
Hem Doğru Yol’un, hem de hükümetin başı olarak Sayın Demirel eleştirilemez mi? Bu özgür demokrasi ortamında olayları gündelik dürbünlerle gözleyen basının, iktidarın başı Süleyman Bey’i rahatça eleştirmeleri doğaldır. Sayın Özal’a gelince: Aslında, ANAP oylarının fark yapmasıyla da olsa TBM Meclisi’nden çıkan karara göre kendisi, namus yeminiyle partisizdir; manen en yüce hatta oturmaktadır. Partisiz bir cumhurbaşkanına iktidar ve muhalif tüm partilerin saygı ve sevgi duymaları gerekir, değil mi?
ÖYLE OLMUYOR
Bir devletin en yüce katında oturan bu kişiyi, geçmişte, solun tepesinde cirit atmış birkaç kişiden başka, kimse gereği kadar bağrına basmıyor. Bunun nedenleri üzerinde birkaç yazı da ben yazmıştım. İnciteceğimi de düşünerek. Hatta bir gün Davulcu Asım’ın anılarında, Zeynep’in anne, baba ve kardeşlerini küçük düşüren o çiğ sözleri eleştirip Özal ailesine arka çıkınca bir gazetede genç bir yazar, “Hayret! Özal’ın düşmanı Şardağ, nasıl oldu da Özal’ı koruyan yazı yazdı?” diye bizi pek tanıyamamaktan doğma takılmada bulunmuştu.
HAYIR HAYIR
Düşmanlık mı? Bu sevgiye dayalı dünyamızda yok ki bizim, Allah’ın, güzelim dininde de yok ki! Birkaç kez uyardım: Sayın Özal, uyanmadı. Ya çevresi uyandırmıyor. Ya da bilemem, kendisi uyandırılmak istemiyor? Demirel’le nasıl karşılaştıracaksınız? Özal ve Demirel’i karşı karşıya getirici sorulara Süleyman Bey Özal’ı da, kendisini de açmaza sokucu yanıtlar veremez. Veremez, çünkü Süleyman Bey yusyumuşaktır. Siz bakmayın, seçim yüzeyindeki konuşmalarına! İcrânın başında olduğu sürece, her cümlesinin değil, her sözcüğünün, insanı, sorumluluğun ipiyle kıskıvrak bağlayacağını bilir.
ÖZAL’IN RAHATLIĞI
Aslında bu rahatlık, biraz da karşısındakilerin “teenni”li davranışlarından kuvvet alıyor. Daha baskını çıkmayacağını sanmaktan kuvvet buluyor Sayın Özal.
“Konuşsun efendim! Namuslu yeminini bozsun. Partizanlık yapsın ne çıkar?” mı diyorsunuz?
“Bir zamanlar gönlüne sultan ettiği ANAP Genel Başkanı’nı küçültsün ne çıkar” mı diyorsunuz?
“Ağır ol da molla desinler lafına bakmayın, biz onu bu hafifliklerine bakarak da hoş görüyoruz” mu demek istiyorsunuz?
Tamam efendim! Biz de buna karar vermiş gibiyiz. Zati o, destekçisi, koruyucusu ve onu 12 Eylül’den önce her bakımdan sahiplenen Demirel’in partisine, buruşuk bir yüz, katı mı katı bir kalbe dayalı olarak:
“Peh! Buçuk parti” demedi mi?
Koltuğu altında ısıtıp civcivlettiği Mesut Yılmaz ve arkadaşlarını tutarak, öz kardeşiyle dayıoğlunu cahiliyye devri insanı yani putperest olarak ilan etmedi mi?
ÖZAL SEVGİSİZ
“Eşi ve çocukları dışında aile bireylerine bile katı olan bir insanı eleştirip de ne yapacaksın?” diye düşünüyorum ben de. Ne ki her konuşması, her atılımı, her çıkışı, hem bazı eksikliklerini ortaya koyuyor; hem icranın, bütün sorumluluğunu üzerinde taşıyan hükümeti ve özellikle Süleyman Bey’i güç duruma düşürüyor. Kıbrıs konusunda olduğu gibi Türklere, özellikle Müslümanlara diş gıcırdatan bir Butros Gali akrebi var ortada. Türk hükümeti bu herifin zehirli dişlerinden cefacı Kıbrıs Türklerini, -dünya siyaset dengesini de kollayarak- nasıl koruyacağını düşünürken sen kalk, herifin ayağına git. Bu da yetmiyor. Gazetemiz, bu akrebe protesto mektupları. Yollamak için günlerce örnekler sunarken “Gel seni Türkiye’ye, Milliyet gazetesine götüreyim” de. Hani, Türkiye’de yaşarken, Türkleri, yine akrep gibi sokan ve ülkemizden kovulan eski Fener patriğini, “Seni affettim” diyerek Türkiye’ye sal.
Hükümet ve Demirel bunlara tanık.
Yeni Amerika Cumhurbaşkanı’na, “Ben, şu gün Türkiye’ye dönüyorum, bana bir randevu verin” diyen Cumhurbaşkanımız, daha önce hükümetle uyuşma halinde değildir. Dışişleri Bakanımız, başbakan yardımcılığı yapmış, deneyimli bir dostumuz: “Hikmet buraya gelsin” lafında bir hikmet göremiyor. Hükümet “ya sabır”cı hükümetimiz, aynı teenni içinde suskun.
BOSNA KANAYAN YARA
Hıristiyan dünyanın yeni görüntüsü değil ki bu! Türkiye’de insan hakları adına, bir milimlik boşluklara büyülteçler tutan yaygaracıların ezeli Haçlı ruhu bu!
Hükümet kıvranıyor, siyasal bir meydan savaşı veriyor. Dünyayı uyarma kavgasında. Sayın Özal, kişisel miting düzenliyor. Güzel ama beklenen sonuç yok. Balkanlar’a yolculuk… Kendisi Bulgaristan’dayken Bulgar Cumhurbaşkanı’ndan, damdan düşer gibi mi, öneriye yanıt olarak mı bilinemeyen bir patlama:
“Biz, Bosna işine karışmayız;Türkiye’nin de karışmasını istemeyiz.”
Sayın Özal’a, hükümet “Ya, yasal yerinizi alın, ya da başkanlık sistemi için buyurun referanduma” mı dersin?
Sakın, “Başbakan ve Erdal İnönü, bunları şov olarak görüp inceldiği yerden kopuşun, biz onu özgür bırakalım” diyor, sanmayın! Bizim bildiğimiz Süleyman Bey, bu konularda iyice yumuşaktır. “Hoşgörü” onda hep üste çıkar. Bizim de Özal’a son yazımızdır bu! Bir daha dokunmayacağız. Mübarek Ramazan’ını da kutluyoruz.
Şardağ. R. (1993, Şubat 25). Sayın Özal’a son yazımdır. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

