Zeki Çelikkol, adını ve Dışişleri’ndeki görevini yeni öğrendiğim bir büyükelçimiz. Şu anda da Dışişleri Bakanlığı’nda Konsolosluklar Dairesi Başkanı. Bir yıl önce “Rodos’taki Türk Eserleri ve Tarihçe” adlı eserini göndermişti. Dizi yazılarım, kitap çalışmalarım arasında yeni ele aldım. Gecikmedeki utancımı daha da çoğaltan, ikinci eseri oldu: “İstanköy’deki Türk Eserleri ve Tarihçe”, “Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu”nun dizileri arasında yayınlanan ve bu konulardaki susuzluğumuzu gideren iki kaynak kitabı okumadım; içtim. Geç kalmanın ezikliği ve ikisini birden değerlendirmenin mutluluğu içindeyim. Çelikkol, her iki adada konsolosluk görevini yaparken ulusal kültür ve sanat tarihimize ışık tutacak olan bilgileri de eksiksiz derlemiş. Kaynak tarih eserlerine, belgelere, araştırma ve planlara dayalı olarak oluşturmuş her iki kitabını.

RODOS ADASI
Rodos, biliyorsunuz Akdeniz adalarının en büyüklerinden ve güney kıyılarımıza 20 kilometre uzaklıkta bir ada. Tarihler yaşanmış, saldırılar görmüş ve en son olarak da Rodos şövalyelerine terör ve korsan yatağı olmuş. Türk akıncılarının sefer dönüşlerinde, Kıbrıs’ın Venediklileri gibi mal ve canlarını almayı meslek edinmişlerin yatağı.
BABA ÖĞÜDÜ
Kanuni Sultan Süleyman’a baba vasiyeti: “Rodos ve Kıbrıs’ı alamazsan devletin tehlikede.” Ada, yüzyıllarca en güçlü koruganlarla, ele geçirilemez hale getirilmiş şövalyelerce. Tıpkı, Kıbrıs’ı, Venedik korsanlarının, zaptedilemez bir ada haline getirdikleri gibi. Kanuni, Rodos için baba öğüdünü yerine getirecek… Verilecek İslâm-Türk şehitlerinin sayısı kadar zaferin olanaksızlığı korkutuyor devlet adamlarını. Sadrazam karşı. Vezirler karşı. Ama nasıl, oğlu II. Selim, Kıbrıs’ın işini elli bin şehit vererek bitirmişse Kanuni de bu korsan ve cani yatağının işini bitirecek. Tarihlerin uzun uzun ayrıntılarına girdiği, Çelikkol’un da birçok Türk ve Batı tarihçilerine dayanarak bölümler sunduğu Rodos savaşı, sayıya sığmaz şehitler ve akıl almaz fedakârlıklar sonunda Türk’ün zaferiyle sonuçlanır. Papalar ve Hıristiyan şövalyeleri, Fatih’in küçük oğlu Cem’i zehirleyip öldürmeden önce nasıl, Türklere karşı kullanmışlarsa bu kez de Cem’in oğlu Murad’ı kullanıp şantaj yapıyordu Rodos şövalyeleri. Gelenek ve insanlılarının gereği bu. Türkler, Hıristiyanların mal, can, din ve kültürlerine en küçük bir hoşgörüsüzlükte bulunmadılar. Şemsettin Sami Bey, Kâmûs’ül A’lam”ında yaklaşık yüzyıl önce, Rodos’taki mabetlerle okulları ve nüfus durumunu şöyle anlatıyor: “5 bine yakın Müslüman Türk, 27.000 Rum. 44 İslam mabedine karşı 93 kilise ve manastır.”
HÜSRAN
Sayın Çelikkol’u okuduğunuzda göreceksiniz, Rodos ve Kıbrıs’taki mabetlerin ve Türk eserlerinin, nasıl, bir elin on parmağı dolaylarına düşürüldüğünü.
Kırım hanlarından Şahin Fethi ve Can Bey Giray’ların ve bu arada adaya sürgün edilen ya da boğdurulan Osmanlı devlet erkânını mezarları orada. Bu değerli hariciyyecimiz, Rodos’ta ayakta kalabilmiş 11 cami ve mescidi, planlarıyla, kendi eliyle çektiği renkli nefis fotoğraflarıyla saptamış. Vakıfları, kütüphaneleri eski ve bugünkü durumlarıyla ele alarak eserine katmış. Vakfiyyeleri incelemiş. Çevirileriyle birlikte kitabına eklemiş.
Evet, Zeki Çelikkol, Rodos’ta, sadece Türk-Yunan ilişkilerini gözlemek, azınlıktaki Türk haklarının koruyucusu olarak görev yapmakla yetinmemiş. O, tarihe, altın harflerle bir baş yapıt bırakmış. Ve de gaflet içinde unutulmuş kültür mirasımıza sahip çıkmanın onurlu belgelerini sunmuş.

BELGELERİNİ DİYORUM
Evet, o, İstanköy adasındaki konsolosluğunu da yüzeysel bir seremoni içinde geçirmemiş. Oradan da vicdanını huzurlu kılan bir eserle dönüyor. “İstanköy’deki Türk Eserleri ve Tarihçe.”
İstanköy, körfezin ağzında, karasularımızın bir uzantısı Yunan’ın Pire’sine, 200 deniz mili uzantısında, Bodrum kıyılarına ise yakınlığı 2.17 mil. Sayın Çelikkol, İstanköy için de Türk ve Batı tarih kaynaklarına başvurduğu gibi bunları gözlemleriyle iyice yoğurmuş. Satırlarını okur, duygularını izlerken gözyaşlarını içine akıttığını da görür gibi oluyorum. Kolay mı? Bunca şehit verdiğimiz bu adalar, sınırlarımıza yapışık on iki ada gibi hicran yarasıdır bizler için.
Yazar, Cezayirli Hasan Paşa Camii başta gelmek üzere bütün camilerimizi, çeşmelerimizi, geçmişten gelip, uzanıp, bugün kandilleri türbelerimizi… Hepsini, ayrı ayrı planları ve kendi çektiği resimleriyle birlikte yayınlamış. Burada ve Rodos’ta bulunan, geçmişten kalma kitaplıklarımızdaki eserleri de kayıt numaralarıyla birlikte saptayıp yayınlamış.
BÜYÜK UĞRAŞ
Osmanlı-Türk tarihleriyle Batı dillerinde yazılmış tarihlerin süzgecinden ve vatansever gözlemlerin imbiğinden geçirilerek oluşturulan bu iki eser için verilen emeğe alkış tutuyorum. Sayın Çelikkol, duygularını, üstü biraz örtük, “müeddep” diyeceğimiz, çok yumuşak ve derin hicranlı bir dille açıklamış. Bu arada, Alexandre Jevakhoff’un 1939’da yayınlanan eserinin 67-68. Sayfasından şu cümleleri ibretli bir pasaj olarak iletiyor:
“Yunan asıllı halkın 400 bine yaklaştığı İstanbul’da Yunan askerleri, kendilerini evlerinde hissediyorlardı. Türkleri tahkir etmek için Konstantin’in, anavatan Yunanistan’a yakında bağlanacağını anlatmak için bütün şartlar hazırdı.”
Zeki Çelikkol’un iki nefis eserini okuyup bitiren her Türk’ün, sadece bilgi dağarcığı dolmuyor ki!.. Hepimizin içinde eseri bitirdikten sonra, bir yerlerimizin kanadığını hissediyoruz.
Rahmetli ve sevgili şair Kemâlettin Kamu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gasıp İtalyanlardan alınan, bizden çalınıp on iki adayla birlikte Yunanlılara peşkeş çekilen Rodos’un önünden geçerken şu iki dizesiyle hepimizin duygularını dillendirir:
“İçimize çevirip nemli gözlerimizi
Geçtik yabancı gibi kıyısından Rodos’un”
Şardağ, R. (1991, Nisan 21). Altın Bir Hariciyyecimiz. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

