
Allah, Kur’ân içinde, bizi ayrı ayrı ümmet, millet olarak yaratmasında ancak kendi bileceği bir neden, bir hikmet bulunduğunu belirtirken milliyet duygusunun şovenizme açılan kapılarını da sımsıkı kapar. Hazreti İsmail, -ki Araplar, kendi soylarını ona bağlar- Mûsevîlerin, köklerini dayadıkları Hazreti İbrahim’in oğlu değil mi? Bu ikisine din ve milliyet bağlantısıyla çengel atıp Arap Müslümanlarını Hazreti Muhammed’e bağlı öteki Müslümanları dışlamak, ulu Tanrı’nın ret ettiği bir olgudur. “Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi ya da Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?” (Bakara Sûresi, Âyet: 140)
Halbuki son elçi Hazret-i Muhammed, Kur’ân’da ötekilerle birleştirir, kardeş yapar, ulu Allah:
“(Yahudi ve Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız) dediler. Ey Muhammed de: (Doğruya yönelmiş olan ve Allah’a eş koşanlardan olmayan İbrahim’in dinine uyarız) de…” (Bakara Sûresi, Âyet: 135)
Allah’tan peygamberler geliyor. Her millet, ya da milletler topluluğu o peygamberin dilinden Allah’ın Âyetlerini duyuyor, Tanrı buyruklarına karşı gelmekten kaçınıyor. Ama kendi peygamberine inanıyor. Ötekilerini de tabii yalanlamıyor. Korku yok ki:
“Ey insanoğulları! Size aranızdan Âyetlerimizi okuyan peygamberler geldiğinde, kimler, bildiklerine karşı gelmekten sakınır ve gidişini düzeltirse işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (A’raf Sûresi, Âyet: 35)
Evet, Mûsevîlere Kur’ân’dan bir Âyet daha:
“Elinizde bulunan Tevrat’ı sağlamlayarak indirdiğim Kur’ân’a inanın. Onu ilk yalanlayanlar siz olmayın.” (Bakara Sûresi, Âyet: 41)
İşte Kur’ân’da Allah’a, iyi kulların nasıl yakaracağı buyurulmuş:
“Peygamber ve inananlar, ona Rabbinden indirilene inandı. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. Peygamberler arasından hiçbirini ayırt etmeyiz. İşittik. İtaat ettik. Rabbimiz! Bağışlamanı dileriz. Dönüş sanadır “ (Bakara Sûresi, Âyet: 285)
(Sürecek)
Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ
Ortada bir aracı olmadan, sultanın, (başkanın, bakanın, beyefendinin) dört yanında dolaşma. Çünkü köpekle kapıcı bir soydandır. Bir garibi görünce köpek eteğine, kapıcı yakasına yapışır.
*
Âdil Nûşîrevan için bir av yerinde kebap yapacaklarmış, ama tuz yokmuş. Biraz tuz getirsin diye bir uşağı köye göndermişler. Nûşîrevan uşağı çağırıp, “Tuzu parayla al, ta ki köyden tuz almak, hükümetçe bir görenek olup köy yıkılmasın” diye uyarmış.
Eğer ahalinin bahçesinden bir padişah bir elma yerse uşakları ağacı kökünden çıkarırlar. Padişah, birisinden yarım yumurta alarak zulmü uygun görecek olursa, erleri, bin tavuğu şişe geçirir.
Şardağ, R. (1991, Mart 25). Ramazan Köşesi 9. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

