İslâm’da sosyal adalet / Peygamber neden yoksuldu?

Ulu Allah’ın, peygamberlerinin bir tekini bile zenginlerden varlıklılardan seçmemiş olmasına dikkat edelim. Hz. Musa, Hz. İsa ve bütün dinlerin doğru olanını onaylayan, pekiştiren ve de yeni hükümlerle daha da mükemmelleştiren âhir zaman elçisi Hz. Muhammed, birer çoban değiller miydi? Sırtlarında çoban abası, ellerinde birer sopa, bu dünyanın ötesinde parıldayan en görkemli, tek kudret olan Allah’ı, varlıklı olmanın rahatlığı ve gevşekliği içinde düşünemezlerdi ki…

Çölün ıssız, sere serpe uzanan yıldızlı gecelerinde, aklı kullanmanın çabası da yetmemişti onlara. Sezgilerin enginlere açık koridoru, onları sahte putlar yerine tek Allah’a kadar uzanırdı.

KURTULUŞ YOLU

Mekke’nin kum çölleri kadar servet ve altın yığan egemen güçlerle çöl bedevilerinin, fellahların, kölelerin büyük sefaleti, Allah’ın adaletsizliği olamazdı. Öyleyse varlıksızın yanında olmak, varlıklıya düşman olmadan yeni bir sosyal adalet düzenine ulaşmak kurtuluş yoluydu.

Peygamberlerin, Allah’ı ararken sosyal adaletçi bir düzeni de birlikte düşünmeleri gerekliydi. Bu yüzdendir ki, Allah, zafere ulaştıracağı en seçkin, en onurlu ve en yüce peygamberlerini, yoksullardan ıstırap çekmiş olanlar arasından seçti.

Firavn şaşmıştı: “Bu mu, perişan kılıklı, yoksul, zavallı yaratık mı Allah’tan söz ediyor? Bu kadar yüce ve her şeye gücü yeten bir Allah var idiyse neden seni ve kardeşini böyle perişan ve yoksul bıraktı?”

İMPARATORLAR VE VARLIKLILAR

Nâsıralı, yoksul İsa’yı kâfir Roma’da horlayan kimlerdi? İmparator ve varlıklılar!…

Son ve yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) anadan, babadan ve dededen yetim, fakir bir çobandı. Yıllar yılı çektiği maddi sıkıntı da ortada.

Bunun nedeni açık! Yoksulun, işsizin, çalışıp da sömürülenin halini görsünler, acılarını paylaşsınlar. İleride vahyolunacak âyetlerle inecek hükümlerin nasıl bir gerekliliğe ve gerçeğe dayandığını anlasınlar diye.

NE OLDU?

Sonunda, kendilerini yıkılmaz sanan, varlıklarına, çocuklarına, sadık uyruklarına güvenen hükümdarlar, zenginler silinip gitmediler mi?

Firavn’ların, Ebû Süfyan, Ebû Cehl’lerin Mekke kompradorlarının rezil olduğu bir dünyada peygamberlerin ışığı ve özellikle Hz. Muhammed’in tutuşturduğu güneş, evreni ışıklara boğmakta 1400 yıl sonra da devam ediyor işte…

(Sürecek)

Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ

Düşmanın tatlı sözüne aldanma; bal içine zehir katışmış olabilir.

*

Düşman ülkesini kuşatıp savaş sonunda ele geçirdiğin zaman, bolluk görevini düşman yöneticilerinin zindanlarda tutuklu bulundurdukları kimselere ver. Çünkü onların yürekleri yanıktır. Dişlerini, kendi zalimlerinin boğazına batırır, kanlarını içerler.

*

Gizemini herkese açma. Bir sofrada yemek yiyen iki dosttan birisinin, öteki aleyhinde casusluk ettiğini çok gördüm. Derler ki İskender, Doğu’ya sefere çıkacağı zaman çadırını Batı yönüne kurdurdu.

*

Yalnız askerlerinin kuvvetli kollarına güvenme. Düşkün sanılan iyi insanlardan da yardım iste. Sana umut bağlamışların duaları, babayiğitlerin kollarından daha çok iş görürü.

*

Kimde bilim, el açıklığı ve Allah korkusu yoksa, o kimse anlamsız, kuru bir dış kalıptır.

*

Sırtımı, beni düşünerek ancak kendi tırnağım kaşır; başkası değil.

*

Bir yetimi, başını eğmiş, düşünceli ve üzgün gördüğün zaman, kendi çocuğunun yüzünü öpme.

*

Yetim ağlarsa nazını kim çeker? Öfkelenirse öfkesini kim hoş görürü? Aman yetim ağlamasın. O ağlarken Allah’ın oturduğu ulu kat titrer.


Şardağ, R. (1991, Nisan 11). Ramazan Köşesi 26. Milliyet, s. 16. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın