Büyük, çok büyükleri düşünürken

Hani, milli duygularımız üste çıkınca göğsümüzün bütün soluklarını taşıyarak haykırırız: “Türkiye! Türkiye!”

Gurur günlerimizde ya da sabrımız taşınca soluklarımız daha da büyür: “Büyük Türkiye!”

“Bırakın, büyük sıfatını, öyle her akla gelişte, her işine gelen, Türkiye adını, kendi işyerine başlık olarak almamalı” diye düşünüyorum. İnsan bu sözcüğü söylerken dudakları patlamalı!

Türkiye Bakkallar Derneği, Türkiye Öğretmenler Federasyonu, Türkiye Bilim Adamları Derneği, Türkiye Kültür ve Sanat Toplulukları… Evet, bir de “Koç’ların, Eczacıbaşı’ların, Sabancı’ların kurup tepesine yaslandıkları Türkiye Sanayi ve İş adamları Derneği” var: TÜSİAD.

Siz öteki derneklerin, ikide bir başlarını kaldırıp hükümetleri eleştirdiklerini, ya da baş tacı ettiklerini gördünüz mü?

Onlar, büyük iş adamları değil ki!

Konuşsalar ne yazar! Hangi başbakan ya da muhalefet partilerinin liderleri bu “Türk”lü, Türkiyeli, “işçi”li, “öğretmen”li, “kültür”lü ve “sanat”lı derneklerin kapılarını çalmış ki! Ama hangi hükümet, hangi dönem işbaşına geçse, ülkenin bütçesini aşmış paralı derneklerin sesi pesten çıksın diye, hep onlara konuk olur.

İkiye bölünmüş bir ANAP var. Özal siyasi yaşamını sıfırlamış ya! Hükümet, on yıllık ANAP dönemi yolsuzlarını hâlâ adalete sevk etmedi ya! Sevk edilenler hâlâ gündeme girmedi ya! On yıl, kalemlerine Özal meddahlığı, kâselerine Özal çorbası dolmuş olan bazı yazarlar Özal’da “yeni görüşler” (!) buluyorlar ya!.. Zengin iş adamları, buna da kanmıyor. ANAP’ta bir şeyler umarak onu destekleme çabasına girmek üzere kolları sıvıyor:

Vehbi Bey’in kızı ANAP’ta…”

Sayın Sabancı hafifçe öksürüyor;

Siyasete biz de varız, ANAP’ta.”

DEVLET İÇİNDE DEVLET

Koç’lar, Eczacıbaşı’lar, Sabancı’lar, Kahmi’ler, sanayi ve ticaret odalarının meclislerinde dört kodaman ad olarak yerleşmiş durumdalar. Bu iki odaya üye olmaları zati zorunlu ve formalite gereği. Ayrıca bu saygı değer isimler, her iki mecliste de hâkim durumdalar ve “Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği”ni de oluşturmuşlar: TÜSİAD. Bununla da yetinmiyorlar. Türkiye devletinden de büyük görüntü verme girişimindeler: “Türkiye İşverenler Federasyonu.”

Bu da yetmiyor ki! “Nasıl devletten büyük oluruz? Nasıl köklüce narlar gibi kalırız?” düşüncesiyle yeni bir dernek daha oluşturdular: “Genç İş Adamları Derneği.” Başlarında da Kahmi’lerin Küçükoğlu Jak(*) ve Nejat Bey’in oğlu, Bülent Eczacıbaşı.

Bir büyük millete, üstelik büyümeyi ilke edinmiş bir ülkeye büyük iş adamları gerekmez mi? Onlar büyüdükçe işsizliğe açık kapılar biraz olsun kapanır; devletten vergi kaçırılmaz, vergi artırılır. Kişisel lüks harcamalar, vergi hesabında işlenmez. Almanya ve Fransa’da örneklerini gördüğümüz üzere “Bizim kazancımız çoğaldı. Devletimize daha çok vergi ödemek istiyoruz” diyen erdemli iş adamlarımız çıkar diye düşünüyoruz. Eczacıbaşı’ların temel direği olan rahmetli Ferit Bey dostum gibi ilkokullar, ortaokullar, sağlık dispanserleri örneği kuruluşlar açarak devletin, milletine dönük hizmetlerine destek olurlar diye hayal kuruyoruz.

SİYASETE GİRECEKLERMİŞ

İçtenlik kadar güzel şey var mı? Sayın Koç’un kızı siyasete atıldı. Sakıp Ağa ailesi de hazırlanıyor. Ama izin verin de soralım: “Neden siyasete girme kararı” veriyorlar? Daha önceleri siyasetin en derinlerine zati inmiş değiller miydi? Kendilerine hukuk açısından siyaset yapma yasakken, TÜSİAD olarak Karaoğlan Ecevit’i, Türkiye’nin umudu olarak basında duyurup aynı basında kendisini alaşağı etme ilanları verilirken, yapılan şey, siyaset değil miydi? 1979’da iktidara gelen Demirel için alkışa, 12 Eylül’den sonra paşalarla Özal’ı sarmaştırmanın adına “siyaset” diyemeyecek miyiz? Baba Koç değil mi, son seçimlerde ANAP’ı silkeleyip Demirel’e yaslanan? İki müdür muavininden birini Demirel hükümetine Hazine müsteşarı, ötekini de Türk hava Yolları’na genel müdür olarak gönderen? demek, bunların hiçbiri siyaset değilmiş de bu dernek mensupları siyasete bundan sonra, basınımızın alkışlarıyla gireceklermiş..

İYİ, AMA ŞARDAĞ

Türkiye’de aydınların kurduğu bunca kültür, sanat, bilim derneklerinin hiçbirine gitmeyen Başbakan ve ANAP lideri, kendi zamanlarında kârlarını katladıkları halde hâlâ her hükümetle cilveleşen bu derneklerin konuğu oluyor. Sayın Çağlar, yerden yere vurduğu bu dernekle, başkanıyla gidip öpüşüyor. Basınımız, kurulduğu günden beri zati hep siyaset yapmış olan TÜSİAD’dan, siyasete atılma(!) haberlerini manşetlerde verip onların yüceliği yolunda def çalıyor.

Sense Şardağ..

Sen, en iyisi, kendini bir nöroloğa kontrol ettir.

(*) Musevicede nasıl yazılır diye düşünmedim. Aile, Türk vatandaşı olduğu için Türkçemizdeki okunuşu gibi yazdım.


Şardağ, R. (1993, Ocak 7). Büyük, çok büyükleri düşünürken. Milliyet, s. 15.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın