
“Biz Atatürkçüyüz, laik devlet yanlısıyız, gericilere, cinayetlere destek veren, hatta bizim gibi lanet yağdırmayan yobazlara karşıyız.”
Haklılar elbette, Atatürkçüler biz de katılıyoruz. Hatta “İslâm” maskesi altında, Müslümanlığı ve Türklüğü kurtaran kahraman Atatürk’e saldıranların Müslümanlık ve Türklüğe yakışmayan kimseler olduğunu kaç kez yazmıştık da. Ama bugün onlara sitemimiz var: Neden, neden Kur’ân’ı dikkatle, ayetler üzerinde durarak okumuyorlar? Bizim güzelim dinimiz incelendiğinde; laikliğin de, Batı’daki hümanisme (insancıllık)’in de, Marx’ın felsefesine girip Lenin’in kepaze ettiği sosyal adaletçiliğin de 1400 yıl önce Kur’ân’ın hükümleri arasında bulunduğu görülür.
KUR’ÂN BİR ÖĞÜTTÜR
“Kur’ân, ancak aranızda doğru yola gitmeyi dileyene, âlemlere bir öğüttür.” (Tekvir: 27-28)
“Ey Muhammed! Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyleyken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?”
“De ki Allah’ın dilemesi dışında, ben kendime fayda ve zarar verecek durumda değilim.” (Yûnûs: 49)
Demek İslâm’da, değil cinayet işlemek, zorlama da yok. Niçin milletvekilleri, yazarlar, Atatürkçü kuşaklar, Sayın Erbakan’ın, “Zorlanıyoruz, aksi halde radikaller ortaya çıkacak” deyişine karşı, “Allah’ın peygamberi hiç kimseyi zorlama hakkına sahip değilken, bu radikal dinciler Kur’ân’a rağmen hangi hakla konuşuyor ve Sayın Erbakan, siz bize ne hakla sopa gösteriyorsunuz?” diyemiyor.
KILAVUZ KUR’ÂN OLSAYDI
Dikkatle okusaydınız onu, Mustafa Kemal’in yedi düvele bayrak açtığını, hem İslâm’ı hem camileri kurtardığını görürdünüz. “Laik vâhe f’iddin” diyen, “Dinde zorlama yoktur” buyuran Allah’ımızın buyruğu dışına çıkmamış bir Mustafa Kemal’le karşılaşırdınız.
Kutsal kitabımızı izlemeyi sürdürelim:
“Sen ancak uyarıcısın.” (Hûd: 12)
“Kur’ân, âlemler için yalnızca bir öğüttür.” (Yûsûf: 104)
Allah’a inanmayanlar ve büyük günahlardan kendilerini kurtaramayanlara, Allah cehennemi işaret buyurur. Ne ki Peygamberimiz, bunların elinden tutup “Haydi cehenneme!” diyemezken, İslâmlık adına örgütler nasıl ceza biçer, can alır?
Atatürk’ü olduğu gibi Kur’ân’ı da yakından ve dikkatle okuyanlar, şeriatın kul hükümlerinden oluştuğunu görürüler. Sevgili Peygamberimizin üç halifesi Müslümanlar eliyle öldürülmüştür. Peygamberimizin amca oğulları olan Abbasoğulları iktidarı zamanında, Hz. Muhammed’in torunları, mezardan çıkarılmış, iskeletleri yerlere çarpılmış. Ve de bunlar “şeriat” adına yapılmış.
Dokuz çocuğunu öldürerek tahta geçen Osmanlı padişahlarına günahsız daha sadâret (başbakanlık) mührünü yeni almış sadr-ı âzamların idam fetvalarına, hep şeriat fetva vermiştir. 17. yüzyıldan itibaren camilerde şeriatı savunan tarikat hocaları sopalarla birbirlerine saldırmış… Fatih zamanında bilim, irfan, felsefe, matematik ve tıp alanında nurlar saçan medreseler sadece Allah aşkını işleyen tekkeler, sonradan bilim düşmanlığını işler hale gelmişler. Atatürk ‘de şeriat adı altındaki bu yozlaşmış, Kur’ân’dan kopmuş olan kuruluşları kapatmış. Mustafa Kemal’i savunmak isteyenlerin ilk yapacakları şey, gözlerini Kur’ân’a çevirmeleri, Atatürk’ü “İslâm” la vurmak isteyenlere Kur’ân’la yanıt vermeleridir.
İslâm adına konuşanlara gelince. Onların da kılavuzları Kur’ân olmalıdır. Katillere karşı ilk yanıtı onların vermeleri, ama görüşlerini hoşgörüsü sonsuz Allah’ımızın kitabına dayandırmaları gerekirdi. Bu güzelim ayetleri, edebiyatçı, araştırmacı Şardağ değil, onların belgelemesi gerekirdi:
“Kur’ân âlemler için sadece bir öğüttür.” (Yûsûf: 104)
Şu güzelim hoşgörüye bakın:
“Ey Muhammed! Rabbinin yoluna bilgelikle güzel öğütle çağır. Onlarla güzel güzel tartış!” (Nahl: 125)
İNSAN KİMDİR?
Allah katında insan, en onurlu yaratık olmakla kalmaz. “Ya Muhammed, ben onlara, şahdamarlarından daha yakınım” buyurmakla da yetinmez Tanrımız. Topraktan, balçıktan yarattığı Âdem Peygamber’e, şeytan dışında bütün melekleri secde ettirir. Yani insana tapın der. Dişlerini gıcırdatan, sakallarından pislik akarak televizyonlara çıkıp kin kusanlar, Kur’ân’da en onurlu yeri olan insanları din adına öldürmeye nasıl razı olurlar?
“Meleklere, (Âdem’e secde edin) demiştir. Şeytandan başka hepsi secde etmiştir.” (Kehl: 50)
Mevlânâ’yı anlasak ya!
Konya çarşısında gidiyor. Bir papaz, cübbesini yere sererek secdeye kapanıyor önünde ve haykırıyor:
“Yâ Rab!”
Bu sefer Mevlânâ cübbesini papazın önüne sererek secdeye kapanıyor:
“Yâ Rab!”
Neden? İçimizde ışıl ışıl Allah’ın nuru var.
Öldürmeye hakkımız var mı? İyi, kötü, hesabını Hz. Muhammed’e bile değil, sadece Allah’a verecek olan insana kıymak, her şeyden önce bir hak olabilir mi? Kur’ân, ceza biçmeyi yalnız Allah’a bırakıyor. Gözlerimiz kör mü? Fransız İhtilali’nin temel ilkesi neydi. “Le droit, c’est le souverain du monde” yani “Dünyanın en yüce olanı haktır.” İslâm bunu 1400 yıl önce söylemiş: “Elhakkın yâ’li velâ ya’li aleyh!”
Sayın Erbakan ve partisi, İslâm’a inanmış bütün partiler! Bu vatanı kurtaran, camilerimizde, peygamber çağrısı ezanı yeniden yücelten Atatürk’e şükran duyanlar!
Kur’ân’a dikkatle eğilin!
Şardağ, R. (1993, Mart 4). İslâmcılar Atatürkçüler! buyurun Kur’an’a!. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

