ANAP’ta adaylar

ANAP da bizim partimiz. Öteki iki muhalefet partisinde olduğu gibi onda da dostlarımız var. Sırtımızda siyasal bir bağımlılığın yumurta küfesi yok ya, doğruları, eğrileriyle partileri, bakanları, Başbakan’ı ve gerektiğinde Cumhurbaşkanı’nı eleştiri süzgecinden geçiriveriyoruz. Ulaştırma Bakanı Cengiz Tuncer de adaylığını koydu. Böylece bizi ANAP genel başkanlığı konusuna itiverdi.

ÖTEKİ ADAYLAR

Kısbetlerini takınarak meydana atılan genel başkan adaylarından Hasan Celal Güzel dostumuzdur. Partisi içinde ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda faydalı hizmetler vermiştir. “Hande” olayının ciddiliğine de inanmış değilim. Hele konunun içine, adalet mekanizmasının sokuşturulması bir yana, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’nın gizli evraktan tek sorumlu olarak bu küçümencik görevliyi sorguya çekmesi sadece onu muhatap tutması oldukça hazin. Olay yine de Hasan Celal’i biraz sarstı. Ayrıca parti grubu içinde kavgasına geç başladı. Başka gruplarla birleşeceği havasını üstü örtülü estirdi.

AKBULUT’A GELİNCE

Bugünkü Genel Başkan Akbulut, Sayın Özal’ın, hiç kimsenin kafasında Yıldırım Akbulut imajı yokken ortaya çıkarılmış bir aday. Özal “ol” dedi o da oldu. Turgut Özal’a bağlılığı, kendi makamına olan bağlılığından mı geliyor, gerçek vefasından mı, bu nokta biraz karartılı. Ne yaptıysa kendini beğendiremedi. O da benim, Meclis’teyken iyi ilişkilerim olan bir insan. Kalemim ona kolay kolay kıyamaz, ama basınımız her gün şaka dozunu kakaya çevire çevire sehpanın iki ayağı üzerinde nasıl durabilecek bilemiyorum.

MESUT YILMAZ’A GELİNCE

Sanırım, bir kez daha dokunmuştuk. Siyasal hayattaki bazı kişiler basınımızda bir kez boy hedefi oldu mu bir daha kendini zor kurtarıyor. Bazıları da Sayın Yılmaz gibi tersi. Yüzü pek gülmüyor: “Hımmm! Ciddi bir adam bu.”

Liberal diye tanıtıyor kendisini. Ekonomik anlamda demiyorum, çünkü ANAP’ın dört eğilimi içinde zati liberaller de var. Ama Sayın Yılmaz bu sözcüğü, “Gericilere karşıyım ha!” demek isteyen bir tavıra büründürmüş. Bir süre, kendini Özal’ın bazı davranışlarına karşıymış pozisyonunda sundu. Bazı gazetelerimizde de tuttu. Kimse sormadı:

“A kardeşim, sen liberaldin ve Özal’ın bazı tutumlarına karşıydın da Dışişleri Bakanlığı’ndayken, gerici dediklerinle aynı hükümette nasıl sarmaş dolaş olabildin? Meclis içinde ya da dışında, ANAP’ın gidişini eleştiren bir davranışın oldu mu? Bir aralık böyle bir pozun içine girer gibiydin. Sayın Özal çağırdı. Çankaya’ya tırmanırken Özal’a karşıcılık, Çankaya’dan inerken Özal’ın yanındacılık senaryosunu izledik. Gerçek liderlik düzeyine bu yol çıkarır mı insanı?”

MEHMET YAZAR

Bir hayli vurmuştu ANAP’a. Şimdi orada ve Sayın Özal’ın yanında. Edepli, saygınlıklı bir isim bence hâlâ. Cumhurbaşkanı için göz doldurucu bir aday gözüyle görebilir mi bilmem. Ama son anda Özal’ın kendisine yaklaşımda bulunacağı bir belkilik taşıyor.

CENGİZ TUNCER

Tonton bir isim. Yepyeni bir genel başkan adayı. Böbreğinden başka değişmiş hiçbir karakter çizgisi yok. Yüzü ne ise içi de o. Bakanlığa geldiği ilk günden beri bir hayli atılımların içinde. İş bitiren, başarıya ulaşmış bir bakanımız. Hukuku bilgisinin ağırlığı yanında Devlet Demir Yolları, PTT ve Türk Hava Yolları’nda olumlu girişimleri ve başarıları var. SHP’den, Doğru Yol’dan tanıdığım dostlar gözünde saygınlığı bulunan bir ANAP’lı.

ÇARPIŞIRLAR MI?

Sayın Özal, adaylar bire insin diyor. İnebilecek mi? Dini bütün ama Cumhuriyete inançlı birisi daha var: Ekrem Pakdemirli. O ne yapacak? Kendisine son dakikada Liberalo-İslâmik selamı çakan Mesut Yılmaz beyle savaşacak mı, birleşecek mi? Bu arada Sayın Yılmaz “Hükümeti düşürürüz” deyiverdi. Dört-beş bakan Yılmaz’a uyarak ayrılırsa bu hükümet düşebilir. Ama efendim, düşmüyor işte, düşemiyor, düşemiyorsa ayakta da değil, diz üstünde. Kim, nasıl kaldıracak? Hükümet düşünce, yeni hükümeti kurma görevini Sayın Özal dilediğine vereceğine göre hükümet düşmüş kalkmış ne önemi var?

Kendilerine hem “dinci” hem de “cahilliyye insanları” sıfatı yakıştırılan, yani hem koyu Müslüman ve hem de putperestlikle suçlanan yeğen, kardeş ve öteki iki bakan işte hükümette kuzu kuzu görev başında değiller mi? O halde Yılmaz’ın “Hükümeti düşürürüz ha!”sından, kimsenin çekineceğini pek sanmıyorum.

ANAP, bu kadar çok adayla elbette genel kurula gidemez. Hangi parti için olsa aynı şey geçerlidir. Dört beş başlı bir parti olmaz. “Ama efendim demokratik bir seçimde herkes adaylığını koymak hakkına sahip değil mi?” Sahip, sahip de işleri arap saçına döndürmemek adabına da yaklaşım gerekiyor sanırım.

Bu hükümet içinde bazı bakanlar tanıyorum ben. Yansız gözle baktığım zaman neden onların da genel başkanlığa adaylıklarını koymadığına şaşıyorum. Bir kültür bakanı Zeybek, bir Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol da Cengiz Tuncer gibi efendilikleri ve ağırlıkları olan kişiler. Konuya ilgisiz duruşları, eskilerin “teeni” dedikleri anlamlı bir bekleyişten mi geliyor?

ÖZAL HİÇ KARIŞMASA MI?

Evet, Anayasa’nın ruhu, işlerin güzeli de bu! Ama partisinin, seçimle değil de seçimden de önce gümbürtülü bir kavga sonu çöküşüne razı olamıyor; öteki parti liderlerinden de Cumhurbaşkanı seçseniz, az çok sonuç bu. Sayın Özal’ın eksiği, bu konularda basına açıklama yapması. Kendisini kavganın içinde ya da bastırıcı rolünde gösterme isteğini sık sık vurgulaması.

Bu arada bir şeye dikkat ediyorum Meclis Başkanımız, ANAP’lı Kaya Erdem’in hiç sesi çıkmıyor. Sesinin, Köşk’te yankı yapmayacağını bilmiş olmasından mı? Ah, Özal’ın bu eski arkadaşının, şu sıralarda sık sık Çankaya’da görülmesi mümkün olsaydı hem ANAP genel kurulu, hem memleket rahatlardı.

Başkan adaylarının, kafa kafaya vuruşmaları arasından, Sayın Cengiz Tuncer’in, sessizce maratonu aşabileceğine inanıyorum.


Şardağ, R. (1991, Mayıs 19). ANAP’ta Adaylar. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın