
Hazreti İbrahim, ilk Müslüman olarak bütün dinlerin babasıydı. Ondan sonra gelen Hazreti Musa, Hazreti İsa ve havariler de tümce Müslümandı. Çünkü, Allah’ın indirdiğine inanıyorlardı. Putlara tapmıyorlar, gerçek, tahrif edilmiş, âyetleri değiştirilmemiş ya da sonradan eklemelerle farklılaşmamış kutsal kitaplarına bağlıydılar. Hazreti Adem’den bu yana kendilerine kitap gönderilmemiş ama, Allah’ın vicdanlarına seslendiği, putlara karşı çıkmış tüm peygamberler de Müslümandı. Bunların hiçbirini inkâr etmemek koşulu vardı.
NEDEN PEŞ PEŞE PEYGAMBERLER?
Allah, kendilerine peygamberleriyle, mucizeleriyle uyarıda bulunmamış hiçbir kula ceza vermeyeceğini, haksızlık yapılmayacağını ve yapılmadığını kutsal kitabımızda sık sık buyurmuştur:
“Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz her peygambere (benden başka Tanrı yoktur, bana kulluk edin) diye vahyetmişizdir.” (Enbiyâ Sûresi, Âyet: 25)
“Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsrâ Sûresi, Âyet: 15)
İnsanlığın en eski kuşaklarına da peygamberler geldi. Onları Hazreti Muhammed’i ve Kur’ân’ı tanımamışlardı. Onlar, içinden, Allah’ın gönderdiği peygamberlere uyanlar ve putları Tanrı yerine koymaktan vazgeçenler cehenneme mi gidecekler? Her yüzyıldaki, her dönemdeki iyilerin hepsi cehenneme mi gidecek? Bu olası mı?
Peygamber geliyor, kitap geliyor. Hazreti Muhammed geliyor. Kur’ân iniyor, hâlâ inanmıyorlar.
“Ey Muhammed! Sana kitabı, kâğıtta yazılı olarak indirmiş olsak da, elleriyle dokunsalar da yalanlayanlar, yine de “Bu, apaçık bir büyüdür” derlerdi.” (En’âm Sûresi, Âyet: 7)
Allah, yalnız Hazreti Muhammed’e ve Kur’ân’a inananlardan yana olsaydı, öteki hak peygamberlere inananlarla evlenmeyi Allahımız yasak etmiş olurdu. Durum, bunun tam tersidir…
“İnananlar hür ve namuslu kadınlar ve sizden önce kitap verilenlerden hür ve namuslu kadınlar zinaya sapmaksızın, gizli dost tutmaksızın, mehirlerini vermeniz koşuluyla size helâldir.” (Mâide Sûresi, Âyet: 5)
KİTAPLARINI BOZUYORLAR
İncil, ilk İncil mi? Bernada İncil’i nerede? Hazreti İsa’nın bedeni çarmıha gerilmiş, ruhu Allah katına yükselmiş, vücudu acı duymamıştır. Bunu Kur’ân’ı Kerîm buyurmuş, Hazreti İsa, Roma’nın yeraltı katakomplarında kâfir, putperest Romalılardan gizli olarak Allah’ın kitabı İncil’i havarilerine not ettiriyor. Hazreti İsa’nın ruhu, Allah’ın arşına ulaşmış, havariler ölmüş. Aradan 300 yıl geçmiş. Roma hükümdarının Hıristiyanlığı kabul ettiği ve ivedi olarak İncil’i görmek istediği yayılmış… “Ben falan azizden duyduğuma göre, o aziz havarilerden duyup, not ettiğine göre, İncil, böyle olmak gerekir.” diyerek Matta, Lukas, Yohanna gibi azizler kaleme sarılıp, İncilleri yazıyorlar. İşte o sırada Hazreti İsa ve onun sevgili annesi, Allah’ın kutsal bâkiresi Hazreti Meryem ve Hazreti Meryem’e Kudüs’te Allahın üflediği kendi ruhu, 300 yıl sonra yazılan İncillerde abartılıyor. Akıllarda yanlış kalmış olarak naklediliyor. Âyetler ilk asıllarına göre değişiyor. Ortaya son Peygamber Hazreti Muhammed’i yalanlamak, son Allah elçisini tanımamak gibi bir durum çıkıyor. Dinleyelim Allahımızı:
“Sözleri bozdukları için onlara lanet ettik. Kalplerini katılaştırdık. Onlar, sözleri yerlerinden değiştirdiler. Kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular. İçlerinden pek azından başkasının, her zaman hainliklerini görürsün. Onları bağışla ve geç.” (Mâide Sûresi, Âyet: 14)
İsrailoğulları, kendilerinden olmayanları öldürüyor. Halbuki yeryüzünde bozgunculuk çıkaranları ya da adam öldüren katilleri Kur’ân adaletine, Tevrat adaletine göre öldürmek gerekir. Bu koşullar dışında kimse öldürülemez. Tam tersine, yaşatılır. Mûsevîler bu kuralı çiğneyince, Allah seslenir:
“İsrailoğullarına şöyle yazdık: Kim bir kimseyi bir kimseye ya da yeryüzündeki bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş sayılır.” (Mâide Sûresi, Âyet: 32)
(Sürecek)
Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ
Alınan her soluk yaşamı uzatır, verildiği zaman da insan vücudu rahatlar. Demek, her solukta iki Tanrı nimeti var. Her nimet için de şükretme gerekli.
*
İğne acısına dayanamazsan, parmağını akrebin deliğine sokma.
Şardağ, R. (1991, Mart 22). Ramazan Köşesi 6. Milliyet, s. 16.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

