
Televizyonlarımız, resmisiyle, özeliyle açıkoturumlar halinde, İslam dinini konuşuyor; tartışıyor. Tartışmadan olur mu? Öyle olabilseydi bu din üzerinde Türk, Arap, İranlı ve batılı bunca bilim adamı oluşur muydu? Refah Partisi’nin İstanbul’da bir sıçrama yapmasından sonra bu açıkoturumlar daha da sorumluluk kazanmış oluyor.
TRT’nin, devlet televizyonlarının bu konuda bir programı var: “İnanç Dünyası.” Bir ilahiyat mezunu arkadaşımız, bazı değerli ilahiyatçılara, “İslâm’da ahlâk, İslâm’da çalışmak” türünden sorular yöneltiyor ve belli yanıtlarını saptıyor. Nazlı hanım kızımız da bu konuda açıkoturumlar düzenleyip, konuyu güncelleştirmede.
İslâm kadar zengin ve engin bir dünya var mı?
Hz. Muhammed’i “Cehennem” inin enkızgın köşesine yaraştıran Dante ve Luther, Voltaire gibileri geçin; ama İslâm’ı yüceltmiş olan yabancılara eğilmeden, televizyona çıkılır mı?
Fransız araştırmacısı Erneste Renan, neden “yürekten gelen bir üzüntü duymaksızın ve hatta diyebilirim ki Müslüman olmadığıma yazıklanmaksızın bir mescide girdiğim olmamıştır.” demiştir?
Ben bir din saati yöneticisi isterim; soracak konuşmacılara, özellikle Refahçı’lara:
“İktidara gelince namaz kılmayan, ayak bileklerine kadar örtünmeyen ve oruç tutmayanlara karşı ne gibi bir önlem uygulayacaksınız? Bunları siyasal kıvırtmalarla değil, Kur’ân’ın âyetlerine dayanarak açıklayın” ve kendi de hazırlıklı olarak bastırsın, oturumu yöneten
“Neden ulu Allâh, kendinizi güven altında hissetmiyorsanız namazı kısaltmanızda sakınca yoktur” buyuruyormuş? Niçin, yine Kur’ân’da, yolda giderken, binek üstündeyken namazı (*) kılın emrini vermiştir?
Her şeyde Kur’ân, ama bilimle donatılan gözlerle incelenmiş Kur’ân. Bu programın temeli Kur’ân’a dayanıyor. Yazık ki oturuma katılanlarda, Kur’ân âyetlerinden kanıt ve İslam’dan bilgi sunanlarına pek rastlayamıyoruz. “Şardağ, sen Allâh’ın kitabını üç dilden okudun. Yıllar önce kitaplar yazdın. Çık konuş” deseler, yetmem; yetemem ki! Ulu Allâh “Biz, çocuğu, anne rahminde üç ayrı karanlık boğumdan geçiririz” buyurur. Kadın ve doğum doktorluğunda bilgisizim. Konuşabilir miyim? Din saatlerinde, olumlu bilim uzmanlarını da çağırın.
Refah partisi, kadınların giyimleri ve özel televizyonlardaki çıplak kadın görüntülerinden ne anlıyor? Bunları yasaklamak, ya da yasaklamamak konusunda ne düşünüyor? Bu tür soruları soran da Kur’ân’ın ilgili bölümlerini okumamış, sormayanlar da.
Neden Mevlânâ, “Ey zârif ve küçük adam! Gerçekten secde etmedikçe kıçınla mescidi süpürsen kurtulamazsın” demiştir.
KILAVUZ KUR’ÂN
Benim kılavuzum Kur’ân’dır. Geçmişte Türkiye Büyük Millet Meclisi Kur’ân’dan âyetler okunarak açılmıştır. Milletvekili Rasih Efendi, bunu yıllarca sürdürmüştür.
Mahkemelerde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, anayasal anttan önce Kur’ân’a el basılmalıdır. Sakınca nedir? Atatürk “ulemâ-yı muhteremesine” her zaman saygılarını, şükranlarını belirtmiştir. Kur’ân laisizm denen şeyi zati ruhunda taşır. Bu dilimiz, başkalarını kâfirlikle suçlamak için yaratılmadı. Bu gözlerimiz ayıpları görmek için bize bağışlanmadı. Kâfir bize sataşmadıkça ona sataşmamak emrolundu.
İYİ AMA EFENDİM
“Sen, televizyonlarda musiki icra ederken, sunuculuk yaparken kıvırtanlar için eleştiri yazıları yazdın, neden?” diye bir soruya yanıtım hazır:
“-Güzelin yanında olduğum için karşı çıktım; yasaklamak için değil. Güzellik, sevgi aşk duygusu, insan ruhuna, balçıktan yaratılan Hz. Âdem’le birlikte oldu. Güzelden kim kaçabilmiştir ki? Hemen bütün Osmanlı padişahları şairdir. Âşıktır. Güzele tutkundur ve hiçbiri, aşk için cinsel ilişkileri güçlendirmek için yazılan kitapları yasaklamadı. Ama özel ve resmi televizyonlarda kadının saçları arslanlaşsın diye çalı süpürgesine dönerse popolar, göğüsler, iştahsızlık ilacı gibi ortaya çıkarsa sesimi, kadın onuru için yükseltirim, çirkinliklere tepki olarak yükseltirim. Süslenmemiş kadın, İslamın hangi çağında görülmüş ki!
EVET TELEVİZYON İSTİYORUM
Fransızlar, “declaration de droit de l’homme” mu demiş, bu, “insan Hakları Bildirisi” nin, 1400 yıl önce Kur’ân’da var olduğu oluşturulsun ve her açıkoturuma, uzmanlar, din bilginleri yanında bazı müftüler, Diyânet İşleri Başkanı, hukukçular çıksın ve açık oturumcu başı, sorsun partililere.
“-İktidara gelince içkiyi yasaklayacak mısınız?” diye. Nazlı Ilıcak kızımızın yaptığı gibi Hayyam’dan alınmış yarım yamalak bir rubâi ile değil. Konuta Kur’ân’daki üç ayrı âyetle girilsin!
Ve sözgelimi, ben diyorum ki: “Zenginler, kazançlarının en az üçte birini, Allah buyruğu olarak çalışanlarla bölüşsün! “BU konuda Refah ne diyor? İş adamları, öteki partililer ne diyor? Temelini İslâm’a ve Kur’ân’a dayamış görünen Refah’ın, televizyon karşısında güreşmeye meraklı başkanı da katılsın, tartışmalara. Seçimden seçime evlere konuk olup pencere arkasında sürdürülen konuşmalar yerine, Türk ulusuna ayna tutan televizyonlarda konuşulsun.
(*) Namaz Farsçadır. Arapça aslı salât’tır.
Şardağ, R. (1992, Aralık 10). Televizyonlarda İslam. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

