Sayın Özal’ı televizyona davet ediyorum

Bu, siyasal bir davet yazısı değil. TRT Genel Müdürü’nün, siyaset dışı tüm yayınlara karşı olan vurdum duymazlığı ile ilgili. Ne diye size sesleniyorum? Sayın Yazar dostumun, şimdilerde TRT’den sorumlu eski dostum Devlet Bakanı Akkaya’nın da etkili olmadığı ve olamayacağı bir konu bu.

NEDEN SİZE YAZIYORUM

Eh, saklanacak durumu yok ki işin. TRT Genel Müdürü’nün tek dayanağı sizsiniz. Bu özerk ve yasalara bağlı kuruluşun çöküş dönemini yaşadığını da tek söz sahibi size bildirebilirdim.

Son haftaların bir milli servet yıkılışı ve seyahat sıkışmasına, turistik gelir çöküşüne dönen Hava Yolları grevi konusunda, bir gün olsun, işlerinde başarılı olan bakanlarımızdan  Cengiz Tuncer’in ekrana çağırıldığını gördünüz mü? Körfez krizi, yeni mevsimin turist akınını hızlandırma konularında bu ulusal ve ekonomik sorunumuz üzerinde, haberlerde konuşmaları yansıtılan Turizm Bakanı Aküzüm’ün, aylardır televizyona davet edilip, ekranda görüşleri alındığına tanık olmadık. Anlaşılıyor ki, Sayın Kerim Aydın, kendisini “Layüs’el” * sayıyor. Tabii size dayanmanın rahatlığı içinde.

Ama TRT’de; dili perişan edilen Türkçemiz, ekranları dost, yâran topluluklarının kapatması… Dil ve musikimizdeki perişanlık aydınlarımızda, uzmanlarımızda uyanan sevgisizlik… Bunları da hoş karşılayacağınızı sanmam.

Çok düşündüm, size yazıncaya kadar… Ama kendim için bir şey istemiyorum ki…

Muhalefetin; TRT’nin siyasal yönü dışındaki perişanlıklarını gözleyebildiği, seçebildiği de yok ki! Bunca iş güç arasında, hele hayırlı olmasını dilediğim oğlunuzun evlenme törenleri arasında bu eleştiriler dikkatinize çarpacak mı?

Bu kuruluş neden tarafsız Cumhurbaşkanı’na bağlı olsun? Bunu tartışmanın da faydası yok. TRT’nin çöküş ve niteliksizlik dönemini açıklarken işin siyasal yönünü karıştırmıyorum. Belleklerinizi yoklayın… Her dönem, TRT Genel Müdürlüğü’nü yapmış olanların boynuna, “iktidarın borazanı” sıfatının, kocaman bir yafta halinde asıldığını nasıl unuturuz? Eh, bugün iktidar demek, siz olduğunuza göre…

BİZİM AMACIMIZ

Kültür Bakanlığı gibi TRT’nin konusu da şiir, sanat, musiki, kültür konuları… Teknik işler dışında, TRT’de ve Kültür Bakanlığı’nda pek uzman bulamazsınız. Koca Kültür Bakanlığı’nda Mehmet Özel’in uzmanlığı dışındaki bütün sanat ve kültür konularını, bakanın kendisi yükleniyor. Peki, TRT ne yapıyor? Bu konuları ıska mı geçiyor? Televizyon ve radyolarımız, her gün bütün bu konuları yer yer perişan etme pahasına işliyor elbet. Ama onları, nasıl güdük, cılk, ağızlardan sunduğunu, nasipse gelecek yazılarımızda, saptanmış belgelerle ele alacağız.

HÜKM-İ KARAKÛŞİ

Sayın Özal! Karakuş adlı Kadı’nın öyküsünü bileceksiniz. Bir evi soymaya kalkan hırsız düşüp ölünce, ev sahibini asmak ister. Ev sahibi hırsızın damdan düşüp ölmesinde, damı ve çatıyı çürük yapan nalburu suçlayınca onun asılmasını ister. Nalburun boyu sehpaya bir türlü uygun düşmeyince kadı, “Sehpaya uygun bir başka nalbur bulup asın!” diye hüküm verir.

İşte bizim TRT Genel Müdürü de gerekçesi kendinden menkul bir kararla Karakuş’ça hüküm veriyor: “Doktor Nevzad Atlığ yönetimindeki İstanbul Devlet Korosu televizyona çıksın. İzmir ve Ankara korolarını ekrana sokmayın.” Size çok yakın ve benim de candan dostum olan bir paşamıza da, “Hayır ben böyle bir emir vermedim” diyor. Gelin görün ki, bu Karakuş’ça hüküm, üç aydır yürürlükte.

İstanbul Devlet Korosu’nun başında, rahmetli Mesut Cemil Bey dostumun getirdiği üslubu, onun yanında belleyerek, örselemeden yineleyen, belki yüzüncü kez aynı üslup ile halkımıza sunan, bize de dost olan bir Nevzad Atlığ var. Ama Ankara ve İzmir korolarının başında da klasik ve çağdaş musiki eserlerimizi üstün yetenekleriyle sunan iki değerli koro şefimiz olduğu unutulamaz ki! Ben, sizin, Ankara koro şefinin koluna girerek onu kutladığınıza tanık olmuşumdur.

İzmir korosunun başındaki Teoman Önaldı ise klasik Türk musikisi ve Batı tekniğini, tıpkısı güçte yürüten, Türkiye içinde ve dışında ismini kazımaya başlamış olan bir değerimiz. Onu her dinlediğinizde, kendisine gösterdiğiniz sevgi ve beğeni duygularınızı kaç kez saptadım. Anadolu’nun uzak illerinde kurulmuş amatör dernekleri ekrana çıkartan TRT’nin, bu iki üstün devlet korosuna liyakatsizce kapıları kapaması, Kültür Bakanı’nın, “Benim üç devlet korom var” diye yaptığı nazik telefonunu bile arkasına ataması Kerim Aydın’ın kulağını bükme görevini size yüklüyor; buna da üzülüyorum.

ANAP iktidarı zamanında yanlış, eksikli işler de yapıldı, ama yurdun birçok bölgesinde devlet koroları açıldı. Bunların sınavlarında komisyon başkanı olarak bulundum. Hizmetlerin en güzeliydi bu korolar. Televizyonu, devlet korolarına, bakanların ricasına karşın kapatan bir TRT Genel Müdürü’nün, sadece sizi memnun bırakıcı bükülüşler içinde olmasından mutlanacağınızı da sanmam. Bu arada bir duyuntum da şu: Yüksek Kurul’da da üye olan doktor Nevzad Atlığ’nın etkisiyle kurul; “Korolardan İstanbul Devlet Korosu, bu yıl içinde çok başarılı konserler vermiştir” gibi bir de rapor veriyor TRT’ye.

Bir koro şefinin Yüksek Kurul’dan kendi kendini övdüren rapor çıkarttıracağına (dostum olan Dr. Nevzad Atlığ’ı yakından tanıdığım için) inanasım gelmiyor.

TRT’de Itri programı başladı. Film, perişanlıklarla sürüyor. Dünya çocukları arasında “Atatürk’ün yaktığı meş’ale” diyeceği yerde, TRT’nin Genel Müdürü, dördüncü harfi iki kat uzatarak “meşalle” diyor. Bir Güneydoğu ilimizin adı pek çok sunucunuzca “ka” hecesi “kâ” ya dönüştürülerek okunuyor. İlimizin adını değiştiremeyeceğimize göre bu kurumda Türkçe sefâleti var. Film yolsuzlukları var. Kültür perişanlıkları var. Bunlara gelecek sayılarımızda ısrarla döneceğiz. TRT’de konuşan, ya da konuşturulanlar içinde, “eee”li konuşan az kekemeye mi rastladınız Sayın Özal? Milletimiz, kendi televizyonunun perişanlığına daha ne kadar göz yumabilir? Bunca telaşınız arasında Şardağ’ın eleştirileri dikkatinize çarpabilecek mi? Ben yine de şâir kadar karamsar değilim:

“Söylesem te’siri yok; sussam, gönül razı değil.”

(*) Kendisinden hesap sorulmayan.


Şardağ R. (1991, Nisan 28). Sayın Özal’ı Televizyona Davet Ediyorum. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın