
Bizim günlük siyasetle ilgimiz yok. Hoş bu konuda pek bilgimiz de yok. Olsaydı, Meclis’e girdiğimiz partiden altı ay sonra ayrılır mıydık? Bu sütunda yazdığımız yazıların günlük siyaset kokmamasına, kişisel garaz, kin ve dostluk amaçlı olmamasına da dikkat ederiz.
İş, Milli Eğitim Bakanlığı’na gelince durum biraz değişiyor. Bir önceki Bakan Avni Akyol da, şimdiki de dostumuz, onlardan gelen sevgi süzme bal tadında bütün benliğimi sarmış. Gelgelelim bir Talim ve Terbiye kurulları var ki incinmelerini hiç istemediğim halde bakanlara olan sevgimin üzerine iki maşrapayla buz gibi sular döküp duruyor.
NEDEN?
Neden bu yüksek kurul, aşağılarda dolaşır? Neden Bakanlığı taze aşılarla diriltmeye çalışmaz da “en düşük numarayı numarasızla yani sıfırla mı başlatalım, yoksa (1)’le mi diye üç kez” kaldır-koy oyunu oynar? Şimdi de resim ve müzik dersleri hakkında yeni bir fetvâ vermiş. Sevgili Bakan da, çok değerli müsteşarı da, yardımcıları olan saydığım, sevdiğim insanlar da gık demeden uyarlamış bunu:
“-Resim ve müzik derslerinden sınıfta kalmak yok!”
Gülmez misiniz? Komikliğe değil sanat sevgisizliğine! Öğretmen sevgisizliğine, eğitimde bu şaşkaloz bakışa, hüzünle gülmez misiniz? Hani şair “Gülerim ben sana hüngür hüngür” demiş ya!
Önce aynı Ta’lim-i Terbiye’nin, geçmişte, beden eğitimini de içerik olmak üzere verdiği tam tersi kararlar da var. Çocuk oyuncağı mı bu!
“-Efendim, herkeste atlayıp zıplama, uzun atlama, dalış yapma yeteneği olabilir mi?”
Gülünç! Özürlüyse affola. Sağlıklıysa insana daha çok sağlık kazandıracak olan bu işlere cismi yetmeyenler sınıfta bırakılamazlar görüşü, öğretmenlere türlü yollarla duyurulabilir. İlle “Sınıfta kalmak yok” yerine, öğretmenleri küçültmeyen, onların anlayışlarını gözönünde tutan bir yöntem tutulabilirdi. Geçmiş yıllarda bu işe bir kulp bulunmuştu. Sağlık bakımından durumu elverişli olmayan “raporlu” oluyor, doktor raporu ile derslere girmiyordu.
Peki sanatsızlaşmaya nasıl rapor vereceksiniz?
“Bu yavrucak, resim dersinden, müzikten raporlu” diye yavrularımızı daha küçük yaşta küçültemeyiz değil mi? Resim ve müzik adlı iki güzel sanat alanına karşı benim çocuğumu, torunumu zevksizlikle fişlemeye kalkan yönetimi, veli, manevi tükürükle utandırmaz mı? Müzik, resim, kabiliyet, yetenek değil, aşktır; sevdadır. Klasik ve akademik resim anlayışında çocuğu vaktinden önce büyültece alan zihniyet yıkılalı iki yüz yıla yaklaşıyor. Dün, doğaya çocuk gözleriyle bakmak, izlemek ve desenleme eleştiriliyordu. Bugün cansız doğaya, “evin içi”ne, “kompozisyon”lara biraz da çocuk gözü ile bakamayan ressamın bakışlarında şaşılık aranıyor.
BİZDE MÜZİK CİNAYETİ
Çocuğu, resmin ılık, ısıtıcı, kıvanç inceltici, bazı şaşırtıcı, bazı düşünce ve duygu dallarına öpücükler kondurucu dünyasından koparan kararlar yetmiyormuş gibi bir de müzikten silkelemeye kalkıyoruz. “Bunlardan sınıfta kalmak yok” borusunu çalanlar, çocuk ruhunda yaratacakları “Oh ne âlâ! Resimden de müzikten de kurtulduk” havasını meşk ettiklerinin farkında değiller; yazık!
Bizim çocukluğumuzdaki resim anlayışı, tarihe gömüldü. Dün çocuğun, doğa, eşya ve figürlere, kompozisyonlara bakış biçimi, bugünkü ressamların yoldaşıdır artık. Batı’nın, insanlığı yumuşatan, birleştiren dehalı senfonileriyle Türk’ün Orta Asya’da oluşmuş ezgileri, İslâmlığın kabulünden sonra başlayan musikisi… Anlamayanların, batırma çabalarına rağmen yüzyıllara hükmetmiş, hâlâ türlü kostümler altında, kıvamı zor bulunur cilvelerini yansıtan musikimiz.. Bunları bu dersleri okutanları hiçe sayan Talim ve Terbiye Kurulu kararı:
“-Resim ve müzikten sınıfta kalmak yok!”
Ve bunu, “Abdühû” diye kabullenen Bakanlık! Derler belki:
“İyi ya hocam, sınıfta kalmayı kaldırarak biz de sizin düşündüğünüz gibi bu dersleri sevgiye dayamıyor muyuz?” Soruyorum size: matematik alanında uzman olmayacaklara; toplama, çıkarma, bölmeden başka ne lazım ki? Bu branşa katılmayacak olanlara “sınıfta kalmak yok deyin”. Fizikte ve tüm derslerde tıpkısını uygulayın.
“-Ama genel kültür gerekiyor ya!”
Ey güzel sanatların iki ölümsüz dalı. Resim, müzik! Anlaşıldı. Sizin, genel kültürün ve insanlığın özü, besini ve ruhu olduğunuz hâlâ anlaşılamamış. Eski Yunan cimnazyumlarında derslere müzikle girilmesini, çıngırak sesi yerine, melodik tatlılığın egemen kılınmasını hâlâ anlayamamışız.
Ta’lim-i Terbiye Kurulu’nu, sevgili dostlarım olan iki bakan da “kaldır-koy”culuktan ayıltamıyor; yazık!
Şardağ, R. (1993, Şubat 18). Talim ve Terbiye’de aynı oyun KALDIR-KOY. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

