
Biz seçimle uğraşırken dünyanın jandarmalığına soyunan Amerika, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve başta Almanya olmak üzere dostluklarıyla övündüğümüz Batılılar, hatta NATO bizi hedef seçen kararlar alıverdi. Bunun böyle olacağı besbelliydi.
ASIL SORUN O DEĞİL Kİ
Türk, zorunlu göçlerle, anavatanından çıkıp dünyanın dört bit yanına yayılınca, eğer zorlanmamışsa, hep barışçı, hoşgörücü ve insancıl kalmıştır.
Avrupa’ya yayılan Avarlar, Hunlar, Balkanlar’a göceden Hazarlar, Kumanlar, Peçenekler ve Bolgar Türklerinin dinlerinden ve Türklüklerinden eser kaldı mı? Bu mu hoşgörücü Hıristiyan dünya? Sırp Sındıkları, Haçlı seferleri başta olmak üzere üzerimize üzerimize gelen dünya ile savaştık. İstanbul’un fethi de dahil, yedi düveli ülkemize kattıktan sonra yalnız Hıristiyanlık, Musevilik değil, Hıristiyanlığın bütün mezhepleri de, milliyetler de Türk’ün koruması, hoşgörü gölgesi altında yaşadılar, serpildiler.
2. Beyazıt, “sofu” sanıyle anılır. Başını secdeden kaldırmayan bir hükümdardır. Papa, kendisine, elçisiyle haber gönderir: “Ermeniler, gregorien mezhebini seçmekle dinsizliği benimsemişlerdir. Onlara dinsiz seremonisi uygularsanız, bütün dünya size barış kollarını açacaktır.” Padişahın yanıtı, bugün hoşgörüyü bayrak yapmaya yeltenen Avrupa ve Amerikalıları utandırmaz mı?
“- Âl-i Osman ülkesinde, dinler gibi, mezhepler de korumam altındadır.”
Bugün Yugoslavya’daki Sırp-Hırvat kavgasının temelinde, Osmanlı-Türk hoşgörüsü yatar. Biri protestan, biri katolik. Osmanlılar, işte görüyorsunuz ne dinlerine, ne de mezheplerine, ne gelenek, ne de göreneklerine karışmamışlar.
MUSEVİLERİN 500. YILI
İspanya’da, “Ya din değiştir, ya ölüme razı ol!” zorlayışı karşısında kalan Hz. Mûsa peygambere inanmış olanlara kucaklarını Türkler açtı. Hani nerede, Amerika’daki ünlü Musevi lobisinin, Kıbrıs’ta Yunan zulmüne prim veren, Selanik’te camilerde ezan okutmayan Yunanlılara karşı Bush hazretlerine baskısı?
DENKTAŞ’IN YANINDAYIZ
En az Türk olduğumuz için, en az, insan olduğumuz için ve Kıbrıs Türkleri haklı oldukları için yanlarındayız. Makaryus, Lisaridis, Kleridis, Akel partisinin başındaki Papa Yuannu, Kipriyanu, hem Rum papazları, hem Allah tanımaz komünistler, Türk’ü sindirme-öldürme adadan kaçırma ya da köleleştirme planı olan Akridas planının son bölümüne gelmişlerdi. Londra, Zürih anlaşmalarını parçalamışlardı. Amerika, İngiltere ve Avrupa’nın gıkı çıkmazken bugün arslan kesildiler. Dörtlü zirve toplantısı seçim sonrasına atılınca Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri her zamanki uzlaştırıcı ağzını ibdal ederek Bush marka yeni bir ağızla Denktaş’ı suçladı. Güvenlik Konseyi’ne Bush marka karar aldırdı. Bizim Sayın Özal’ımız hiçbir kötü niyet, ard niyet taşımasa da “beşeri” bir yanıltıyla Denktaş’a “ta’riz”de bulundu.
TARİHİ YENİDEN YAŞAMAK
Evet, Türk tarihini, düşman bir dünya ortasında yeniden yazmak… Yaşamımın son dönemlerinde, Türk’ün hoşgörüsü tarihini bitirmek kısmet olabilecek mi?
Türk’ün, tarih boyu milliyetçiliği hep insancıl kalmıştır. Ayrı din ve milliyetlere saygı ve sevgi gülleriyle doludur. Bu nedenle Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanlar, Türk değil de başka milletten olsaydı bile tıpkısı ilgiyi gösterecektik. Rus bolşevizminin yıkılışı Amerika’nın prestiji, gerçekten bugün yükselmiş bulunuyor. Ama Bush, bunu kötüye, haksızlığa, zulme prim vermeye heveslenerek kullanırsa kısa zamanda Birleşik Devletlerin çizgisine gölge düşürür.
Kıbrıs konusundaki suskunluk kimseyi yanıltmasın! Türk ulusu, inanıyorum ki yarınki iktidarıyla, muhalefetiyle ve devletiyle birlikte haklının, Denktaş’ın, Kıbrıs’ın yanındadır.
Şardağ, R. (1991, Ekim 20). Kıbrıs, Yunan ve Türk Karşısında Dünya. Milliyet, s. 15.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

