İslâm’da sosyal adalet / Yetim hakkı

Hangi konuyu araştırmaya kalksak, İslâm’ın kutsal kitabından belgeler sunmak için Kur’ân’a eğilsek, ilk yöntemimiz şu olmalı: Bütün âyetleri birlikte dikkate almak. Aynı konuda, ayrı ayrı Sûrelere serpilmiş olan âyetler, birlikte dikkate alınırsa o zaman gerçekler gül gibi ortaya çıkar.

Sosyal adalet konusu da böyledir. Allah’ın, zengini reddetmediği, helâl kazançla varlık sahibi olmayı bütün kullarına hak olarak verdiği, servet birikimiyle sarhoş olmadan, yoksul haklarını kesinlikle vermemizi arzu ettiği, miras bölüşülürken kimlerin dikkate alınacağı gibi daha yüzlerce hüküm, tek bir âyette toplanamaz elbet. Zengin olanların, yetim hakkı yiyerek velilik yapanların nelere dikkat etmeleri gerekeceği de bu çeşit âyetler içinde bizlere emrolunmuştur.

MİRAS YOLUYLA

Bugün, anne-babaları ölmüş, şu ya da bu suretle ortada kalmış yetimlerin, miras yolu ile kendilerine kalan mal varlıkları ile ilgili olarak Kur’ân’ın hükmü üzerinde durmak istiyoruz.

 Günümüzde bu gibiler için, Ahkâm-ı Şahsiyye Hâkimliği dediğimiz bir yargı bölümü var. Bu gibi öksüz, sahipsiz ya da bilinçsiz kişilere, mahkeme kararıyla vasî atanıyor. O kişi hizmetinin karşılığı olarak bir ücret de -isterse- alıyor.

Kimsesizlere bakarken, onların her türlü harcaması için fatura, belge topluyor ve onları ilgili mahkemeye getirerek harcadıklarının kaynaklarını kanıtlıyor ve hâkim kararıyla yeni gereksinimler için yeni para istekleri onaylanıyor.

Şimdi, Allah’ın kitabına, İslâm’ın bu yüce anayasasına dönelim. 1400 yıl önce konulmuş olan ve günümüz yasalarına temel ve kaynak olan bir âyeti birlikte inceleyelim:

Yetimlerin mallarını verin. Temiz yolu, pis bir yol ve tutumla değiştirmeyin. “(Al-i İmrân Sûresi, Âyet: 92)

Yetimleri, evlenme çağına gelinceye kadar deneyin. (Çeşitli yöntemlerle erginlik çağına gelip gelmediğini inceleyin) Onlarda erginleşme görürseniz, mallarını kendilerine verin. (Bugün yasalarımız, 18 yaşını doldurmuş olmayı erginleşme dönemi olarak benimsemiştir) Büyüdüklerinde (aslında kendilerinin olan) malları geri alırlar diye harcayarak tez elden yemeyin. Zengin olan, onların mallarına dokunmasın. Yoksul olanlarınız ise bu mallardan (Allah’tan korkarak) pek az yesin. Mallarını kendilerine verdiğimiz zaman, yanınızda tanık bulundurun.” (Nisâ Sûresi, Âyet: 6)

SAÇI BİTMEMİŞ YETİM HAKKI

İslâm sosyal adaletini, Kutsal kitabımız içinde yüzden çok âyeti ile açıklamış bulunan Allahımız, öksüz, yetim hakkı için kesin müeyyideler getirmiş. Öte dünyada uygulayacağı şiddetli azabı haber vermiştir. 

Yetimlerin hakkı” deyince, artık günümüzde bir genellemeye gidilebilir. Toplumda bu servetler nasıl elde edilirdi? Girişimi ve emek sonucu değil mi? Bu girişimciler ve emekçiler kalıcı olmadığından, dünya sahnesinden birer, ikişer çekiliyor. Geriye onların yetimleri, öksüzleri kalıyor. Devletin kendisinin, ya da devlette görev yüklenmiş olanların, ya da özel girişimcilerin çeşitli yollarla yaptıkları suiistimallerde bu yetimlerin hakkı yok mu? İşte “Saçı bitmemiş yetimlerin hakkı” sözü buradan çıkmıştır. İslâm’ın sosyal devlet anlayışı, millet hakkını, öksüz, yetim hakkını böylece sağlama bağlamış bulunuyor. Aşağıdaki âyet, ulu Allah’ın, yetim hakkı yiyenlere karşı öfke içinde bulunduğuna açık bir örnektir:

Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenler, karınlarına ateş tıkınmış olurlar. Zaten onlar, çılgın aleve atılacaklardır.” 

(Sürecek)

Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ

Savaş için kılıç çektiğin zaman bir yandan da barışma yolu ara. Ordular çeken, tulgalar paralayan komutanlar, dıştan bakıldığında savaş eder görünürlerse de bir yandan da gizlice barış yolunu araştırırlar.

*

Tutsaklarını zincire vurup veya ayaklarını bağlayıp cefa edenler, zamanın, kendilerini de o hale getirebileceğini düşünüp korkmazlar mı?

*

Bakın, Sohreverdi’nin eylemine, tutumuna: Bir gece Sohreverdi hazretleri, cehennem korkusundan sabaha kadar uyumadı. Sabah vakti de şöyle diyordu: “Ne olurdu, cehennemi ben doldurayım da başkaları kurtulsaydı.”

*

Açık elli insan, doğruyu söylemek gerekirse, velidir, ermiş insandır. Çünkü cömertlerin en büyüğü yiğitlerin şahı Hazret-i Ali’dir.

*

Ey talihli, güzel huylu adam! Yaptığın ibadetlerle ulu Tanrı’ya yaraşır bir armağan sunduğunu sanma. Bir iyilik ederek bir gönlü rahatlatmak, her duraktan bin rekat namaz kılmaktan daha üstündür.


Şardağ, R. (1991, Nisan 13). Ramazan Köşesi 28. Milliyet, s. 16. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın