Bize noktalama işaretlerini öğreten okuruma

Sıra, tam Dîvan şiirinin aşk bölümüne gelmişti. Bir hafta erteledim. Çünkü bana Anadolu Üniversitelerinin birinde hem de edebiyat okutan bir okurum, uyarıda bulunmuş:

Noktalama işaretlerinde zaman zaman yanlışlara düşüyorsunuz” diyor. Herşeyimize hayranmış, ama noktalama konusundaki bazı yanılmalarıma ve konuda direnişime üzülüyormuş. İmza yerine A. isminden sonra okunmaz bir harf karalayan, hangi üniversitede edebiyat okuttuğunu da gizleyen okurum için değil, noktalamalarda gerçekten yanıltılara düşenleri de uyarmak üzere bir yazı kaleme almak zorunda kaldım. Dîvan ve çağdaş şiirler üzerindeki görüşlerime bir hafta ara verdim.

Bizim yanlışımız neymiş? Şöyle yazmışız geçen hafta:

İyi ama biz de diyoruz ki çocuklarımızı beyin humması yapacak olan bu sözleri, duygulu, ritmli olarak öz dilimizle onlara sunamaz mıyız:” Evet bu cümlenin sonuna, soru işareti koymamız gerekirken iki nokta üst üste koymuşuz. Kul yanılmaz mı? Böyle bir yanılgımız olsa hemen özür dileyerek teşekkür ederdim okuruma. Ancak soru işaretlerinden başlayarak bir kez daha noktalama işaretlerine dokunmak istiyorum.

SORU İŞARETİ

Bu işaret, yanıtı beklenmeyen yerde konulmaz ki! Benim “onlara anlatamaz mıyız” derken karşılık beklediğim yok ki! “Anlatırız elbette” demek isteyen yanıtı, hemen satır başından alt cümlede kendim veriyorum. Yıllarca önce de dokunmuş olabilirim, bir yanıt beklentisi varsa “?” işareti konur.

Diyelim, 15 yaşındaki Ahmet, babasının akşam gezmek için iki saatliğine izin istemiş, ama gecenin onikisine kadar yok. Kalp çarpıntıları içinde odayı arşınlayan meraklı, heyecan küpü halindeki baba, oğlunun 12:15 gece sessizce kapıdan girdiğini görünce, oğluna saati göstererek sorar:

Saat kaç!”

Çocuğu, saatine bakıp ta “onikiyi çeyrek geçiyor baba” der mi? Derse de tokadı yemez mi? Baba oğlundan yanıt mı bekliyor ki?

BU KONU DUYARLIDIR

Büyük romancılar, dünyanın en ünlü ozanları gerçi iki nokta yanyanalarda, hatta virgüllerde, bazı duyarlıklarına daha bir derinlik kazandırmak için işaretlerde özgürce davranmışlardır. Ancak bu işaretler zâti batının malıdır. Bizde Tanzimata kadar nazım da olsun, düzyazı da olsun yazarlarımız rahattı; onsuzluğu yani bu işaretlerden yoksunluğu hiç te dert etmediler. Tanzimattan sonra dilimize katılan duygu ve görüşleri yönlendiren noktalama işaretlerinden söz ederken anımsıyorum. Rimbo, hocasına yazdığı mektuplardan birinde, bu işaretler için “Ah sizler!. Ne diyeceğimi şaşırtan, duygularımı içime tıkayan işaretler!.”der. Bizim Garip’çiler de bu yolu denediler, o güzelim şiirlerinde.

BABAN GİBİ

Çoğunuz belki de bilir; uydurmadır sanırım. Güya Namık Kemal, II. Abdülmecid’in şehzadelerinden birine, okul dönüşü rastlayıp özel hocasından, dersten geldiğini anlayınca, “Oku adam ol, baban gibi eşek olma” demiş. Kendisinden bunun hesabı sorulunca da “baban gibi” den sonra virgülü koyarsanız zât-ı şâhâneye dokunur tarafı olmaz deyivermiş.

Virgül o küçümencik kıvrıntı, dil bilgisinde tıpkısı görevler yapan sözcüklerin arasına girer: Ahmet, Mehmet, Hasan.. gibi.

Bunun gibi sıfat, mastar, yüklem.. Ne kadar benzeri işlevi gören sözcük varsa hepsinin arasına katılır. Ne ki zamanımız yazarlarının pek çoğu virgül harcamasındalar, “Ahmet ağlıyordu” gibi bir tümcede, virgül koymazsak anlamın karışmayacağı besbelli. Bu tür cümlelerde virgül dolduruşuna pek gerek yok. Özneden sonra anlam mı değişiyor; o zaman koyacağız elbette. Eve hırsız girmiş. Ahmed’in yakasından yapışmış. Özneden sonra virgül koymayın bakalım:

“Hırsız Ahmed’in yakasına yapıştı” da Ahmed, hırsız oluverir. Özneden sonra anlamın değişme sakıncası doğarsa virgülü koyarız değil mi?

NOKTALISI

Virgülün noktalısının kullanıldığı yer besbelli. Bir cümleyi bütünleyen tümcecik, tek başına bir anlam duyurmazsa noktalı virgülü kullanıveririz.

Annesi bağırdıkça duymazlıktan geldi, dinlemedi, omuz silkti; kapıyı çekip gitti.”

“Kapıyı çekip gitti” ile bir cümleye girebilir misiniz? Neyi anlatır ki! Kim gitmiş? Niçin gitmiş? Anlayabiliyor musunuz? Ancak baştaki ana cümleyle birleşince hem kendi anlam kazanıyor, hem de temel tümceyi güçlendiriyor.

AH O İKİ NOKTA YANYANA’LAR

“Ben istedim ki yarım bıraktığım tümcenin gerisini sen hayalinde bütünle” der iki nokta.

Adamcağız öylesine yıkıldı ki..” gibi.

Özellikle gençlerde yanyana noktaları rastgele kullanma za’fı:

O gün.. Sabahın tam altısında.. Herkes uykuda..”

Bu kadar nokta hamallığı, böylesine savurganlık, sanki romantik duyguları verebiliyor mu karşınızdakine?

ÜNLEMDE DE YANILTIDAYIZ

Okullarımızın ilk ve orta derecelilerindesiniz. Anılarınızı tazeleyin..

Ah, of, hay, vay, hey” gibisesler, ünlemeler vardır; arkasına (!) işaretini koyarsınız. Öğretilen bu! Aslında böylesi cimriliğe gerek te yok ki!

Ben sorunu örtmeye çalışıyorken şunun yaptığına bak; al sana şimdi!”

İşte “şimdi” ünlem olup çıktı değil mi? Sözcüğün ruhunda bir kızgınlık, kırılma, şaşırma, üzülme, yazıklanma, öfkelenme varsa, bu duygu sinmişse içine, o sözcük peşinden ünlemi sürükleyiverir.

Yazımı noktalayayım derken nokta üzerindeki görüşlerimizin de- okuldakilerine dayanıyorsa- değişmesi gerekecek.

Öğretmen soruyor:
Noktayı tanımla çocuğum.”
“Birden çok sözcüğün yanyana gelmesinden oluşan ve tam bir anlamı içerik olan..”

Duralım.

İşte bakın, ben tek bir sözcük kullanıp “duralım” dedim; cümle olmadı mı? Üç arkadaş yolda yürürken yorulurlar. Biri, “Dinlenelim” dese tümce olmaz mı? Hem de tek bir sözcükle. Bir saygısızın yaptığı anlatılıyor size. Sinirlenip “tuh” diyorsunuz. Aslında bu bir sözcük değil, ünlem. Ama tam bir tümce işte. Cümleden beklediğimiz anlam birliği oluşmuş ya!

Sevgili okurlarımdan özür diliyorum.

Ders verir gibi bir tavrın içine girmekten hep çekinmişimdir. Ama ne yapalım ki Şardağ’ınıza ders vermek isteyen bir sayın okurumu yanıtlarken bu işin kara cahili olmadığımızı da utanarak belirtmeye çalıştık.


Şardağ, R. (1991, Aralık 1). Bize Noktalama İşaretlerini Öğreten Okuruma. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın