İslâm’da sosyal adalet / Yoksulluk ve sabır

Ulu Allah, başlangıç yazımızda da belirttik; kullarını yoksulluk ve daha başka yollarla sınar. Sevdiği kullarına karşı bu, onun lütfudur, “cilve-i ilahiyyesidir.”

Zengin olsun, fakir olsun, herkes, bazı yollarla sınanır. Kullarını yaratan, dünyaya gönderen yüce Allah, kimilerini hastalıkla, kimilerini rızık azalmasiyle, kimilerine bir fitneyi musallat ederek onların sabırlarını, katlanımlarını dener; eğitir.

Allah’ın, sevmediği kullarını bu gibi üzüntülerle denediği görülmez hiç. Böyleleri, dünyada cezalarını doğrudan doğruya, ya da dolaylı olarak uzun süre sonra, toptan görürler.

Öte dünyanın, hesap gününde de ayrıca sorulara ve azaba muhatap olacaklardır. Ama sevilen, çok sevilen, kullar, niçin zaman zaman bu üzüntülere ve dertlere uğrar?

Konu üzerinde uzun açıklamalar yapılmıştır. Beydâvi, Zemanşerî ve Keşşâf sahipleri, bu sevgiyi sınanışa bağlarlar.

ALLAH’IN SEVDİKLERİ

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hazretleri ne diyor:

Allah, sevdiklerini zaman zaman yanında görmek ister. Her zaman Allah ile birlik olan Allah yolcuları, acılı günlerinde kendisine daha çok sokulur. ‘Allah’ım’ diye yakarırlar. Âşığın, sevgilisini yanı başında görmek istemesi kadar doğal ne var?”

Bistamlı, büyük veli Bayezid hazretleri eğer, gününü üzüntü verecek olaylardan arınmış geçirirse, o günün gecesinde inleyerek Allah’ına sorarmış: “Allah’ım, sevgili Allah’ım, yoksa beni bıraktın mı? Beni bırakma Yarabbi!”

Yoksulların rızık azlığı ile sınanmaları da böyle bir cilvenin, sevginin sonucudur. Varlıklı kardeşlerine kin beslenmemesi amacına dayalıdır.

Ne var ki, yoksulların sabrı, son yüzyılların din adamlarınca devlet yöneticileri ve zenginlerce yanlış değerlendirilmiş, onların, “tevekkül” içinde kendi yazgıları ile baş başa bırakılmaları biçiminde yorumlanıp gitmiştir.

Hocalarımız, sabrı sadece varlıksızlara önermiş, onların Allah takdiri olan bu yoksul durumlarını sonuna dek sürdürecekleri anlamına gelen yorumlar yapmışlardır.

CAMİLERİMİZİ KİMLER DOLDURUYOR?

Kuşku yok ki, her geçen gün, camiye gelen varlıklı sayısı azalıyor. Mescitleri yoksul, dar gelirliler dolduruyor genellikle. Halbuki hocalarımızın, vaizlerimizin va’z ve hutbelerinde, zenginlerin “servet varlıklarında yoksulların hakkı olduğunu” da duyurmaları gerekir. Bu yoksulluğun, onlara ebedi bir Allah tacı gibi konmadığını, Rahmân olan Allah’ın, varlıklılara bu görevi verdiğini, onların duygu eksikliği sürüp giderse, Kur’ân’dan esinlenen hukuki devletimizin ve hükümetimizin bazı uyarlama ve müdahalelere başvurduğunu anlatmalıdır vaizlerimiz.

Onlar, kardeşi kardeşe düşman etmeyecek, varlıkları, gerçeklerden yana haberli kılacak, varlıksızları umutsuzluğa düşürmeyecek konuşmalar yapmalıdırlar.

Ulu Allah, “Ey insanlar! Sabreder misiniz? diye, sizi aranızdaki farklarla sınarız” buyurur. Ama, ayni yüce Allah’ın; mallarını, varlıklarını dağıtırken yoksullaşacaklarını sananlar içinde buyruğu var: “Eğer yoksulluktan korkarsanız, bilin ki, Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir.” (Tevbe Sûseri, Âyet: 28)

(Sürecek)

Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ

Güzel sesli soliste gerek yoktur. Eğer sende aşk varsa, yürüyen hayvanların ayaklarından çıkan sesi bile saz yerine sayarsın.

***

Hey arkadaş, bana “musiki nedir?” diye soracak olursan, “Dinleyen kimdir?” “Yeteneği nedir?” bunları anlamadan bir şey diyemeyeceğim.

***

Evren; güzel ses, güzel saz, sarhoşluk, aşk ile doludur. Fakat kör olanlar aynada ne görebilirler?

***

Bâyezid-i Bestamiî, bir bayram, sıcağa gitmiş; boy abdesti alıp çıkmıştı. Sokakta giderken bir evden, dikkatsizlik sonucu olarak birisi, başına bir leğen kül döktü. Sarığı, sarı küle bulaştı. O bu halde ilen elini yüzüne sürerek Allah’a şükretti ve nefsine seslenerek: “Ey nefis, ben bu ateşe layığım, başıma kül döküldü diye kızar mıyım?” dedi.

***

Arkadaş; ibadet, kulluk, Tanrı’ya bağlılık yolunda çalış; fakat Hazreti Peygamberlerin yaptığından fazlasını yapmaya kalkışma. Sınırsız bir aklık isteme. Çok beyazlıkta da çok kara olan şey gibi istenmez.

***

Arkadaş! Yürü, ırmaktan sıcak su iç. Ekşi yüzlünün elinden, soğuk şeker şerbeti içme.

***

Sayalım ki altının, gümüşün, hiçbir şeyin yok. Sa’di gibi tatlı dilin de mi yok?


Şardağ, R. (1991, Nisan 10). Ramazan Köşesi 25. Milliyet, s. 16. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın