Sosyal demokratların yazgısı ve Baykal

Türkiye sosyal demokratlarının yazgısını düşünüyorum. Aklı başına gelen en son Fransız komünistleri olmak üzere tüm Batı komünist partileri, Kızıl Rusya’yı görkemli görünen dönemlerinde silkeleyip attılar. Sosyalist ve türlü adlar altında renklenen ve saf tutan sosyal demokrat partiler de Marks’ı sol açıklarına, liberal devlet yapısını sağ yanlarına alarak çoktan yapılandılar. Ama bizim Sosyaldemokrat Halkçı Partimiz, dayandığı bir halk tabanı bulunmasına, tirajı büyük basın organlarını yanlarında bulmasına, son yerel seçimlerde en büyük oyu toparlamalarına karşın bir türlü belini doğrultamadı. Bugün sonuçlanacak olan SHP büyük kongresinde, Baykal’ın bütün çabalamasına, CHP’de sahnelediği siyasal oyunların bilmem kaçıncı perdesini açıp tıpkısı görüntülerle karşımıza çıkmasına bakıyorum da partinin yazgısını eline alabileceğine pek inanasım gelmiyor. Ama atlayabilirim de. Sayın İnönü’yü düşürebilirler de.

ÜLKEM NE KAZANIR Kİ?

Ben, bay Baykal’lı, SHP’de yurdumun ne kazanacağına, hangi ülke sorunlarının nasıl çözülebileceğine bakarım. Bir ülke düşünün ki onun en başındaki sayın kişi, zekâ oyunlarıyle bir atılıma geçiyor: Topraklarımıza Amerika komutası altında askeri birliği kondurtma tartışmalarını unutturmak için Kıbrıs konusunu ön plana çıkarıyor. Bu olay karşısında Sayın Baykal, dut yemiş bülbül! Partisinin liderliğine soyunan Sayın Deniz Baykal’ın tek duyarlıklı konusu şu:

Haydi başkanlığa!

Bizim gazetede, 11 Kasım 1990 günü yayınlanan “Yakovas’ın herzeleri” başlıklı yazımızda da değinmiştik. Bu Rum Ortodoks papazı, 1950 yıllarında Tarabya Metropoliti iken “Nurlu Ufuklara” adlı bir kitap çıkarmış, burada hem Türklüğe hem İslâm dinine saldırmış, zamanın hükümeti, onu vatandaşlıktan çıkarıp yurt dışına atmıştı.

DİKKAT EDELİM

Bu pis papazın Türkiye’ye girme yasağını kaldırtan, Başbakan Özal’dır. Sayın Özal, bununla da yetinmemiş, Amerika’da Jimmy Carter’ın evinde, -sanırım- Sakıp Sabancı aracılığı ile görüşmüş, dostluğunu ilerletmiş, papazın Türkiye’ye gelmesine izin çıkartmıştır. Neden bu hoşgörü? Özal’da kendi partidaşlarına, hatta dayı oğluna ve kendi öz kardeşlerine karşı gerektiğinde aklın almayacağı hoşgörüsüzlükler sahnelenirken Rumlara bu hoşgörüsüzlükler sahnelenirken Rumlara bu hoşgörü neden?

Ülkemizde İngilizce yayınlanan bir gazetenin muhabiri sekiz yıl önce kendisine soruyor:

“Sayın Özal, Yunanlılar Meis’e askeri hava alanı yapıyor, ne diyorsunuz?” İşte yanıtı:

“Efendim, küçük bir adadır, haiz-i ehemmiyet değil!”(*)

O zaman konuyu Meclis’te gündeme getirmiştim. Şimdi daha da yumuşak ve iyi niyetli olarak düşünüyorum. Belki de Sayın Özal, yabancılara karşı fazla hoşgörülü. İyi ama Kıbrıs konusunda ne zaman masaya otursak Rumlar, sevgili Denktaş’tan verimkâr bir öneri bekliyor. Bunu saptayınca da Maraş’ın nasıl olsa çantada keklik sayıldığını saptıyor ve bir yaygara ile masayı terk ediyorlar. Sayın Bush’un Atina’dan buraya gelmeden önceki tavrı neydi? Rauf Denktaş bir yana itilmiş, Özal’ca, bu, beşeri hata olarak görülmüş. “Türkler toprak versin; Rumlara serbest geçiş olanağı sağlansın” görüşleri, yaygınlaşmıştı. Müzayede salonunda idik sanki: “Kıbrıs’ı satıyoruz!.. Satacağız!.. Sat..tık!” havası yaratılmıştı. İnönü ve Demirel gürledi. Sayın Yılmaz, umduğumuz duyarlılığını gösterdi ve bastırdı! Ama iktidarı ele geçirmeye heveslenen ve türlü yöntemlerle başa oynayan Sayın Baykal’dan tek bir sözcük duymadık.

Hiçbir ülke sorunu, bu arada Türk işçileriyle günlerce sürdürülen ücret pazarlığı da Deniz Baykal’ı kımıldatamadı. Yılmaz, anlaşmazlığı, işçiler lehine çözerek bu konuda da karşı tarafa söyleyecek laf bırakmadı.

MESUT YILMAZ’IN ZORUNLUĞU VARDI

Sayın Yılmaz’ı da eleştirmiştim, geleceğin Başbakanı olarak. “Sayın Özal’ı eleştiren bir görünüm sergiliyordunuz. Ama ağzınızdan tek bir söz çıkmıyor” diye. Ne de olsa onun susuşunda bir haklılık payı vardı:

“Şardağ, Özal tek adam! Başbakanlığı ele geçirmeden bazı konulardaki ayrı tavrımızı nasıl öne sürebiliriz ki?” diyebilirdi.

Ama Baykal’ın, ülkenin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarılışı için görüşlerini ileri sürmesine, taze çareler üretmesine İnönü mü engel oluyordu?

CHP iktidardayken de Deniz Bey, bu ülke için Sayın Ecevit’ten ayrımlı hangi görüşleri dile getirmişti ki? Bunu bir duyanınız, bileniniz varsa Allahaşkına söylesin!

İnönü’nün bazı yanlışları yok mu? ANAP’a, az oyla bu kadar çok milletvekili devşirten yasa, onun katılımı ile kabul edildi. Ecevit’i kahreden nedenlerin başında belki bu da var.

Ne var ki o zamanlar Deniz Bey, Erdal Bey’le al gülüm ver gülüm havasındaydı. Erdal Bey, Baykal için, başta Aydın Güven Gürkan gibi bir değer olmak üzere nicelerini harcamıştı. Deniz, dalgalanıp istedikçe İnönü, onu doyurmak üzere nicelerini harcamıştı. Deniz, dalgalanıp istedikçe İnönü, onu doyurmak için hep vermiş, kendi yanını, Hikmet Çetin gelene kadar yalnız bırakmıştı.

DEMİREL İLERLEYİŞİ

Sayın Demirel’in, son araştırmalara göre önde gidiş nedeni, İnönü ve SHP değildir. Baykal’ın kavga nedenleri arasında sızdırılan yanlış bir haberdir bu!

Demirel’in devşirdiği oyların çoğu, ülkemde, partilerin alınyazısını saptayacak olan yansız halkın oyudur. Ve de her geçen gün halkın silkelediği ANAP ağacından düşen yapraklardır. Sayın Yılmaz’ın, Ekrem Hoca, Kalemli, Giray, Akarcalı, Aküzüm gibi nitelikli bakanlarla bu oylardan nasip alması da olmayacak şey değil.

SHP’nin başına Baykal geçmiş, ya da geçmemiş; önemli değil! Önemli olan, partinin, bu halka ne vereceğinin, Sayın İnönü’nün ağzından çıkmadığı gibi Deniz Baykal Bey’in de hâlâ ağzından çıkmamış olmasıdır. Yine de SHP kongresinin ulusumuza umut olacak bir kadro ile sonuçlanmasıdır dileğimiz.

(*) Önemi yok.


Şardağ, R. (1991, Temmuz 28). Sosyal Demokratların Yazgısı ve Baykal. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın