
Sizden önceki hükümet ve tek tek bakanların, Sayın Özal, sanki temsilcisi gibiydi, biliyorsunuz. Onlar adına da konuşuyordu. Ama siz, bir başka türlü davranış yaratacaksınız sanısı var basında. Ben buna henüz katılamıyorum. Davos’ta, Humeyni rejimini öven Özal’a, o zaman yönelttiğim her soruyu, Başbakan adına, liberal Mesut Yılmaz olarak siz, savunarak yanıtlamıştınız.
Bulgar zulmünden kaçan soydaşlarımız için Sayın Özal, “Bütün Türk kardeşlerimiz gelsin. Sen de gel, Jirkov” diye sınır kapılarımızı açmış, akını durduramayınca gelenleri ters yüzü geri döndürmek zorunda kalmıştı. Dışişleri Bakanı olarak siz, susuyordunuz. Basındaki bazı arkadaşlar, sizin bu susmanızdan önemli bir koku aldılar ve “Mesut Bey, Özal’ın tutumuna karşı” dediler. Kavrayışım mı kıttı, jetonum mu geç düşüyordu; ben buna da inanmamıştım. Zaman zaman da şöyle düşündüğüm oluyordu: “Şardağ, sen siyasetten ne anlarsın? Meclis’e birlikte girdiğin partiden, beş ayda istifa edip kavganı yalnızlık içinde sürdürdün. Yarın parti genel başkanlığına oynayacak olan bir insan, genel kongreden önce içindekini dışına vurur mu? Hele bir başbakan olsun!”
Sonra diyordum ki, Mesut Yılmaz Bey, Turgut Bey’in, aile bireyleri dışındakilere karşı vefası olduğuna pek inanmaz. ANAP deyince, hatta Özal deyince, sevgi ve heyecanı son düzeye yükselen yetenekli öğrencim ve sevdiğim Akarcalı, Sağlık Bakanlığı’ndaki bunca başarılı hizmetlerinden sonra bir gece yarısı kendini bakanlığın dışında bulmuştu değil mi?
BAZI UMUT BELİRTİLERİ
Başbakan olarak işe başlar başlamaz, hem bakanları ve Bakanlar Kurulu’nu, hem de devletin en üst kademesini temsil eden valilerimizi, zırt pırt havaalanlarına koşmaktan kurtardınız. Eski Meclis Başkanı, dürüst insan Sayın Necmettin Karaduman’ın başkanlığında, yolsuzlukların üzerine yürüme komisyonları kurdurdunuz. Karaduman, işini bitirip dosyayı teslim etti. Bu davranışınız da umut verici. Sonucu, tüm yurttaşlarımız gibi beklentiye aldım.
KADINLARIMIZ
Çok sevdiğim Kalemli’nin, elbette ki ona esin kaynağı olan sizinle birlikte, kadınlarımızdan en büyük yönetici de olabileceğini kanıtlamasına sevindim. Ne ki bu gibi olaylarda, Semra Hanım’ın, işi kendine mal etmesi pek hoş karşılanamaz. Bu noktaya, bilmiyorum eğilebilecek misiniz? Hem kadınlarımızı, sade bu yönü ile değil, tüm sorunları ile düşünmeliyiz. Köylerde, erkekleri kâğıt oynarken tarlalarda çalışan kadınlar! Her gece bir bahane ile, sapık kocalarından dayak yiyen kadınlar! Yaşamını sürdürmek için, ağlayarak geneleve girme dilekçesi veren kadınlar! Bunları birlikte ele alıp beni utandırabilir misiniz?
TRT KONUSU
TRT’yi kendi yönetiminize almanız, yerinde bir karar. Bence ilk üzerinde durulacak nokta, onu Sayın Özal’ın buyruğunda imiş görüntüsünden kurtarma geliyor.
Sayın Cumhurbaşkanı’na; nazik, uygun bir dille, Başbakan’ın, bakanların, hatta genel müdürlerin konuşabilecekleri konularda, hele hele TBMM’den geçmesi gereken hususlarda, herkesten önce konuşmasının, kaybolan oyları toplamada faydasız kalabileceğini anlatabilecek misiniz? Bunları sizden beklerken ne ANAP’ın, ne de sizin başarısızlığınızı beklediğim anlamını çıkarmayacağınıza güveniyorum. Sizi Meclis kürsüsünde sert bir biçimde eleştiren Şardağ’ın, üzülerek, ertesi gün bakanlığa gelip öptüğünü ve gönlünüzü aldığını da unutmayın.
ÖZAL’IN BAŞARILARI
Evet, başarılı ve parlak geçen ANAP’lı yıllar yaşandı. Bunda Sayın Özal’ın girişimci gücü büyük rol oynadı, ama eser, yalnız onun mu? Başta Sayın Kaya Erdem olmak üzere ANAP, birçok uzmanın, deneyimli eski bakanların, girişimci teknik elemanların ve nice değerli kafaların baş başa verip birlikte hareket etmeleri sonucu bu başarıya ulaştı. Ama bugün? Evet, bugün, partiye, “ortadirek” diye diye oy oluşturmuş olan Turgut Bey’in, son birkaç yıldır süren tek başına yönetme, danışmasız girişimlerde bulunma gibi davranışları, yitirilmiş oylarınızın en büyük gerekçesidir. Çünkü artık tek tek bütün kurucu arkadaşlar, bir yana itilmiştir. Karşı hiçbir fikri kabul etmeyen Sayın Özal’la ilişkilerinizde, onu etkileyebileceğinize pek inanamıyorum. Ama beni, bu konuda olsun, mahcup ederseniz şapka çıkarırım. Kendisine, “Ben bir yandan partinin şansını artırmaya çalışırken lütfen siz, ivedi müdahalelerle bu şansa gölge düşürmeyin. Bizim başarımız, sizin de başarınızdır” deyin, Sayın Yılmaz. Deyin ve Şardağ’ı utandırın!
DEMİREL KONUSU
Sayın Yılmaz,
Meclis konuşmanızı dikkatle izledim. Geçen dönemde konuşurken çok daha rahattınız. Bunu, yani son Başbakanlık konuşmanızı biraz havasız ve hazırlıksız bulanlar yanılıyorlar. Bence durgunluğunuzun asıl nedeni, ANAP’lı kardeşlerinizin, sizi ya gülmek, ya da dinlememekle, kısaca ilgisizlikle karşılamaları, alkış tutma girişiminde bulunmamalarıdır. Bu, umut kırmaz mı? Ben de olsam, kırk yılın hocası olduğum halde kırılır, durgunlaşır, bozulurdum. Birdenbire aklınıza, alkış davet ettirici çare geldi: Demirel’e çatmak. Gerçekten de çatar çatmaz, alkışları topladınız. Sizin uygar davranışınız karşısında hiç de hoş kaçmayan bu zoraki kafa vuruşlarınızı alkışların yüzü suyu hürmetine birkaç kez yinelediniz. İyi ama Sayın Yılmaz, siz alkışı, grubunuzdan önce, partilerin yazgısına yön verecek olan yansız yurttaşlardan bekleyin ve bir ara, vicdanınızla baş başa kalarak düşünün: Demirel’e başka partiler çatsa bile siz çatmamalısınız. İçinizdekilerin çoğu en başta Sayın Özal, onun dizi dibinden ayrılarak bu partiyi kurdunuz. Şunu da düşünün: O, seçimle geldiği halde süngü ile ve zorla ve sizin de reddedeceğiniz zorlamalarla iktidardan indirildi. Partisi kapatıldı. Son darbede, uygarlık hakları, büsbütün elinden alındı. Bu yetmezmiş gibi, bir de ağzına konuşmaması için siyasal bant yapıştırıldı. Buna karşın asıl oluyor da bu zincirlerin hepsini kırıp oyunu artırabiliyor? Bu nasıl bir granittir ki, kimse aşındıramıyor. Ben, bu konuda uygar bir insan olan Başbakan Yılmaz’ın Sayın Özal’ın etkisinde kalmayacağına inanmak istiyorum.
Doğruya doğru, eğriye eğri demek, bu kalemi bize veren Ulu Kuvvet’in emri. Beni utandıracağınız günleri görebilecek miyim?
Şardağ, R. (1991, Temmuz 14). Sayın Yılmaz, Beni Utandırabilirsiniz. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

