
12 Eylül’den önce ileri görüşlü iki Türk yazarını ve İslâm dinine bağlı bir milletvekilini öldürenlerin katilleri araştırılırken bir şey dikkatinizi çekmedi mi? Bu öldürülenlerin üçü de “sol” dediğimiz ileri ve sosyal düşünceyi temsil ediyorlardı. Ama Abdi İpekçi de, Çetin Emeç de, Bahriye Üçok da bütün sosyal adaletçi görüşlerine karşın demir sağlamlığı içinde Ata’cı ve Türktüler. Bahtı kararmış milletim “Ankara’ nın taşına, gözlerinin yaşına bakıp” feryat ederken, ulusun ve boynu bükük tüm zulüm görmüş milletlerin kurtarıcısı Mustafa Kemal’in sevda vurgunlarıydılar. Onlardan önce ülkemde cinayetler işlenip sırra kadem basan Humeyniciler, İslâm adına kurulmuş partiler de kopkoyu Atatürk düşmanıydılar. Kısacası İslâm’ı, Atatürk’e karşı gösteren dincilerle, laikliğin, Kur’an’da olup olmadığını araştırmayan Atatürkçü kalemler hep karşı karşıya bırakıldı.
Bu görev devletindi. Soluğumuz tükenip duruyordu. “Bir İslâm şûrası toplayın” demekten. Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın “Anayasa çiğnenirse devlet çatırdar” görüşüne karşı fetva veren Diyanet Başkanımız ve daha öncekiler buna yanaşmadı. Dostum, kardeşim sevgili eski Bakan Akyol, şûra için didindi; karşı taraftan destek görmedi.
LAİSİZM DENİLEN ŞEY
Vicdan özgürlüğüdür. Kimsenin inancına karışmamaktır. Koskoca Osmanlı devleti, hiçbir dine ve o dinlerin mezheplerine karışmamışken 17. yüzyıldan sonra içeride, kendi dindaşlarına bazı zorlamalarda bulunmuşsa, IV. Murat sigara içenleri öldürtmüşse bu, gerçek Müslümanlıktan sapmadır. İslâm’da Allah’la kul arasına kimse girmez ki, din adamları girsin. Allah istemedikçe Peygamberimiz bile şefaat edemez, zorlayamaz:
“Ey Muhammed! Rabbi’n dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyleyken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?” (Yunus Sûresi, Âyet: 99)
Kur’an’ın temeli, peygamberimizin ulu Allah’tan aldığı o şanı yüce sesi, öğütlemekten başka bir şeye dayanmaz ki.
“Ey Muhammed! Onlara va’dettiğimiz azabın bir bölümünü sana göstersek de, senin canını alsak da görevin, yalnızca bildirmektir.”
Gerçi Bakara sûresinin 299. Âyetinde “Allah’ın yasalarını bozanlar, ancak zalimlerdir.” buyurur. Ama bu zalimlere karşı peygamberlerimize bile öğüt vermekten öte bir eylem yetkisi vermezken din adına ortaya çıkıp cinayet işleyenlerin yakasına yapışmak, salt hukukun değil, insan öldürmeyi reddeden Kur’an’ın buyruğudur. İslâm’da zor yok. Allah adına fetva vermek yok. “Şeriat”, “yolun en doğrusu” demektir. Bu da Kur’an’dır. Yoksa din adına ölüm fetvaları vermek değil. Beyinleri yıkanmış bazı dincilerimiz, bazı dinci partilerimiz bilsinler: Şeriat demek Kur’an demektir. Kur’an’da da zorlama yoktur: “La ikrahe fi’ddin.”
Buyurun, dikkatle okuyun:
“Ey Muhammed! Eğer seninle tartışmaya girerlerse, (ben, bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a verdim) de. Kendilerine kitap verilenlere ve kitapsızlara (Siz de İslâm oldunuz mu?) de. Eğer İslâm olurlarsa doğru yola girmişlerdir. Yüz çevirirlerse sana yalnız bildirmek düşer.” (Âl-i İmran. Âyet: 20)
“Bu Kur’an, insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve öğüttür.” (Âl-i İmran, Âyet: 138)
NE PAPAZLARDA, NE HOCALARDA
Evet hiçbirinde, Allah adına sopa göstermek, korkutmak, Allah adına bağışlanmak yokken Hıristiyanlar bu utançlı halleri birkaç yüz yıl yaşadılar. Aslında üç peygamber de bir ulusa değil, insanlığa ses vermek için, güzelliğe, kardeşliğe yol göstermek için geldiler. Her üçü de düşmanlıkla karşılaştılar. Ölümlerinden sonra da din adamlarının kışkırtma ve saptırmaları yüzünden özellikle Hıristiyanlıkta birbirlerini boğazladılar. Allah adına konuşan papalar, kendi paçalarından pislik ve kan akarken paçasına kadar günahlara boğulmuş insanların günahlarını bağışlatmaya kalktılar.
İslâm’da bu kadarı değilse bile din adamları yüzünden az kanlı cinayet işlenmedi. Şeyh’ul İslâmlar fetva verdi: Padişah çocukları boğduruldu. Şeyh’ul İslâm fetva verdi: Ülkeye hizmet etmiş birçok komutan ve Sadr-ı â’zamın kafası kesildi ya da boğduruldu. Nice Türk devlet adamı ve söz gelimi Sokullu Mehmed Paşa gibi bir kahraman ve devlet adamı bir din adamının fetvasıyla boğduruldu.
Bu pislikler neydi? İslâm dini mi? Haşa! Ona dayanarak ortaya atılmış, adına “şeriat” konulmuş düzen mi? Evet! Allah, Ramazan’da oruca gücü yetmeyenleri, yoksulları besleterek bağışlıyor. Oruç tutmayanlara dayak atmak.. Bu, Kur’an’da var mı? Yok! Kur’an’a dayandırıldığı iddiasıyla oluşturulan “şeriat”te mi var? Evet!
İşte Ata’nın reddettiği şeriattır, Kur’an değildir. İşte Ata’nın reddettiği budur; şeriattır. Atatürkçülük; Kur’an’la, islâm’la beraberdir. Atatürkçüler de, Atatürk düşmanları da Kur’an’ı okusunlar. Yorum mu istiyorlar, Mevlânâ’yı, Şeyh Sa’di’yi, Hacı Bektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi okusunlar.
Şardağ, R. (1993, Ocak 28). islâm dininden kopuklar. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

