Namaz Tanrı kulluğu

Namaz sözcüğü Farsçadır. Dilimize sonradan, Arapça salât sözcüğünün yerini tutmak üzere girmiştir. Salât en eski Arap sözlüklerinde anlamı Allah’a kulluk etmektir. Ve bu kulluğun vakitleri, Kur’ân’da ayrı ayrı Sûrelerde belirtilmiştir.

Peygamberimizin vicdanında ilâhi bir telkin olarak bütünlenen en anlamlı, Allah’la kulunu yan yana getirmede en etkili bir farz olduğu söz götürmez. Ne var ki, salât karşılığı olan namaz, dünyaya gelip gitmiş her peygamber için de söz konusu.

Kutsal kitabımızı dikkatle ve uzun bir çalışma sonucu okuyup incelerken, namazın, öteki hak dinlerinin mensupları içinde farz kılındığını görmüş oluyoruz.

İSA NAMAZ KILIYOR

Küçük, yeni doğan İsa’yı, annesi Meryem, utanarak milletine tanıştırırken, kendisine kötü gözle bakanlara “Bana değil, İsa’ya sorun” diyor. Bebek İsa, yanıt verirken namaz kıldığını da söylüyor:

“Ben kuşkusuz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi. Ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübarek kıldı. Yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti.” (Meryem Sûresi, Âyet: 33-34)

MUSA’YA NAMAZ İÇİN BUYRUK

Tur Dağı’ndayken işte ulu Tanrımızın, Hazreti Musa’ya Kur’ân’da seslenişi:

Kuşku yok ben Allah’ım. Benden başka Tanrı yoktur. Bana kulluk et. Beni anmak için namaz kıl.” (Tâ-Hâ Sûresi, Âyet: 14)

Bunun gibi, Enbiyâ Sûresinin 1-61. âyetlerinde İbrahim, İshak, Yakup, Lût peygamberler hep namaz kılarlar. Aynı Sûrenin 72-77. âyetlerinde de bunu görürüz.

Hazreti İbrahim zamanına kadar iniyoruz. Kâbe’yi putlardan arıtıp Allah’ın evine lâyık bir güzelliğe ilk kez kavuşturan Hazreti İbrahim, orasını aynı zamanda namaz, rükû ve secde yeri durumuna da getirmişti. Bu noktada Kur’ân, Tevrat’la birleşir.

Kâbe’yi insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin” dedik. “Evimizi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için temiz tutun” diye İbrahim ve İsmail’e görev verdik.” (Bakara Sûresi, Âyet: 125)

Hazreti İbrahim de, Hazreti İsa da, Hazreti Musa da ve gelip geçmiş tüm peygamberler de puta tapanlara, şanı yüce Allah’ı tanıtmak, onları, insanların en doğal ve ilk dini olan İslâm’a bağlamak için geldiler. Hazreti İbrahim de puta tapan bir babanın, Azer’in oğlu idi. Putperest Mekkelilerin arasından çıktı. Hazreti Musa da, Hazreti İsa da geçmiş yüzyıllardaki tüm peygamberler de Allah’ı bırakıp kendilerine bile hayrı olmayan putlara tapınmış olanların üstüne geldi.

Namaz, yani Arapçasıyla salât, yalnız Hazreti Muhammed’e bağlananlara değil, her peygamberin ümmetine farz olmuştur.

İnanıp yararlı iş yapan kimseler cennetlik olanlardır. Orada temellidirler. İsrailoğullarından “Allah’tan başkalarına kulluk etmeyin. Anne ve babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin. İnsanlarla güzel konuşun. Namazı kılın. Zekâtı verin” diye söz almıştık. Sonra siz, pek azınız dışında, döndünüz.” (Bakara Sûresi, Âyet: 82-83)

YA NAMAZIN SELAM BÖLÜMLERİ

Kıldığımız her namazda Hazreti Muhammed gibi, Hazreti İbrahim’e, onun soy-sopuna, dolayısıyle Musa ve Harun peygamberlere de selam göndeririz. (Saffat Sûresi, Âyet: 119-1207)

Sizi ilk anlarda şaşırtacak gibi olan Âyetleri yazmakta devam ediyoruz. Ramazan boyunca İslâm’ın, Kur’ân’ın öteki peygamberlere, hatta ümmetlerine beslediği sevgiye rağmen, öteki ümmetlerin kusurlu, günahkâr oluşlarının nedenleri de yine âyetlere dayanılarak gözler önüne serilecektir. Bakın Ulu Allah, biz Hazreti Muhammed ümmetine, kutsal kitabında neyi öneriyor:

İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır.” (Mümtahine Sûresi, Âyet: 4)

(Sürecek)

Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ

Birisi senden korkuyorsa, sen yüz kişiyle savaşıp başa çıkacak kudrette olsan bile yine senden korkandan kork. Görmez misin ki yılan, çobanı görünce, “O benim taşla başımı ezer” korkusuyla çobanın ayağını sokar. Görmez misin, kedi çaresiz kalınca tırnağıyla kaplanın gözünü çıkarır.


Şardağ, R. (1991, Mart 23). Ramazan Köşesi 7. Milliyet, s. 16. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın