Serin kanla seçim

En önemlisi İstanbul olmak üzere yerel seçimlerden Refah, İstanbul’da önde parti olarak çıktı. Yorum ve haberlerin yoğunluğu, ANAP ve koalisyon hükümetinin yenilgisine yöneldi.

Bu seçimlerin asıl yenilgisini, “burası, benim kalemdir” diyen ANAP’a bile tam yüklenemezsiniz. Politikayı aşağılara düşüren Özal’ın, kendi partisini her Allah’ın günü mıncıklaması; İstanbul’da, ANAP’lılara seçmenlerin bir dersi olabilir. Ağırlık ve sorumluluklarını çoktan yitirmiş olan Turgut Bey‘den arınabilmiş bir ANAP’ın yarınki varlığı, bir değişiklik yaratabilir. Konya’da Atatürk’ün hatalarını, üstüne basa basa söylerken, bu yılki, 10 Kasım’da Atatürk bayraktarlığını yapan Özal’ın kimliği, hâlâ uykuda olan, hâlâ Özal’dan bakanlık cülusu umanları uyandırabilir mi, bunu zaman gösterecek. 

SAYIN DEMİREL İÇİN

Süleyman Bey, işbaşına geldiği gün bir bildiride bulunamaz mıydı:

Evet, aziz milletim. Ama en büyük parti, umut partisi yaptınız. Ne ki size va’dettiklerimizi ancak bir seçimlik dönem içinde yerine getireceğiz. ANAP’a on yıldır oy veren halkımıza, biz, demokratik yönetimlerin yapısına uyarak bir seçim dönemini güvence olarak istiyoruz. Son karar yetkisini elinde taşıyan halkımız bize güvensin.”

Ve bir ek daha gerekirdi:

“Sayın Özal’ı Kırkpınar pehlivanları gibi el enseyle indirmeyecektik. Oylarımızın sayısı, yasal bir indirmeye yetersiz. Onun, devleti çalıştırmayan direnişlerini, yasalar çıkararak önleyeceğiz.”

Özal’ı indireceğiz” diyen Demirel’in insancıl yapısı buna pek elverişli değildir. Zaten o, partizan didişmeleriyle manen inmekte değil mi?

Yerel seçimlerde Refah’ın oy arttırmasında, yolsuzlukların üzerine gidilmekteki gecikmeler de neden oldu. Verilmiş söz, böylesine gecikirse, raporlar geç hazırlanır, savcı ve hâkimlerimiz, bu dosyaları, ne zaman gündeme gireceğini Allah’ın bileceği bir tarihe devrederlerse, “hükmü geciken ceza, ceza değildir” sözüne hak verdirmez mi? “Hükümet, sözünden mi caydı, yoksa o hırsızlık ve haramzadelikler asılsız mıydı” kuşkusu, güveni sarsmaz mı?

İşte ben de bir ihbarda bulunuyor, savcıları harekete geçirmek istiyorum:

Marmaris ilçesinde, tapunun 665 yevmiye, 38 cilt, 99 sayfa ve 29. sırasında kayıtlı tarlayı, dürüstlük tafraları satan eski Maliye ve Gümrük Bakanı Kahveci, Okluk’ta Cumhurbaşkanı Özal için beğeniyor. 2.10.1991 günlü bir yazı ile Vakıflar Bankası Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yazıyor: ‘Burasını Cumhurbaşkanımızın dinlenmesi için satın alın! Eski banka Genel Müdürü ve yönetim kurulu üyeleri, memurlarına dinlenme yeri gerekçesiyle milyonları basıyor. Nerede bizde o tepki:

“Sayın Özal! Sizin, Meclis’in her kooperatifinden alınmış, bazıları çift, yazlıklarınız var. Burası bizim için alındı. Lütfen boşaltın!” diyemiyorlar. Terördü, üstesinden gelinmek üzere. Memur, emekli ve hizmetlilerin, fedakâr asker ve polislerimizin ekonomik çaresizlikleriydi. İyi niyet ve çırpınışlar var; beklenen sonuç yok.

Ama bir büyük deprem var; yaralar sarıldı. Zonguldak felâketi.. Asya’daki kardeşlerimize maddi manevi destek.. Bosna Hersek’teki Müslümanlara destek.. Teröristlerin, cinayetlerinden halkımızı kurtarmak için büyük harcamalar.. Bunlar Sayın Demirel tarafından anlatılmalı. İçtenliğin, ufak bazı sarsıntılar geçirse de yenik düştüğü görülmemiştir. 

Dikkat edin; “Adil düzen”ciler, büyük kentlerimizin, başta İstanbul olmak üzere yabancı kültür (!) pisliklerine bulaştığından hiç söz etmiyorlar: “Bulaşsınlar! Bu pislikler bize oy katıyor” diye televizyonlarda sergilenen ahlak kemiriciliğine biz dokunuyoruz işte! Buyurun Saklambaç programına! Birbirlerini hiç tanımayan, ilk kez gören genç kız ve erkeklerimiz kendisinden nur seli aktığını sanan bir hanım kızımız aracılığı ile buluşturuluyor. Öpüştürülüyor. Bu sunucu kızımız, gömleğinin son düğmesi ve içeriği bir süre göründükten sonra “ Şey, afedersiniz” diye güyâ düğmesini, iliklemeye çalışıyor. Ahlakın gücü, neden buralara ulaşamıyor? 

İstanbul’un yarısına yakını Anadolulu! İstanbul’un kendini bilen yerli halkı da, Anadolu’dan göçen kardeşlerimiz de güzel bir şey oluşturduklarını sananlara karşı tepkilerini kustular, Refah paravanasında.

KUR’AN VE İSLÂM DURURKEN

Ve de bu milletin yüzde doksanı Müslümanken Avrupa Konseyi’nin “iktidarda kadın” genel kuruluna katılmak üzere Atina’da bulunan Devlet Bakanı Türkân Akyol, gazetemizin muhabirine bakın ne diyor:

“Maalesef İslâmiyet yüzünden pratikte en beter ülkelerden biriyiz.”

Düşünün, bu kadar densiz bir cümle, dikkatli Refahçıların temkinli ağızlarına saldırı vesilesi olmuyor mu?

Bir yandan Refah’çılarla bir çizgide buluşan demode Marks’çılar… Bir yanda laiklik konularında ağzına kilit vurmuş “Refah”çılar için, “Refah bize daha yakın” diyen Ecevitler… Bir yanda Süleyman Bey adına hava atan, nutuk çeken, duyarlılıkları cılız Bakanlar… Bir yanda “Rabbenâ hep bana”cı sanayi ve iş çevrelerinin, her iktidara önce şak şakçılıkları ve sonra kuyu kazışları…

Benim bildiğim Demirel’in sabır taşı çatlamak üzeredir.


Şardağ, R. (1992, Kasım 12). Serin Kanla Seçimler. Milliyet, s. 17. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın