
Onu, henüz on dördünde var yokken, içinde on sekiz yılımı geçirdiğim Üsküdar İcadiye Tepesi’ndeki son tulûat tiyatrosunda tanıdım. Dini Hıristiyan-Gregoriyen, milleti, Türk olan Toto, bizde tulûatın son temsilcisiydi ve tiyatromuza hizmet vermiş Binemeciyan- Manakyan – Nâşit – Dümbüllü İsmail topluluklarında Türk -Ermeni tiyatro oyuncuları işbirliğinden çağdaşlığa da adımını atanlardandı.
Onun, son yıllarında, benim gibi âhı gitmiş vâhı kalmış görüntüsünü hâlâ makyajlayan, pırıltılı kılan büyü, sanattı. Çünkü sevgili Karaca, sırılsıklam âşık olduğu eşinin acısına bile kendini alıştırabilirken sanatsızlığa alışamayacaktı. Bu, daha bir ay önceki televizyon programlarından birindeki, insanı diri tutucu oyunculuğundan da besbelli değil miydi?
ŞIKIR ŞIKIR, FIKIR FIKIR
Ben küçük yaşlardayken, sanırım, o da on sekiz sınırına yakın bir çizgide, güzel mi güzel, kıvrak mı kıvrak; dans müziği eşliğinde şıkır şıkır oynuyordu. Perdenin aralanıp bir anda onun; giysileri çınçınlı, sesi cıvıldak, gülüşü iç bayıltıcı olarak gönlü kapıcı bir hava içinde oyuna başlaması, üstüne kül düşmemiş en taze anılar halinde şimdi gözlerimi ıslatıyor. Toto’nun belki de çoklarınca bilinmeyen, yani bu tekli, bazı da düet halindeki sanatsal oyunculuğudur. Harçlıklarımı biriktirip hemen her gece Dümbüllü İsmail Efendi Tiyatrosu’ndaki Toto’ya koşuşum, yalnız bu neden dayanmıyordu ki!..
Evet, o, kendi kendini aşarak sanatına, sahne oyunculuğunu da kattı.
GEÇEN YILLAR TOTO VE BEN
Yıllar, beni Ankara’ara sonra da İzmirlere attı. Toto’yu unutmadım. İstanbul’a geldikçe oyunlarına koştum. Onun tiyatroculuğunda tulûatın son temsilciliği kadar çağdaş sanat oyunculuğunun da birlikte eriyip ballaştığını sevgiyle izledim.
İzmir Belediyesi Başkan Yardımcısıyım. Sevgili Toto’nun da içinde bulunduğu İstanbul Tiyatrosu; Sürûriler, Muzaffer Hepgüler’ler, Alev’lerden oluşarak karşıma çıkıyor. Encümende, başka istekleri de var olduğu halde Fuar Açık Hava Tiyatrosu’nun, bu sevgili ve Toto’lu gruba verilmesine çalışıyor, arkadaşlara ağırlığımı koyuyorum. Sizin anlayacağınız, bir buket şükran ve sevgi karşılığında bu nitelikli komedi topluluğu ve Toto Karaca için ihaleye fesat karıştırıyorum.
ERMENİ TAKLİDİ
Türk Ulusu, yüzyıllar boyu Ermenilerle, İstanbul’da sevgi karışımı içinde oldu. Tulûat yolu ile de olsa Ermeniler, bizim ilk sahne yiğitlerimiz. Onların Arpça ve Farsça’dan dilimize karışan sözcükleri kullanışında komik bir durum yarattıkları düşünülmüş ve “Ermenice taklidi”, adları altında yanlış ve haksız deyimler kullanılmış. İstanbul’un asıl halkı ve çocukluğu İstanbul’da geçmiş olanlar dışında, Anadolu’dan, yıllar sonra bu altın kente yerleşen Türklerin hangisi Farsça ve Arapça’da uzatılan harfleri gereği gibi okur ki? Anadolu’dan gelmiş hangi Türk’e, iki seslisi uzatılarak “Âlî makam” dedirtebilirdiniz? “Âlî” ortaya “Ali” olup çıkıverir.
Eski melodram aktörlerinden Karakaş Efendi’nin bir sahne meclisinde,
“Yarın akşam, Saint Barhelmi Köprüsü’nde! Gelen mert! Gelmeyen namerd” diyen düelloya çağrı konuşmasını hâlâ tatlı tatlı anımsıyorum. “Nâmerd”in ilk hecesi kısalıvermiştir. Ermeniler pek çok Türk, hatta özel, resmi televizyon sunucuları da hâlâ Farsça ve Arapça kaynaklı sözcüklerde tıpkısı yanıltıya düşüyorlar.
ANA TOTO
Evet Toto, aslında bu pürüzü de çoktan aşmış. İstanbul söyleyişinin kapılarına dayanmıştı. Kendine o kadar güveni vardı ki “al bir Ermeni taklidi de benden” dercesine meydan okur, çatır çatır Ermeni taklidi yapardı.
Onun komedyenliğindeki rahatlığını, evindekilerle konuşuyormuşçasına, tiyatroda olduğumuzu silip geçen davranışını anımsadıkça Louis Jouet’nin “Naturelle! Mais Naturelle!” diye, bir oyuncuya ünlü seslenişi gelir aklıma.
Güzelim Toto’nun bir güzelliği daha vardı. Çoğumuz bunu bilmez. Müslüman Türklerle Gregorienlerin bilgilerine erişsin diye yazmak istiyorum.
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın rahmetli oyuncularından Mehmed Karaca ile dosttuk. Bir ramazan günü Eminönü köprüsünden geçiyorum. Bakıyorum, kolları boynumda bir hanım; Toto! Sarmaş dolaş, hal hatır soruş ve beni evine davet ediş.. “İlle akşam yemeğine gel” ısrarı. Ben duraksayınca o gülen gözleri, içtenliğin ateşiyle yanan bakışları, içimi ısıtıyor.
-“Oruçluysan iftarı bizde yap olur mu? Mehmet da oruçlu!”
Gidiyorum. İftar yaklaşırken Gregorien Toto’nun sesi, güzel yüreğinin bir yansıması olarak hâlâ kulaklarımda:
-“ Şardağ’cığım, Kur’an okumak istersen hemen getireyim. Mehmet de okuyacak.”
Teşekkür ediyorum. Okuyoruz. Sonra hep birlikte sofraya oturuyoruz.
Mutlu bir gece.. Bir aralık sevgili Karaca’ya soruyorum:
-“Toto’yla din konusunda sanırım rahatsın.”
-“Evet Rüştü, ikimiz de birbirimizin inancına saygılıyız. O kilisede, ben camiimde. O İsa Peygamber’e, ben Hz. Muhammed’le, Hz. İsa’ya saygılı.. Mutluyuz.” Peş peşe gelen ve Cem Karaca’yı aşarak anne ve babasının kalbine ulaşan acılar, üzüntüler önce birini, sonra öbürünü aldı götürdü. Cem’e başsağlığı diliyorum.
Bir kanto ve düet sanatçısı, bir komedyen ve sevgili bir dost kaybettik. Tiyatrocularımızın ve hepimizin başı sağ olsun.
(*) “Allah Allah! Doğal! Ne kadar da doğal!”
Şardağ, R. (1992, Ağustos 9). Toto Karaca’ya Sevgi Dolu. Milliyet, s. 13.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

