Sanatçılar ve partiler

Hafta içinde Cüneyt Arkın başkanlığında birkaç sinema oyuncusu, aralarına hayali ihracatçıların yakınlarından birini de alarak yola çıktılar ve “Biz partili değiliz. ANAP iktidarının sanata verdiği değere şükranlarımızı duyurmak için buraya geldik” demeyi de ihmal etmediler.

GİDENLER SANATÇI MI?

Önce işin bu yanını tartışmak gerekiyor. Sanat, insanların ruhsal dünyalarını ateşe vermektir. Gidenlerin tümü, böyle bir gücün sahipleri mi? Sanat nedir? Yazacaksın; okuyanların dünyası alevlenecek. Parmakların bir sazda, ya da ses ve seçkin sözlerin, melodilerin sunuluşundayken gönülleri, yeni evrenlere doğru sürükleyecek. Ressamsan, ellerin tuvalde, gözlerin, gördüklerini resmin namusu demek olan desenden sızdırarak dili olmayan renkten, çizgiden, gölgeden altınlaşan dünyalar yaratacak.

VE DE

Ve de film sanatçısı, yani oyuncu isen, fondülerle, beklenmeyen trüglerle, darbelerle doğmuş bir senaryoda, bütünden soyutlanarak sana verilmiş olan rolünü, “bütüne nasıl hayat katarım” düşüncesiyle işleyeceksin. Kısaca sanatçı isen, ardından sadece sevgi değil, saygı izleri uzandıracaksın… Toplumdaki ağırlığın, sinema derneklerinin boş lokallerine değil aydını ve halk çoğunluğunu oluşturan toplumda dalgalanacak. Şimdi adam döven, kafa göz patlatan, bir filmde zalimken öteki filmde romantik yusyumuşak saygınlıklı, efendi bir kişiyi; bir başka gün, ihanet görenin, bir başka gün de ihanet edenin dünyasını perdede tıpkısı güçte, tutuşturacaksın. Eğer sevgili Metin Gürdere, “Bu giden kafilenin hepsi de sanatçı” diyebiliyorsa “Allah mübarek etsin, hayrını görsün… Propagandalarında tepe tepe kullansınlar” demekten başka, elimizden ne gelir ki!

İSMİN ROLÜ YOK MU?

“A Şardağ, perdede ismi ünlenmiş olmanın ANAP hükümetine katacağı gücü yok mu? Ses sanatçılığında eskimiş de olsalar hâlâ sevilen seslerin, bize, yanaşık nizamda duruşları güç katmaz mı?” Ben Cüneyt Arkın’dan başka, perdede ünü yayılmış film sanatçısı adı göremedim, toplulukta. Bir de sevgili Erol Taş var. Değer verdiğim bu iki sanatçının yedeğine taktığı Nazan Şoray hanım kızımızın, basında kalemlere düşen maceralarını anımsıyorum de sinema ya da musiki sanatının herhangi bir bölümünde ad bıraktığını pek anımsayamıyorum. Kahkahası, sesinden daha ünlü olan sevgili Kasacı kızımızın, hayırlı olmasını da dilerim, ANAP’lılara, ya da hükümetimize.

ÜNLENMEK

Ünlenmek, aynı zamanda oylanmak, oy derlemek anlamına da gelmiyor ki! Ablası Türkan Şoray kızımız, basında, film dünyasında, suda yüzerken, ekranda Sayın Aziz Üstel’ce, o cılız Türkçesiyle “Sultanların sultanı” yapılmışken, filmleri Anadolu’nun en ıssız yörelerinde puan da toplamışken, deneyin bakalım, milletvekili çıkarabilir misiniz? Hülya Koçyiğit, bunca ağırlığına rağmen İzmir gibi uyanık bir kentte seçim vurgunu yemişti. Sanatı takdir, bir partiye çok şey kazandırır, aslında. Tuttuğunuz kişiler gerçek sanat temsilcileri de olsalar, hangi nedenlerle seçilemiyor, ya da son dakika particilikleri sonuç vermiyor. Üzerinde derin derin düşünmek gerekiyor.

BAŞKA PARTİLERE GİRSELER NE OLACAK?

Türk halkı, son beş yıldan bu yana sanırım, bilinçlenmiş durumda. Sinema oyuncusunu, şairi, romancıyı birdenbire, bayram değil seyran değilken siyasal partilerin ya da hükümetin kapılarında görüvermekle o partiye eğilim duyamıyor.

Sayın Semra Özal Hanım, ünlü romancımız Yaşar Kemal’e geçmiş olsuna giderken güzel, akıllıca bir jest yapmıştır. O da buna karşılık Özal’a sevgilerini, selamlarını yollamıştır. Diyelim ki bu saydığım, sevdiğim romancı ANAP kervanına girdi. Bir kımıldama mı yaratır, yoksa tersini mi? Sayın Erdal İnönü’nün ya da Sayın Demirel’in partisine göz kırptığını kabullenelim, o partilere büyüleyici bir katkısı mı olacak, pek sanmıyorum.

Halk, ölçüyor efendim. Romancılığına tamam, şairliğine, ses sanatçılığına, ya da film sanatçılığına tamam! Tamam da böyle birdenbire hem de seçimlere, en çok bir yıl kala, cuppadak bir partiye zıplamak…

Türkiye’de, Cüneyt Arkın’ın başını çektiği sanatçılar ve de çoğunluğu ile sanatsızlar topluluğu en ideal topluluk da olsalar, bunlar, genel seçimlere az bir zaman kala iktidar, ya da bir muhalefet partisine birden dümeni kıvırırlarsa ve o güne kadar, ülkenin sosyo-ekonomik konularındaki görüşlerinden de kimsenin zırnık bilgisi olmamışsa, halkta hiç de hoş bir hava yaratamıyorlar. Vatandaş oylarının bu son trendekilerle çoğalacağına, partilerin ağlarına saf balıklar örneği oy akacağına inanılmaması gerekir.

Hele o güne kadar ki eser ve davranışlarıyla A vapuruna binmiş giderken birdenbire B vapuruna atlayıvermişlerse…(*)

(*) Geçen hafta çıkan yazımızdaki “Osman Gazi”, “Orhan Gazi” olacaktı. “Orhan Gazi” de “Alaattin” olacaktı. Bir karışma olmuş; özür dilerim…RŞ


Şardağ, R. (1991, Haziran 09). Sanatçılar ve Partiler. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın