Ayıplı bir eser

Vahdettin’i öven, Mithatpaşa’yı ve arkadaşlarını yeren bir tarih kitabı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanlığı’nca nasıl yayınlanır? Önce Milli Eğitim, sonra da Kültür Bakanlığı’nca, yaşamını yitirmiş bir çok Türk bestecilerini horlayan, besteciyle müzikoloğu ayırd etmesini bilemeyen, her sayfada birkaç kez kendi kendini öven bir ansiklopedi nasıl uygun raporu alabilir? Sayın Yılmaz Öztuna’nın yazdığı bu ansiklopediden önce, Milli Eğitim Bakanlığı’nca yayınlanıp sonra yasaklanan tarih ve edebiyat kitaplarını bütün çirkinlikleri, yanlışlıkları içinde sineye neden çekelim?

Dost Namık Kemal Zeybek zamanında ve onun son günlerinde, Yayınlar Dairesi’nce bu ansiklopediye nasıl olur da olur verilir?

BAŞTA REŞİT ÇAĞIN BEY

Evet, başta Kurmay deniz binbaşısı Sayın Reşit Çağın olmak üzere yirmiye yakın okurumun, “Niçin susuyorsunuz Şardağ” diye beni uyaran mektuplarına karşın bugüne kadar neden sustum?

Bunun iki nedeni vardı; Birincisi, Sayın araştırmacı Murat Bardakçı’nın Gösteri dergisinde yayınlanan ve Öztuna’yı mahkûm eden belgesel yazısı, Kültür Bakanlığı’nı uyarır sanmıştım. Ansiklopedi, emek ürünü olduğu kadar, bilimsellikten uzak ve ayıplıydı. Ayıplı bir esere karşı ayıplı bir davranışta bulunmak istemedim.

Bir musiki ansiklopedisi olma niteliği taşıması gereken Yılmaz Öztuna’nın büyük emeklerle ortaya çıkan eseri, bir yanı ile övülmeliydi. Yazık ki yazarın kalemi, saygıdan soyutlanmış, doğruluktan, haklılıktan ve güzellikten uzaklaşmıştı.

Türk ulusunun belleğinde ve vicdanında çok saygınlıklı yerleri olan, hemen hepsi rahmete kavuşmuş değerlere karşı yanlış, haksız, çiğ, bayat ve edep dışına taşmış saldırılar… Ansiklopedide horlananların mirasçılarını, mahkemeye başvurdurabilecek kadar isyan ettiren temelsiz ve ayıplı yargılar…

“Cahil, çingene, bilgisiz, nota hırsızı…”

BEN BEN BEN

Bir bilimsel ansiklopedi, dünyanın hiçbir yerinde tek kişiyle oldurulmaz. Birden çok uzman, sekreter, danışman ve bilgili düzeltmenlerin birlikteliği içinde oluşturulur. Sayın Yılmaz Öztuna, bu işi tek başına yürütmek için pek çok kaynağa başvurmuş. Ama çok yazık ki bir bilimsel yöntem oluşturmamış. Mahalle kahvesindeki kumkumacılığın benzeri bir başıbozukluk içinde fetvalar, yargılar savurmuş. Eserini yayınlayan Bakanlığın, eski müsteşarına saldırmış. Konservatuvarı nasıl Zaloğlu Rüstem gücü ile kurduğunu, falancanın ağzının payını nasıl verdiğini sıralamış. Lütfedip ansiklopedisine aldığı bazı bestecilerin şımardığını görüp ansiklopedinin yeni baskısından onları “tu kaka” diyerek nasıl kovmuş. Yazık ki o kadar yorucu çalışmaların sonucu ortaya çıkan bir eseri bunlar lekeliyor.

Verdiği yargılar, cümleler, ahlak kurallarının en basitine bile uymazken, bilimsel, yansız bir ansiklopedinin diline nasıl uyar? Bir yandan Osmanlıcalaştırma, Farsçalaştırma çabası içindeyken bu dillerde sayısız potlar kırıp durmuş.

“NEDEN; NEDEN SUSUYORSUN?”

Evet Şardağ, neden öyleyse kalemi eline almışken bu yanıltıları, kör gözün parmağına gibi sırıtan yanlışları açığa vurmuyorsun? Bu ansiklopediyi hak ettiği çizgide eleştirmiyorsun?

Bana böyle sitem edenler haklı bir görüntü içinde olurlar elbet. Ancak karşı taraftan; “Hayır Şardağ, doğru söylemiyorsun” denilmedikçe ben emek ürünü olan bu eseri hepten küçültücü bir eleştiriye giremem. Belki de Bakanlık, yazarını çağırıp o kişisel, doğruluktan uzak hissi çıkışları, yazarı inandırarak düzeltir diyorum.

Bu konuda tam bir eleştiriye giremeyişimin bir nedeni daha var: Bir eser hakkında kalemi ele alıp belgelere, örneklere dayalı yazı yazmak, o eserin üstünlüğüne işaret sayılır. Eleştiri, çirkini, çirkinlikleri değil, güzellikleri gün ışığına çıkarmaktır. Ortada doyurucu bir tat yoksa, güzel uçup gitmişse ne diye kalem kullanacaksın!

Okurlarım beni bağışlasınlar. Biriken ondokuz mektubun sevgili sahiplerine şunu da söyleyeyim: Eğer yazarın kendisi benim haksızlığıma ve yanlışlığıma işaret etmek isterse Milli Eğitimce yasaklanan tarih kitabından başlayarak ansiklopedinin tüm yanlışlık ve çirkinliklerine ayna tutmak zorunluğunda kalır ve kalemi o zaman kullanırım.

Çalışkan, gerçekten ansiklopedisi için büyük uğraş vermiş olan Sayın Öztuna’nın rahmete kavuşmuş olan pek çok Türk bestecisi ve bugün yaşayan bazı bestecilerimizden özür dileyeceğinden hâlâ umudumu kesmiş değilim.

Bakanlığın ansiklopediyi ivedi olarak incelemeye almasını bekliyorum. Yazarı davet edilmeli, bir kurulca, gerçek değerlerimizi horlayan, küçülten, edep dışına taşmış yargılarla bilimsellikten çıkan bu ansiklopediyi düzeltme yoluna gidilmelidir.

Cahil Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın İstibdat döneminde kitap yaktırmasına işaret eden -sanırım- Cenap Şahabettin’in yerinde bir beytini anımsadım:

“Hatadan avdete bak sen; hataya bakma Paşam,
Kitap sa’ye emektir; kitabı yakma Paşam.”


Şardağ, R. (1992, Ağustos 2). Ayıplı Bir Eser. Milliyet, s. 13. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın