
Bugünlerde, başta Başbakan olmak üzere, bazı bakanların mal bildirimleri birbirini izledi. Aynı insanın, en az iki evi, dört yazlığı, birkaç hissesine sahip olduğu tarlası, mücevherleri ve dah başka neleri ve neleri var. Bunların, ANAP döneminde mi, yoksa daha önce mi elde edildiğine dair küçük bir işaret yok. Neyse efendim, ben bunlara gözü takılmış olanlardan da değilim. Ne ki kendi durumumu düşünüp süzgeçten geçirdikten sonra bir de ben mal bildiriminde bulunayım dedim. Yaşamımız boyunca baba ocağında hep kiracı olarak kalabildik. Asker emeklisi olmak, babama, bir ev alma olanağı sağlayamamıştır. Ankara’da bir yüksek öğrenim, onun yanında bir master yaptıktan, M.E. Bakanlığı’nda Edebiyat öğretmenliği, Tercüme Kurulu üyeliği, Türk Ansiklopedisi müşavirliği yapıp İzmir’e geldim. Bu güzel kentte evlendim. Belediye Başkan Yardımcılığı son görevimdi. Onu izleyerek İzmir Radyosu Müdürlüğü, Ege Üniversitesi’nde öğretim üyeliği ve İzmir Radyosu kuruculuğu ve müdürlüğü görevlerini de sürdürdüm. Eşimin rahmetli babasından kalan bir evin, dörtte bir hissesinden faydalanarak ev sahibi oldum.
ŞUNA İNANIYORUM Kİ
Bir devlet memurunun, görevini kötüye kullanmadıkça, ailesinden bir miras kalmadıkça ev sahibi olmasına olanak yoktur. Ankara’da Ulus, İstanbul’da Vakit, Vatan, Cumhuriyet, Yeni Sabah, İzmir’de Ege Ekspres ve Yeni Asır’da ek ücretle yazılar yazmama karşın İzmir bankalarından üç aylık vadelerle faizli borçlar almasaydım, evimi geçindirme olanağım kararmış, talihsizleşmiş olabilirdi. İki Doğu, bir Batı diline dayanarak telif ve çeviri halinde 24 eser yayınladım. Zaman zaman düşünüyorum: Halkı en az beş yıldan beri Sefiller’i oynayan ülkemde, Sayın Bakanların, tarihsiz, kaynakları belgesiz bildirileriyle sahip oldukları bu gereğinden fazla malların getireceği ruhsal mutluluk var mı acaba?
SAYIN ÖZAL YANILIYOR
“Allah zenginleri daha çok sever.” Böyle diyor Turgut Bey. “Çalışanları sever” buyruğu ile karıştırıyor olmalı. Tabii, haram yolla değil, helal yolla çalışmak koşulu ile. Peki, maden ocaklarının mezarlıktan ayrımsız köşelerinde çalışanlar Allah’ın kulu değil mi? “Zenginleri kıskanmayın.” Bu da Sayın Özal’ın sözü. Niye kıskanalım ki! Karûn kadar zengin ve varlıklı olsak nihayet biz de bir torba içinde, bütün varlığını geride bırakmış olarak, bir çukura atmayacaklar mı? Hem ulu Allah, kutsal kitabımızda kaç kez “Kullarım bu nimetler sizin. Faydalanasınız diye size bağışladım” buyuruyor. Bakara Sûresi’nin 29. Âyetinde, “Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O’dur” buyuruyor. Bakın bakalım çevrenize; Allah’ın, tüm kullarına verdiği bu besinleri kaç kişi yiyebiliyor? Tanrı âyetleri ışıl ışılken, fazla malınızın üzerine yatmanızda nasıl tat bulacaksınız? Fazla servetinizde yoksulların hakkı olduğunu nasıl düşünmezsiniz? Ya ceza? İşte Tegabûn Sûresi’nin 10. Âyeti:
“Birinize ölüm gelip, ‘Rabbim, ölümümü yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım’ diyeceği zaman gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan harcayın!” Mal bildirileri evrende, Kehkeşan yıldızları gibi pırıl pırıl saçılırken büyük İslâm tasavvufçularını düşünüyorum: Abûzer Gaffâri, Selmân-ı Fârsi, Bâyezid-i Bistâmi, Râbia-yı Adviyye, Hasan Basrî, Cüneyd Bağdâdi, Mevlânâ, Şeyh Sa’di, Hacı Bektaş ve Yunus Emre’ler bir lokma ve bir hırkayı, içinde haram kokusu bulunma kuşkusu altındaki tüm zenginliklere yeğ tuttular.
AZ KALSIN UNUTUYORDUM
Bir gün milletvekili olunca emekli maaşımın üstüne gelen bu ikinci maaş, bana görevimi anımsattı. Ben de bulunan yoksul kardeşlerimin hakkını düşünerek üçte birini, onların onurlarını kırmadan kendileriyle bölüştüm. Namuslu çalışma ve helâl yolla servet elde etme, yakınınızdaki muhtaçlarla yoksulları gözetmeniz koşulu ile helâldir; el üstü tutulur.
Bir gün benim de ağzıma haram lokma girdi. Kırkağaç’ın 64. Piyade Alayı İâşe Subayı idim. Kilerden, nöbetçi subayların eşliğinde bölüklere erzak dağıtıyordum. Nöbetçi subayı arkadaşlar Avustralya’dan gelme peksimetlerden birer tane alıp tadına baktılar ve çok güzel olduğunu söylediler. Bir gün, kilerde yalnızdım. Aynı peksimetlerden birini ağzıma attım, ama yutacağım sırada o büyük Güç’le sarsıldım, utandım ve hemen tükürdüm. O günden beri Allah’a her kulluk anında, yalvarırım: “Rabbim, bilmeyerek ağzıma giren o haram lokma için beni bağışla!”
Görkemli, mal bildiriminde bulunan Bakanlarla, bildiride bulunmaktan kaçınanların varlıklarında gözü olmak da ayıp; hatta günah! Çünkü kul, kulun hesabını görmez ve ayıbının peşinde de koşmaz. Benim ki, kendi mal varlığımı ortaya sürmek ve bazı uyarılarda bulunmaktır. Hâ, unuttum. Devlete bağışladığım 3500 kitabımla elliyi aşkın içeriden ve yurt dışından alınmış nişan ve plaketlerim de var. Yetiştirdiğim on binlerce öğrencilerim de var. Onların, güzelim manevi varlığı da bildirilmeye değmez mi?
Şardağ, R. (1991, Temmuz 21). Mal Beyanımdır. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

