TRT’ye bakış

Son zamanlarda, hele üç özel televizyon da yayın dünyasına girince TRT’yi daha dikkatle ve daha ilgiyle izliyoruz. Ne de olsa onun görüntü ve ses dalgalarında yalnız program değil, devlet var. Özellerdeki bir yanıltı, onda, bin yanıltıymış gibi göze batar. Biz şimdi kalksak, birbirleriyle seks yarışmasına girişen, daha ilgincini sunmak için bazı kez daha niteliksizinden de destek uman özel televizyonlara takılsak neye yarar ki! Söz gelimi, edeple edepsizi ayıran çizgi birbirine çok yakındır. “En nitelikli bir programın ya da bir filmin başlangıcında, ya da önemli bir söyleşiden önce en duyarlıklı yerlerini çalkalayan kadın görüntülerini neden getiriyorsunuz?” desek alacağımız yanıt, “Seyretme efendim” olursa ne yanıt verebilirsiniz?

NİTELİK

Kerim Aydın dostumuz gücenmesin, TRT’de örnek oluculuk yerine, hergün niteliksizlik ağır basıyor. Açıkoturumların çoğunda, işlerin uzmanına rastlamak çok zor. Dünyanın tüm televizyonları, yalnızca yüz ve beden güzelliklerine değil, diksiyon güzelliklerine de kucak açar. Bizim ekranlarda, “E..e..e..e..” siz konuşan kaç kişiye rastladınız? Halkımız, neden Türkçesi ekşimiş, diksiyonu kokuşmuşları dinlemek zorunda bırakılır?

TRT’de güfteleri yanlış okuyan, ağızları mıh gibi kapalı solo acemileriyle karşılaşmaktayız. Solist ve sunucular hâlâ “nehâvend”i nihavent olarak, “uşşak”ı uşak, hizmetçi anlamında kullanıyorlar.

Bana mı inanmıyorsunuz? İşte 17. yüzyıl sonlarının yazarı Tıflîzâde’nin “Risâle-i müntehibe fi usûl’il mûsikiyye” adlı Arapça yazması.. Sorun; oradan çıkarıp TRT televizyon dairesinin gözlerine sokalım. Denetçilerini, sunucularını uyarsın!

Kaç kez söyledik: Filmlerde, makyajcıya kadar herkesin adı unutulmazken beste ve güfte sahipleri çoğu vakit unutuluyor. Bu eserleri yazan ve besteleyenler, yoksa TRT’nin kendisi mi?

Hâlâ “rüzgâr”ı “ruzgâr”dan kurtaramadık. Hâlâ Arabın “ro’ya” sı, Türkçeyi de Arapçayı da sollayarak rûyâ olmaktan kurtulamıyor.

TÜRK MUSİKİSİ

Yazık, yazık ki TRT bu işi de rafa kaldırdı. Hele televizyon dairesine yapılan yeni atamadan sonra bu sanatı, TRT’nin eski başarılı eğlence müdürü tam bir eğlenceye dönüştürdü. Hani, üstün nitelikli ses virtüozlarımız? Nasıl olduysa oktavlar arasında “mi” nin en altında “fa” nın en tepelerine kadar tırmanan Nesrin Sipahi kızımız, anımsandı. Geçen bayramda  “Bülent Ersoy”un ilk okuduğu dört eser, soluklarımızı kesen klasik üstünlükte akıp giderken yarıdan sonra, hafifliğe kayıverdi. “O da olmasın mı?” olsun efendim, olsun. Eğlence programı adı altındaki şovlarda geçerlidir bu!

Güneydoğu’nun kendine özgü hançeresine dörtdörtlük sahip olan Tatlıses ve küçüklü büyüklü iz sürücüleri neden imtiyazlıdırlar? Neden karman çorman sazlarla, bel kıran, kalça kıvırtan ekiplerle ekrana getirirler onları?

“Halk mı istiyor?” Buyursun öyleyse eğlence programına! Klasik müziğimizin büyük ustası Dr. Alâeddin Yavaşça ve korosunu Türk ve Batı müziği tekniği içinde yüceltmiş Teoman Ünaldı’yı bir söyleşi programında görebildiniz mi? Hani yumuşaklığı kadifeden daha zarif Serap Mutlu? Özel programların aklına, yalnız ramazanlarda mı gelir sevgili Ahmet Özhan?

ÖTEKİ TÜRLER TURŞU

Orhan Gencebay, bir Kayahan, arabesk adı- yanlış olarak- takılan türde, hem birbirinden, hem de öteki türlerden ayrımlı çizgi üzerindeler. Zülfü Livaneli’nin üstün ve ayrımlı sanat dünyasını da ayırırsanız, televizyonlarımızı arabeskçilerden nasıl kurtaracağız?

Her gün gazetelerimizde bir haber: “Çıplak mankenlik ilk hedefim. Yakında assolistliğe soyunacağım.” Haksız mı hanım kızımız? Soyunmuş ya! Bedeninin nazik organları sereserpe ortada ya! Yetmez mi? Siz ey soyunmayanlar! Ey binlerce yıllık halk müziği ekolünde emek harcayanlar! Ey nota, usûl, ağız, okuyuş temizliği ve bir tavra sahip olmak için nefes, beyin tüketenler! TRT’nin getirdiği piyasa müziği okuyucuları, soyunuk assolistler size nanik çekip dururken boşuna beklemiş oluyorsunuz!

– “Efendim, biz zaman zaman Abacı’ya da, ötekilerine de yer veriyoruz.”

Aman aman, zahmet buyurmayın! “Bir başka gece”yi de lütfediyorsunuz! Hani şu “bir” demesini zül sayan sunucularla!. Hani, bir sözcüğün İngilizcesini bilip Türkçesini unuttuğunu söylemekten çekinmeyen hafif müzik starlariyle(!) hani, TRT sanatçılarını ekrana çıkarıp sizden bir de bunun için milyarları alan yapımcılarla!.

Hani şu, seyirciler neye güldüğünü anlamayıp bakışırken ekranda söyleşen ve iki sözcükte bir, kendi kendilerine kahkahayı basanlarla!.

“Halkı eğlendiriyoruz ya Şardağ”

Evet, evet! Şimdilik iyi eğlenceler!.


Şardağ, R. (1992, Mayıs 17). TRT’ye Bakış. Milliyet, s. 15. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın