
Kutsal kitabın bir bölümüne inanıp, bir bölümüne inanmadın mı küfre sapmış olursun.
“Kitabın bir bölümüne inanıp, bir bölümünü yalanlıyor musunuz? Aranızda böyle yapanın cezası, ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Âhirette de azabın en şiddetlisine onlar uğratılır” (Bakara Sûresi, Âyet: 85)
Kur’ân’a inanmıyorsun, peki onu indiren melek Cebrâil değil mi? Bütün hak ve dinlerin kabul ettiği melek değil mi? Ona da mı inanmıyorsun?
“De ki: “Cebrail’e düşman olan kimse Allah’a düşmandır. Çünkü o, Kur’ân’ı Allah’ın izniyle kendinden öncekini onaylayarak yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir. Allah, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâil’e ve Mikâfil’e düşman olan kimse, inkâr etmiş olur.” (Bakara Sûresi, Âyet: 97-98)
Bazı Mûsevî aydınları bana soruyor: “Hocam, Kur’ân’da Allah’ın bu kadar övdüğü Mûsevîlere, Allah neden lanet ediyor ki!”
Bunun nedeni çok. Bugün Araplar’la soyca İbrahim peygamberden gelme kardeş olan Mûsevîler neden Filistinli Müslümanlara zulmediyorlar? Aynı Allah’ın kulları olduklarına göre bu zulüm onları utandırmıyor mu? Sırtlarını Amerikanvari bir insaniyetçiliğe dayayarak zulmü sürdürmek doğru mu? Nerede kaldı ki tarihteki çirkin tutumları yüzünden de lanetlenmişlerdir. Allah’ın sevgili peygamberi Hazreti Musa öldükten sonra yeniden buzağıya tapmış olmaları da lanetlenmeleri için bir neden değil mi?
“Kendinize yazık ederek buzağıyı Tanrı olarak benimsemiştiniz. Sonra bunun ardından şükredesiniz diye sizi bağışlamıştık. Doğru yola gelesiniz diye Musa’ya hakkı batıldan ayıran kitabı vermiştik.” (Bakara Sûresi, Âyet: 51-53)
Mûsevîler Kur’ân’a inanmıyor ki!
Bizler, Tevrat’a inanıyoruz. Hazreti Musa’ya kalbimizde büyük sevgi köşesi ayırıyoruz. Ama Mûsevîler, Kur’ân’a inanmıyorlar. “Onlara, Allah’ın indirdiğine inanın.) denildiğinde, (Bize indirilene inanırız) deyip ondan sonra gelen ve ellerindeki Tevrat’ı onaylayan Kur’ân’ı yalanlarlar.” (Bakara Sûresi, Âyet: 91)
Kur’ân Âyetlerinin indirilmesinden önceleri Mûsevîler, Tevrat âyetlerini uzun süre yalanlamış, bazı peygamberleri öldürmüşlerdi. Bu da Kur’ân’da yer bulmuştur.
“Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu. Allah’ın öfkesine uğradılar. Bu, Allah’ın âyetlerini yalanlamaları ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir.” (Bakara Sûresi, Âyet: 61)
BİR BÖLÜMÜNE İNANMAK
Her dine bağlı Tanrı kulları, kitaplarının bir bölümüne inanacak, bir bölümüne inanmayacak. Hangi dinden olursa olsunlar, onlar için de büyük ceza günü gelecek.
“Kitabın bir bölümüne inanıp bir bölümünü yalanlıyor musunuz? Aranızda böyle yapanın cezası dünya yaşamında rezil olmak, ahiret gününde de azabın en şiddetlisine uğratılmaktır.” (Bakara Sûresi, Âyet: 85)
Kur’ân’ı dikkatle ve bütün âyetlerini yan yana, bütün halinde dikkate alarak okumalıyız. İsrail’deki fanatik Mûsevîlerin yanında beş yüzyıl Türkiye’de bizimle yaşamış, İslâm’a saygılı, Hazreti Muhammed’in peygamberliğini ve Kur’ân’ı kabul etmiş, ama kendileri hak peygamber olarak Hazreti Musa’nın çizgisinde yol alan Yahudiler de vardır. Sözgelimi Kur’ân’da lanetlenen Yahudilerin, dün yaptıklarını bugünkü Yahudiler yapmıyor ki! Geçmişte (Allah’ın eli sıkı) diye Hazreti Musa’yı hafife alan Mûsevîler vardı.
“Yahudiler (Allah’ın eli sıkıdır) dediler. Dediklerinden ötürü elleri bağlansın. Onlara lanet olsun.” (Mâide Sûresi, Âyet: 64)
İSLÂMLIK EN ÜSTÜN
Batı’da, Amerika’da en uyanık, aydın, bilgin, sanatçı, hatta kültürlü Katolik papazları sık sık Kur’ân’ı okuyup Müslüman oluyorlar. Çünkü Müslümanlık hem Hazreti İbrahim’le başlayan ilk dinin adıdır, hem de son peygamber Hazreti Muhammed’de toplanan son din. Allah katında, onun bir üstünlüğü var elbet…
“Bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberi, doğruluk rehberi Kur’ân ve hak din ile gönderen odur.” (Feth Sûresi, Âyet: 28)
(Sürecek)
Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ
Padişahım, düşmana karşı yumuşak, gevşek olursan sana üst gelir. Sert olursan, senden herkes usanır. En iyisi, yumuşaklıkla sertliği birlikte uygulamandır. Kan alıcılar gibi davranmak gerek. Hem yara açar, hem bu yaraya merhem olurlar.
*
Suçludur; öğütten anlamadı, zindanda da uyanmadı. O kimse, pis bir ağaçtır. Kökünü koparmak gerekir. Ancak öldürmeden önce, bir kez daha tutuklamalı, hapsedilmelidir. Çünkü kesilen bir başı yeniden yerine koymak olası değildir.
Şardağ, R. (1991, Mart 26). Ramazan Köşesi 10. Milliyet, s. 18.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

