
Batılı bir dünyanın ortasında Türk solunu düşünüyorum: Yıllarca hep “sol sol sol” diye ayak vurdular. Arada bir “sağ” deyiverseydiler ya! Hep:
“Sol sol sol”
Halbuki solcu, sosyal adaletçi Avrupa’da, en son Fransızlar olmak üzere tüm komünist partiler, Sovyet fanatizminden, hatta bir çeşit Sovyet faşizminden koptular; iyice yumuşadılar. Öte yandan sağ partiler de uyanıp “sağ, sağ, sağ” ritimli yürüyüşlerine arada bir solu da sokarak “sağ, sol, sağ” diye yön tuttular.
CHP KURULURKEN
Bakıyorum, solun neresindeler? Altıok’u mu dalgalandıracaklar? Değişen dünyada, Türkiye’mizin sorunlarını nasıl algılayacaklar? Bunların hiçbirine yanıt yok. Bu sefer atılan adımlar “sol sol sol” değil! “Sol, sağ, sol” da değil! “Ecevit, İnönü, Baykal!” “Baykal, İnönü, Ecevit” diye sürüp gidiyor. Bir siyasi parti kuruluşu değil de, Üsküdar sebze pazarında satış bangırtısı yapıyoruz sanki!!
Ha, unuttum! İşbaşına geldiği günden beri en büyük marifeti, kendi partisinin küçük belediyelerini ezmek olan “Erdal da Erdal” derken, şimdi “CHP’nin başına ben de ben” demeye kalkışan bir de Çakmur var.
SOLUN LİDERLERİNİ DÜŞÜNÜYORUM
Sayın Ecevit’le yıllar öncesine dayanan derinlemesine dostluğumuz var. Namuslu devlet adamlığına, vatansever solculuğuna, sevimliliğine, hatta vefasına saygım sonsuz. Ama bu, öteki sağ ve sol kanatta dostlarımız olmamasını gerektirmez ki!
12 Eylül’den önceki son seçimlerin arifesinde, İzmir-Efes otelinde baş başayız, kendisine neden Halk Partisi’nin, İslâm’a arkası dönük bir görüntü verdiğini soruyorum. Bütün peygamberlerin yoksul olarak çağrıya başladıklarına, İslâmlığın, Mekke’ye; yoksulların, Habeşlerin, kölelerin başındaki Hz. Muhammed ordusu ile birlikte girdiğine işaret ediyorum. Yeni seçimlerde Meclis’e birlikte girmemizi öneriyor; özür diliyorum.
CHP’nin başına geçmez mi? İyi ama siyasi yaşamındaki büyük hizmeti, CHP’yi çöküşe götürenlerin arasında bulunmak olan Baykal, “Ben de varım” diyor. Bence her görev için liyakat durumundaki Murat Karayalçın’ın adı da geçiyor; susuyor.
Kendisiyle dostluğumuz bulunmayan, efendiliğine biçilecek notu zor bulabileceğiniz Erdal Bey, CHP önderinin oğlu; susuyor. Akılcı bir sol çizgide, kendini yenilemiş bir Doğruyol ve lideriyle anlaşma halinde. Demokratik sol lideri bundan yana mı kırık?
Sayın Ecevit, partisini geç kurdu. Hatta Sayın Calp’ın, “Buyurun partinin başına geçin” önerisini de kabullenmedi. Partisini kurmada o, gecike dururken, Halkçı Parti Meclis’e girdi. Aydın Güven Gürkan dostumun birleşme önerisi de reddedildi. Erdal İnönü’ye, “buyurun SODEP’in başına” denilince o da “peki” diyerek geçti. Ecevit, “birleşemeyiz, biz ayrı partiyiz” demeyip birleşselerdi daha iyi olmaz mıydı? Buna, sanırım Bülent Bey’in bir yanıtı olabilir:
– “Biz yepyeni bir parti kurduk. İlkelerimiz uymuyor ki!”
Kendisine bir yanıt verilemez mi?
– “İyi ama efendim, kişiliğinizin yarattığı bunca sevgiye karşın aldığımız oy oranı yine de düşük.”
Bu arada SHP Genel Başkanı’nın, durmadan ve büyük propaganda olanaklarıyla, “Ecevit oyumuzu bölüyor” diye seçimler öncesi ve seçimlerin sonlarında yaptığı propagandaların elbette ki bu oy düşmelerinde etkisi büyük oldu.
Sayın Ecevit, bundan yana üzülmemeli. Yansız, partisiz vatandaş kalabalığının görüşü şu olamaz mı:
“Seni seviyoruz, Sayın Ecevit! namuslu, mert bir insansın. Ama ne yapalım ki atı alan Üsküdar’ı geçti. Örgütlenmede SHP çok önde. Hele bir de şimdi hükümet olmuş. Ortaklığın gereğine uyarak bazı ilkelerinden fedacılık yapmış, bazı ilkelerini de DYP’ye benimsetmiş.”
CHP ÇATISI ALTINDA
Evet, bu çatı altında birleşme olamaz mı? İtalya’da Katolik papazlarından daha fanatik, daha yoz Hıristiyan partileri, Allah’sız komünist partisiyle kol kola, hükümetler oluştururken hazır CHP kuruluyor; hepsi bu çatı altında birleşseler ya! Doğusal duyarlık buna fırsat bırakmaz sanırım. Sayın Ecevit, Baykal’la ve ona benzer bazılarıyla nasıl baş başa olabilir? Bunu açıkça söyleyemiyor Bülent Bey. Söylese, “Bunların hepsi Baykal gibi gerekçesiz muhalif, ebedi muhalif değil ki” denilecek elbet.
Örneğin, partisinin eski Başbakan yardımcısı, bugünkü koalisyon hükümetinin başarılı, Güneydoğulu, Türk evladı Hikmet Çetin gibi bazı eski CHP’lilere de toz konduramazsınız.
“Peki, ne olacak Şardağ? Her kafadan bir ses çıkıyor. Baksana Ali Dinçer de Baykal’ın paslanmış borusunu öttürüyor. CHP kurulabilecek mi? Başarılı olabilecek mi? Sen de dil altı olmuş gibi susuyorsun.” Vallahi, ben de bu soruyu, bunca laftan sonra size soruyorum, sevgili okurlarım:
– “Peki, kesin bir yargıyı oluşturmadıysan susmayı yeğleseydin ya?
Yardımıma şair yetişiyor:
“Söylesem te’siri yok; sussam gönül razı değil.”
Şardağ, R. (1992, Ağustos 30). CHP’yi Düşünürken. Milliyet, s. 15.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

