
Âzerbaycan Türklerine Karabağ’da Ermeni soykırımları bütün korkunçluğu ile sürerken İstanbul Ermeni Patriği Karakin Kazanciyan Efendi, bir basın toplantısı düzenledi. Karabağ’daki Âzerbaycan Türkleriyle Ermeniler arasında sürdürülen savaşla ilgili düşüncelerini açıkladı.
SANDIK Kİ
Sandık ki, “Biz de Ermeniyiz, Hıristiyanız ama bu savaşın barışla bitirilmesinden yanayız. Barışçı çabaları destekliyoruz.” diyecek.
Eh, o da Türk vatandaşı, Eski patrik Kalustiyan Efendi‘nin, Ermeni Asala cinayetlerini ayıplayıcı konuşmalarına benzer bir açıklama yapacak.
Hayır! Patrik Kazanciyan Efendi, kendisini ve bilgi dağarcığını aşan çıkışlara tırmanıyor. Önce Ermenilerin Karabağ’da işledikleri zulümleri görmeyecek kadar gözü kapalı.
Diyelim ki, en az dört yüz yıl birlikte yaşadığımız Ermeni Patriği, din, ya da milliyet bağı, olaylara göz yummaya sürükledi. Peki, üç kutsal kitabın; zulmü, insanlara işkence yapmayı hoş karşılamadığını nasıl unutur?
Kur’ân’da Allah; sadece Allah’a inanmayanları kâfir sayar ve insanı öldürmenin, insanlığı öldürmüş olacağını vahyeder.
Hz. İsa değil midir, “ıztırap verenler ıztırap çekecekler”i duyuran.
DİYELİM Kİ
Diyelim ki, milliyetçilik duyguları Patrik Kazanciyan Efendi‘yi bu yola itti.
Patriğin konuşması bu kadarla da kalmıyor ki!
“Âzerbaycanlılar zâti Türk değildir.” fetvâsında bulunuyor. Dünyanın en eski milletlerinin başında Türklerin geldiğini Avrupalı doğu bilimcileri, yüzyıllardan beri yazıp duruyor. Bu konudaki araştırmalar, Âzerbaycan Türklerinin en az karışmış eski Türk boyu olduğunu belgeleyip durmada.
Ya milletlerin birbirine karışması?
Evet, bu doğrudur. Başta Ermeniler olmak üzere Türkler de eski bir ulus olarak yenmiş, ya da yenilmiş oldukları zamanlarda, karışmalar sonucu dil katılımlarına uğradılar. Tabii Âzerbaycanlılar da.
BU SATIRLARIN SAHİBİ
Sayın patrik gücenmesin, bu satırların sahibi, kendi tarihi gibi Ermenilerin tarihi üzerinde de kafa yormuştur.
Ermeniler de en eski uluslardandır. Gerçekte talihsiz bir ulus. Hıristiyanlığı kabulden çok önce, Mezopotamya’da göründükleri, yani Sâmi soyundan geldikleri görüşü ile; Âri kökenli oldukları, İran’la tıpkısı kökten geldikleri görüşü hâlâ tartışılıyor.
Hz. İsa’nın Tanrı’dan ilettiği hak din olan Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Romalılar ve İranlılar, Ruslar olmak üzere pek çok ulusun saldırısına uğradılar. Bağımsız yaşamaları, tarihsel süre içinde çok az yer tutar. En son bağımlı yaşadıkları toprak ise dört-beş yüzyıl birlikte oldukları Türkiye’dir.
HADİ GÖZLERİNİ KAPATIYOR DİYELİM
Evet, hadi, dinsel görevi dışında siyaset yapmasının, hoş bir şey olmayacağını unuttu diyelim. Hadi, Hıristiyanlığı ağır bastı diyelim. Kiliselerde Katolik Hıristiyanları, engizisyonlarla öldürdüklerini de unuttu diyelim. Hadi, Hıristiyanlığı ağır bastı diyelim. Kiliselerde Katolik Hıristiyan papazlarının, mezhepleri ayrı Hıristiyanları, engizisyonlarla öldürdüklerini de unuttu diyelim.
Papa’nın, padişah Sofu Beyazıt’a (*) yazdığı mektupta, Katoliklikten çıkıp Gregoriyen olmakla suçladığı Ermenileri, dinsiz diye tanımladığı unutulur mu?
Eğer padişah, onlara din sahibi gözü ile bakmazsa Katolik dünyanın, Osmanlılara, sonsuza dek barış kollarını açacağını yazdığını da ekleyelim. Ve padişahın yanıtı:
“Âl-i Osman ülkesinde dinler gibi mezhepler de himayem altındadır.”
BÖYLESİNE BİR ÜLKEDE
Dört yüz yıl, birlikte yaşamışız, her dinden olanı kardeş saymışız. Bu satırların sahibi gibi pek çok Müslüman Türk, Ermenilerle kardeşçe, tıpkısı tarihi paylaşmış. Ermeni bestecilerin Türk musikisindeki baş eserleri, birlikte, yüreklerimizde yangınlar oluşturmuş.
Şimdi Patrik Efendi, kalkmış, Karabağ’da işlenen soykırım dünyanın gözündeyken bu konuda, Türk Ermenisi olarak ve Mesih’in buna izin vermediğini düşünerek işlenen cinayetlere gözlerini yumuyor. Bundan da ileri giderek “Âzeriler Türk değildir” diyebiliyor. Bu sözlerden taşan bilgi yoksulluğunu görmezlikten gelsek bile bu cesareti nereden alıyor? Hafta içinde kimseden yanıt alamadığına göre bu ülkede, ölçüsüz bir özgürlük bulunduğuna inandığından.
Âzerbaycanlıların, dillerine, bazı Rusça’dan, Farsça’dan katıla sözcükler karıştı diye büyük Türk boyuna bağlı bir milleti, Türklükten çıkarmak ayıp olduğu kadar gülünçtür de. Tarihin eski milletlerinden biri olan Ermenilerin dili, başka devletlerin çatısı altında yaşarken bozulmadı mı? Saflığını yitirmedi mi? Ben, İstanbul’da İcadiye’de Ermeni komşularımızın çocuklarıyla büyüdüm. Komşumuz bakkal Avedis Efendi’ye gidip zeytin, peynir istiyorum. Hanımı, üst kattaki kocasına sesleniyor:
“Avedis! Ruştuni, kısan kuruşi zeytun, kısan kuruşi peynir gisegor.”
Bu sütunda, annesi Ermeni diye Başbakanın müsteşarlığına getirilmeyen bir ANAP dönemi bürokratı için karşı çıkmış, “Ermeni olsa ne olur” diye sormuş ve yazmıştım. Başta Jamanak gazetesi olarak pek çok Ermeni kardeşimiz, beni övgülere boğmuştu. Gazeteme telefonlar yağmıştı.
Şimdi düşünüyorum; onlar, patrikliğe kıl payı seçildiğini sandığım sayın Kazanciyan Efendi‘ye, “Türkiye’den, Âzeri Türklerine ve Türk soyuna hakaret etmeniz güzel bir şey değil!” diyebilecekler mi?
Olmadı, patrik efendi olmadı!
Ah! Patrik Kalustiyan Efendi‘den mek parmak örnek alabilseydiniz!.
(*) Sözcüğün aslı Bâyezid’dir. Arap hükümdar olsaydı öyle yazardık.
Şardağ, R. (1992, Mart 15). Olmadı Patrik Efendi, Olmadı. Milliyet, s. 15.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

