
Kur’ân hükümlerine dayanarak, Hıristiyanların inandıkları Hazret-i İsa’ya biz de sevgiyle inanır ve bağlanırız. Bütün hak peygamberlere bağlılığımız tıpkısına sürüp gider. Âyetler bize bunları anımsatır. Onların bize kâfir gözüyle bakmalarına, papaların, patriklerin bütün kışkırtmalarına, haçlı seferlerindeki utanmazlık ve vahşete karşın kutsal kitabımızca ve aydın Müslümanlarca Hazret-i İsa, Mesih’tir. Allah’ın en sevgili halifelerindendir. “Öyleyse neden, neden onlar, Kur’ân’ı, Hazret-i Muhammed’i yalanlıyorlar.” diye bir soru yöneltmiyorsunuz. Çünkü buna, fanatizmleri, yanıt vermeye olanak bırakmaz. Ama Kur’ân, onların eksikliklerini yanıltıda oldukları yerleri açık açık belirler:
“Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa’yı, ondan önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayarak gönderdik. Ona yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat’ı doğrulayan İncil’i, sakınanlara ve yol gösterici olarak indirdik. İncil sahipleri onda indirilenlerle hükmetsinler. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler… İşte onlar, yanlış ve kötü yola sapmış olanlardır.” (Mâide Sûresi, Âyet: 447).
Mâide Sûresi, daha başka âyetleriyle de Allah’ın indirdiklerine göre hükmedilmesini ister. “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler… İşte onlar kâfirdirler.” (Mâide, âyet 44) “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler.. İşte onlar zalimlerdir.” (Mâide Sûresi, Âyet: 45)
İşte Hıristiyanlara bir sesleniş daha. Allah’ı üçlemeye kalkan Hıristiyan dünyasına, Kur’ân’dan bir uyarı daha! Hıristiyanların İncillere sonradan eklediklerine, Hazret-i İsa’yı Allah’ın oğlu’laştırdıklarına bir utandırma daha:
“Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. (Allah üçtür) demeyin. Bundan, hayrınıza olarak vazgeçin. Allah ancak tek bir Allah’tır. Asla çocuğu olmakla nitelenemez. Göklerde olanlar da, yerde olanlar da onundur.” (Nisa Sûresi, Âyet: 171)
İSLÂMİYET, YİNE İSLÂMİYET
Allah katında bir tek din var. İslâmiyet… Ama bu da sade Kur’ân’a inanmak değil, putlardan arınmak, kâfirlikten kurtulmak, Allah’ın gönderdiği bütün peygamberleri, ayrım yapmadan sevmek…
İslâmiyet budur:
“Allah katında din, kuşkusuz İslâmiyettir. Ancak kitap verilenler kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini kim inkâr ederse bilsin ki Allah hesabı çabuk görür.” (Al-i İmran Sûresi, Âyet: 19)
YİNE HIRİSTİYANLARA SESLENİŞ
“And olsun ki (Allah ancak Meryem oğlu Mesih’tir) diyenler kafir oldular. Oysa Mesih, (Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder. Varacağı yer ateştir. Zulmedenlerin yardımcısı yoktur) dedi.” (Maide Sûresi, Âyet: 72)
Müslümanlar bütün kitaplara uymak zorunda. Başka türlü İslâm olamazlar ki! Öyle olmasaydı. Allah, Mûsevîlere, “Allah’a karşı gelmekten sakınmanız, sakınanlardan olabilmeniz için size verdiğimiz kitaba (Tevrat) kuvvetle sarılın. Onda bulunanları aklınızda tutun buyurur muydu?” (Bakara Sûresi, Âyet: 63)
Kim Allah’a, ahiret gününe inanır, yararlı iş yaparsa Rab’leri katında ödüllendirilecektir. Tabii Kur’ân’ın ayrı Âyetlerinde, Hazreti Muhammed’e ve Kur’ân’a uymalarının da şart olduğu açıklanmıştır:
“Kuşku yok ki inananlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Saibi’lerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ödülleri Rabb’lerinin katındadır.” (Bakara Sûresi, Âyet: 62)
Ama Allah’ın kucak açtığı Mûsevîler hakkında, öteki âyetleri de birlikte düşünmeliyiz. Hazreti Muhammed’e, Kur’ân’a inanmıyorlarsa lanete uğrayacaklar:
“Onlara, (Mûsevîlere) yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu. Allah’ın azabına uğradılar. Bu, âyetlerini yalanlamaları ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir.” (Bakara Sûresi, Âyet: 64)
(Sürecek)
Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ
Padişahım, sana iyi ad gerekiyorsa tüccarları, posta habercilerini, turistleri hoş tut. Büyükler, yolcuları, konukları, gezginleri candan besler. Çünkü iyi adı, her yana götürenler onlardır.
*
Bir memur yaşlanıp da eli tutmaz olunca, (emekliye ayrılınca) ona karşı bağışcıl davran. Artık, bir iş göremez hale geldi diye, onu alçaltma; yoksulluğu düşürme. Onun çalışacak eli bağlandıysa senin bağış elin bağlanmadı ya!…
Şardağ, R. (1991, Mart 28). Ramazan Köşesi 12. Milliyet, s. 16.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

