
Gülünçleşmiyor muyuz? Bu iş, çoktan bitti efendim. Geçmişte birkaç kez, sivil yönetimin her köşesine el atmış olmaktan üzüntü duyan Türk ordusu, bu defteri, bir daha açılmamak üzere çoktan kapattı. Öyle ise Bayram Gazetesi’ndeki o flaş haber neydi? Genelkurmay Başkanımız Sayın Doğan Güreş, Cumhurbaşkanı’na, bir an önce seçime gidilmesinde fayda vardır demiş. Haberi Genelkurmay Başkanımız üstüne basa basa yalanladı. Ama İstanbul Bayram Gazetesi’nin güvenilir sahibi ve yine güvenilir yazı işleri sorumlusu, doğruluğunda direndiler. Sayın Güreş, gerektikçe birkaç kez vurgulamıştı. “Ordu, sivil yönetimin emrindedir” diye.
Ondan önceki iki Genelkurmay Başkanı da bunu vurgulamışlardır. “Türk ordusunun, bu tür müdahale girişimlerinden tiksintisi var. Durum böyle iken ne diye basında, sık sık hayali müdahale hedefleri yaratılarak topa tutuluyoruz.” Selef olanlardan, eski bir Genelkurmay Başkanı’na ilişkindi bu söz.
BAYRAM GAZETESİ’NDEKİ YANLIŞ
Sayın Genelkurmay Başkanı’nın yalanlamasını Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü’nün, biraz da güzellik sınırından uzak yalanlama demeci karşısında izledi. Şöyle düşünüyoruz:
Evet, ordunun muhtıra vermesi diye bir şey yok ortada. Hem asker, yönetime el koyacağız dese bile artık kimse inanmaz ki! 12 Eylül liderinin bile partileri ve Meclis’i kapatmakla büyük hata işlediklerini söylemesi düşündürücü değil mi? Ama bizim Bayram Gazetesi, Sayın Güreş’e bağlayarak erken seçime gidilmesi haberi ile yetinmedi ki! Gazetenin tepesine, erken (seçim- Muhtıra- Ordu müdahalesi) manşetini oturtuverdi. Yoksa Sayın Özal’la Sayın Güreş, karşılıklı özel bir söyleşi içindelerken erken seçim söz konusu olduğunda, Genelkurmay Başkanımız, kişisel bir görüş olarak seçimin öne alınmasında fayda umduğunu söyleyemez mi? Türkiye’de herkesin, yeni hükümetin, hatta Sayın Özal’ın bile erken seçimi düşündüğü bir sırada, ordu mensuplarımız içinde de bunu, gönüllerinden geçiren, ya da konuşan olamaz mı? Haber, Bayram gazetesinde, haber karakterini aşarak yoruma götürülmeseydi belki de bu yalanlamaya gerek kalmayacaktı.
GÜREŞ’İN YALANLAMASI
Kesindir, serttir ve yerindedir. Türk ordusunun yönetime el koyma yanlısı oluşunu ima eden o çirkin sakızı durmadan çiğneyen, ordu değil ki! Biz, aslında, bu konuyu ısıtıp ısıtıp işledikçe Sayın Özal’a gazetelere karşı bir çıkış yapma haklılığı kazandırıyoruz.
Nitekim ülkemizde 12 Eylül’den önceki durumlar, terör ve cinayetler, eskisinden beter bir biçimde yaşandığı halde Sayın Cumhurbaşkanı,
“Aman 12 Eylül’den önceki günlere dönmeyelim” deyip duruyor.
Ordu müdahalesi dönemi, üstü kalın bir örtü ile örtülerek tarihin raflarına kaldırtıldı. Bu böyledir diye son dönemlerinde oyalanan ANAP iktidarı, “İyidir, Türkiye’de durumdan kimse rahatsız değildir” anlamını da çıkaramazsınız ki! Ara seçimleri konusunda biraz kıvırtan, sunduğu mal varlığı ile Türkiye’nin yoksulları acı acı güldüren, Sayın Akbulut’a, “Özalcı” imajını takmak isterken kendisi tüm Özal ailesinin baskı kıskacı altına boylu boyunca giriveren, Ekrem hocanın iyicil çıkışlarına karşın ANAP’ı, beklenen sona daha da yaklaştıran Sayın Yılmaz’ın, görünümünden, sivillerin yüzde sekseni umudunu kesmiş, hatta öfke küpü haline gelmişken Türk ordusu mensuplarının dillerinden, güzel söz yüzlerinden, güler yüz beklemek hakkımız mı?
ASKER DE VATANDAŞ DEĞİL Mİ?
Ordu müdahalesi çirkin. Bunun, sivillerden önce askerler bilincinde. Ama siz, onların da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını unutmuşluktan gelebilir misiniz? Yurttaşlık görevini, gerektiğinde ölümü göze alarak yerine getiren, sandık başında oy veren ordumuz subay ve astsubaylarının, komutanlarıyla birlikte tüm askerlerimizin gönüllerini mühürleyebilir misiniz? Siviller, “Bu nasıl yönetimdir? Çağ atlattık dedikleri bir ülkeyi, bir daha elli yılda düzelemeyecek bir ekonomi ve ahlak sefaletine ittiler” diyecekler, ama askerlerin vicdanları üzerine “Aman müdahale sanılmasın” diye çeki taşı oturtulacak. Sayın Cumhurbaşkanı, uzmanı olmadığı, bilgisi dahilinde bulunmayan konularda durmadan konuşma atakları yapacak. İşçiler konuşacak, memurlar konuşacak, hatta aldıkları maaş ağır hizmetlerine karşılık yüz kızartıcı durumunda bulunan polisler bile telsizlerle gark gurk uyarısında bulunacak, ne ki vatandaş Türk subayı, müdahale sanılmasın diye yüzüne güleçlik maskesi takacak. Olacak şey mi bu?
Sayın Genelkurmay Başkanı’nın yalanladığı, ordunun müdahaleciliği kuşkusudur. Elbette ordu mensuplarımızla siviller arasında, büyük ayrılık noktaları var: Askerler partiye giremez. İktidar, ya da muhalefet saflarında bulunduğu hissini uyandıramaz. Ülkeyi bölerek değil, birleştirerek kucaklar. Sayın Genelkurmay Başkanı, en az üç kez, ordunun müdahaleciliği kuşkusuna karış dozu gitgide sertleşen uyarılarda bulundu. Kendisini kutluyorum. Zırt pırt müdahale kokusu sezinlemek için, kalemlerinden önce, burunlarına koku alma görevi veren bazı basın habercisi arkadaşlarımızı da uyarıyorum Şunu bilelim ki Türkiye’de ordu müdahalesi dönemi herkesten önce Türk ordusu tarafından kapatılmış, bunu yerine sık sık ordunun görev alanına burun sokmalar dönemi başlamıştır.
İşte bu en duyarlıklı noktada dikkatli olalım.
Şardağ, R. (1991, Temmuz 7). Ordu Müdahalesi. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

