
Hafta içinde, Star’ın Kırmızı Koltuğu’na oturtulmuş olan Bülent Akarcalı’yı soru yağmuruna tuttular. Sayın Mesut Yılmaz’ı değil de onun sözcülüğünü yapan Akarcalı’yı iyice sıkıştırdılar. Çok rahattı. Neden Mesut Yılmaz’ı değil de onu konuşturdular televizyonda? Sunucular öyle cin sorular yağdırdılar ki bunların altından açık net yanıt verebilmek için on tane Yılmaz birleşse kalkamazdı.
Akarcalı, her zaman olduğu gibi yumuşak “eee”lemeden, sıkıntısız, hatta gülümser bir yüzle yanıtladığı soruların en önemlilerini, Sayın Yılmaz adına ıskalarken bile rahattı.
RAHATLIK YETER Mİ?
Bu rahatlığın yanında, inandırıcılığı pek bulamadım. “Biz ANAP olarak dört eğilimi birleştirdik; kuzu kuzu gidiyoruz işte” dediğinde, kendisine, “Neyle birleştirdiniz, 404’le mi?” demek isteyen tele sunucusu sordu:
“Peki, öyleyse neden Mesut Yılmaz’ın görüşme önerisini Sayın Hüsnü Doğan reddetti?”
Akarcalı’dan düzgün cümlelerle, konuyu sağa sola dolandırarak konuşma var, ama yanıt yok. Yeni bir soru:
“Siz bu iyice düşmüş oyları nasıl, hangi yöntemle yükselteceksiniz? Yapılan yanlışlar sizce nedir? Yeni olarak neleri getireceksiniz?”
Sevgili Akarcalı, yine olayın ötelerinde gezintiler sergileyerek yanıtlamaya çalışıyor: “İlkelerde tıpkıyız. Bazı uygulamalarda farklıyız” gibilerden.
İyi ama düşen oyları yükselteceği iddia edilen başpehlivandan, neler yapılacağına ilişkin, hiçbir basın organında ses yok. Sadece yabancı marka otomobillerin değiştirileceği görüşü yer alıyor. ANAP’tan, milletin beklediği birçok köklü girişimlerden, ortada eser yokken yabancı markalı arabaların değiştirileceği haberi, bazı gazetelerimizde devrim haberi gibi yansıtılıyor.
Akarcalı’ya bir soru daha:
Siz, bir gün, “Keçeciler’den asla Başbakan olamaz” demiştiniz. “Hani uyumlu partiydiniz? Bu çıkışı neden yaptınız?”
Sayın Bülent Akarcalı, boş musluk değil ki! Öğrencimdir; hem de yetenekli ve sevdiğim öğrencim. Kafası işliyor, ağzı laf yapıyor, ama inandırıcı tek bir cümle bulabilmek için cımbızla la yola çıksak sonuç alma olanağı yok. Sağlık Bakanı iken, uçaklara sigara yasağı getirmiş ve tutturmuştu. Bu güzel jestin yanı sıra, yabancı sigaralara veryansın etmişti. Bugün hükümetin Tekel’i minder dışına çekip yabancı sigaralara kapılarını açması karşısında ne söyleyebileceği, küçük bir fiske halinde kendisine anımsatıldı:
“O zaman, ben yabancı sigaralara çatmıştım, ama sigara için çok reklam yapıyorlardı” Bu yanıtla, kendi vicdanı acaba hak verebilir mi?
DAMDAN DÜŞER GİBİ
Star’da soru soran çocuklar da hiç huzur vermiyor. Biri, Mesut Yılmaz Bey’in, ekonomide ne gibi yenilikler getireceğini sordu: Yanıt şu: “Efendim, biz partimizin ekonomik görüşü doğrultusunda ekip çalışması yapacağız. Sayın Yılmaz, ekonomiyi yine ANAP’ın genel ilkeleri içinde sürdürecek.” Dişe dokunur bir yanıt alamayan Star sunucusu bir atak daha yaptı: “İyi ama Sayın Yılmaz, bir gün, “Ben ekonomiden anlamam” demişti ya efendim.”
Dişe dokunur yanıt alamıyoruz Sayın Akarcalı’dan. Sunucuların aklına, nasılsa, Dışişleri Bakanıyken Özal’dan farklı bir görüş taşıyıp taşımadığını sormak gelmiyor.
EN ACI SORU
Akarcalı, soruların e beteriyle karşı karşıya getirildi. Yasalarda özgürlüğe, insan haklarına dayalı yenilikler getirdiklerini, hapishanelerin hemen hemen boşaltıldığını anlattıktan sonra, “öyleyse neden” dediler. “Batılılar, insan haklarının en geçerli ve en geçersiz olduğu ülkeleri sayarken gerekçelerini de bildirerek Türkiye’yi sondan üçe önceye alıyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?”
Kendisinde hem ekonomi, hem başarılı dışişleri anlayışı vehm olunan Sayın Yılmaz adına, buna ne yanıt verirdi ki Akarcalı?
Ama verdi. Burada iyi niyet dolu bir iki cümle ile gerçeği teslim eden bir tavrın içine girdi. Ondan, bu beklenirdi zati.
SİVİLDEN PAŞA
Star’cı soruyor:
“Siz ordu ile sivilleri kaynaştırmak için sivillerden de paşa yapalım demiştiniz. Bu konudaki görüşleriniz?” Sağlam bir yanıt yok.
Türk milletinin sinesinde yaşayan Mehmetçik sevgisi, kimin bilgisi dışında ki? Ordumuzun başında bulunan bugünkü Genel Kurmay Başkanı’nın, istifa eden eski Genel Kurmay Başkanı’nın ve üst kademede komutanlarının, sık sık, “Biz sivil yönetimin emrindeyiz” dediklerini duymuyor muyuz? Bu gerçek, ışıl ışıl ortadayken yeni bir kaynaşmazlık çıkarmanın gereği de yok ki!
Bu soruya, sevgili Akarcalı’nın zorlanarak verdiği yanıtlarda yanıtlık bir şey bulamadık.
Askeri müdahalenin bitmiş olduğu memleketimizde, “askere müdahale” dönemini başlatmak havası hiç de güzel bir şey değil! Sayın Akarcalı, “Zati valilerimize Anadolu’da, vali paşa demezler mi?” demeyi de unutmuyor. Bunu da açıklayalım. “Beşe”, orta Asya Türkçesinde “ağabey” demektir. Osman Gazi, ağabeyi Orhan’a “beşe” diye seslenirdi. Orhan, o günün baş veziri olduğu için zamanla Osmanlı devletinde sadrazamlara ve vezirlere sivil oldukları halde paşa denmiştir. Beşe’den gelişen bu sözcüğün paşalaşması başka, sivillerden paşa üretmek başka. Hele II. Abdülhamit devrindeki paşaların yani sivil paşaların niteliğini de bildikten sonra! Büyük şair Âkif, onlar için, “Cümlesi hırsız çetesi” demişti.
Sevgili Akarcalı, parti içinde Atatürkçülüğü geçerli olan, ilke sahibi bir öğrencim. Atatürk’ün tarihe gömdüğü, yolsuzlukları dillere destan sivil paşa dönemini başlattığını söylerken bile gülüyor, işi şakaya vuruyordu. Ağzından ivedi olarak kaçmış bir sözdü bu!
Bir küçük uyarım olacak; Kolejden öğrencim olan sevgili Akarcalı, “makam” derken sözcüğün birinci hecesini, sürekli olarak uzatıyordu. Ben mi, doğru dürüst hocalık yapamamışım!
Şardağ, R. (1991, Haziran 2). Star’da Akarcalı. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

