, sünnet değil, uyarılardır. Bunun gibi, Allah zinaya sapmamak, gizli dost tutmamak için, aralarında adaleti sağlamak koşulu ile, birden dörde kadar evlenmeye izin vermiştir, ama bunu da farz kılmamıştır. Ayrıca tek kadınla evlenmeyi daha hayırlı bulur. Bu konularda, gazete köşelerinde bir sonuca varmak olasılığı yok elbet. Onu derinleştirmede, büyük şurâ içinde ele almada fayda görürüm.

MÜSLÜMAN BAKANIN BAŞINA GELEN

Milli Eğitim Bakanı, ben bilirim, yıllar öncesinden beri Allah inançlıdır. Tanrı’ya olan kulluklarını reklamlaştırmadan, vicdanı ile baş başa sürdürüyor. İmam-hatip liselerindeki öğretimin, eğitime dönüşmesini önlemek, iyi niyetleri, kötü maksatlara ezdirmemek için Meclis Komisyonu’nda didiniyor. Bunu yorumlayan bir İslâmî dergi, veryansın etmiş kendisine. Biraz daha altını kazırsanız neredeyse bakanın dinsizliğini yaftalama amacı sırıtacak. Nasıl olur? “İnananların birbirine sen imanlısın, değilsin” dememeleri, yine Kuran’da emir buyurulmuyor mu?

Gazete ve dergi köşelerindeki bu sataşmalar Diyanet İşleri’nin başındaki seçkin din adamımıza da yapılmada. Bu da İslâm adına. Türkiye’nin şansı olan bir Diyanet İşleri Başkanı var. Onun yanı sıra da yakından tanıdığım, en az yedi sekiz ilahiyatçı profesör var ki Kuran’ı uyduruk hadislerden, eski fetvaların boğuntusundan kurtarıp yepyeni bir yoruma yönelmede uğraş veriyorlar. Geçen Ramazan ayında Milliyet sütunlarında, onların, birbirlerinden güzel söyleşilerini okuduk. Mevlânâ, Yunus, Hacı Bektaş ve bazı velilerden başka kimse de rastlamadığımız bir Kuran yorumu içinde yazdılar ve yüceldiler. Bu satırların sahibi ile Milli Eğitim Bakanı ve Diyanet Başkanı, Kuran’ı dikkatle, bilgiyle, sezgiyle, ilimle okuyan bütün Müslüman kardeşlerimizle birleşiyoruz.

Ama gelin görün ki İslâm adına konuşmada kendisini hak sahibi bulan herkes, doğru ya da yanlış yorumlar içinde çırpınmada. Nitekim “Yazdıklarımızın aramızda kalacağına ben söz veriyorum hayırlı günler” diye bana gizlilik içinde mektup yollayan Yıldız Üniversitesi Matematik Bölümü’ndeki bir öğrenci, görüşlerini yansıtmamdan bile ürkerek Milliyet’te çıkan Mevlânâ dizimize takılıyor. Bize, İslâm’a dayanarak -kendince haklı bulduğu- bazı dersler vermek istiyor. Dayandığı yine Kuran’dır ama yorumları yanlış ve ters.

KÖRFEZ SAVAŞI’NI DÜŞÜNÜN

Hıristiyan, Musevî ve Müslümanlar bir Müslüman millete karşı birleşmiş. Türkiye de Irak’a karşı bu gruba mânevî destek veriyor. Cuma namazından sonra bazı camilerden çıkan cemaat, savaşa karşı Müslümanlığı koruma niyeti ile direnişte bulunuyor. Bunların dayancası ne? Yine Kuran!

Adresini yazmayan, yalnızca uyduruk olduğunu sandığım bir ad ve soyadı ile yetinen okurum, “Atatürk’ün hiçbir devrimi Kuran’a aykırı değildir” sözümü yanıtlamak istemiş. Açık adresini vermeyene yanıt vermem, ama dayandığı ilkeyi anlatıyorum: “Devrim, kendinden öncekini yıkmak demektir. Devrim, Kuran’dadır” ilkesiyle yola çıkmış. İleride, öteki okurlarımı yanıtlarken, aydınlatmaya çalışacağım. Ne var ki onun da dayancası kutsal kitabımız.

Karısını dövüp yaralayan ve sokağa atan erkek müsveddelerine sorun: “Elhamdülillah Müslümanız” diyecekler. Körfez krizi var diye işçi kızlarımızı sokağa atıp kötü yollara düşüren patronlar “Elhamdülillah Müslümanız” diyorlar. Belki içlerinde namaz ve niyazlarını yapanlar da var.

ÇIKAR YOL

Çıkar yol, elbet yine İslâm’da ve yine Kuran’dadır. Ancak ona, kuşbeyinli kafalarla değil, ilimle eğilmek ve onu, yine ilimle yorumlamak gerekiyor: Yüceler yücesinin, peygamberimize ses olarak vahyettiği Kuran içinde, neden Allahımız, sık sık, Eyyühennasi lâ ya Kılun(*), Eyyühennasi lâ yes’urun(**), Eyyühennasi lâ yetefekrûn(***) buyurur? Müslümanların, Kuran yolunda, kısır yorumlara düşmemeleri gerekir. Allahımıza göre Kuran’a akılsızca eğilmek faydasızdır. Onu bilinçsizce okumak yetmez. Yanlışlara kavgalara düşmemeliyiz. Geçmiş yüzyılların koşullarına göre yapılmış yorumlarla yetinemeyiz ki! Tefekkür, yani Fransızların “meditation” dediği, görüşlerin temeline indirici bir düşünce sistemine sahip olarak okumalıyız kitabımızı. İşte Avni Akyol’un, Prof. Sait Bilgiç’in çırpınıp durdukları konu budur. Bugün liselerimizde din dersleri okutuluyor. Sorabilir miyim:

“Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Meryem, İsa Peygambere bağlı on bir havari niçin Müslüman’dır?” Öğrencilerden yanıt alabilecek miyiz dersiniz.

İşte partisi, eğitim topluluğu ve örgütü içinde yüce İslâm’ı ve din öğretimini gerçek temeline oturtmaya çalışan Milli Eğitim Bakanı’nın alnına bir teşekkür yapıştırmak dururken İslâm adına saldırılara geçmek ne demektir? Kuran’ı gerçek yorumuna hâlâ ulaştıramamış olmamızdandır bu!

Diyanet İşleri Başkanı’nın “Kuran’ı yirminci yüzyılın düşünce dünyasına göre yeniden yorumlamalıyız” deyişinin gerekçesi de tıpkısı Akyol gerekçesidir.

Her iki dost ve Müslüman kardeşimin üzülmelerine gerek yok. Karşılıklı görüşlere açık olarak hemen bir İslâm şurâsı toplanmalı ve salonu baştan sona kaplamak üzere Âkif’in şu dizesi altın harflerle gözleri doldurmalı:

“Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.”

(*) Nice kimseler var ki akıllarını kullanmazlar.
(**) Niceleri var ki bilinçlerini kullanmazlar.
(***) Niceleri var ki derin ve kapsamlı düşünmezler.

Yorum bırakın