İslâm’da sosyal adalet / Tasavvufu anlamadılar

Kuşku yok ki, tasavvufun ilk görüldüğü alan, eski Hint’tir. Brahma’nın, “Zenginliğe oynamayın, yoksulluğa bürünün” görüşünü kuşkusuz, savaş ve ticaret yolları, konak konak uçurarak İslâm’dan önceki Mısır’a, Arabistan Yarımadası’na taşıdı. Arap şairi Antere, “Ey yoksul kardeşlerim! Sizin korkacak bir şeyiniz yok. Mal ve parayı çöldeki kumlar kadar yığmış olanlar korksun. Yarımadamızın bütün hecin develeri, bir felaket gecesinde kendilerini kurtaramayacaktır.” derken, “Bir lokma, bir hırka” görüşünü zenginliğe yeğ tutar.

Tasavvuf, asıl mayalanmasını İslâm’da buldu. Onu, bugüne kadar yorumlayanların, “tembellik, gevşeklik, tevekkül” le açıklamaya çalışmaları artık iflas etmiştir. Utanılacak bir konu da şu ki, İslâm tasavvufçularını, “bir lokma, bir hırka” cıları gerçek içerikleri içinde izleyen yine Batılılar oldu.

Büyük İslâm bilgini Edouard Montet, “Tasavvuf, İslâm sosyalizmine pasif mukavemet içinde çağrıdır” diyor.

BATI’YA GEREK VAR MI?

İslâm’da tasavvuf, kuşku yok ki önceleri, Allah’a aşırı kullukla başladı. Hatta bazı sûfiler, fanatik fıkıhçılar tarafından şeriattan dışlandılar bile. Hallâc Mansûr gibi bir İslâm dehası ve Allah âşığını küfürle damgalayanların, tarihi kirlettikleri bugün ışığa kavuşmuştur.

İlk tasavvufçulardan Abuzer Gaffari, Selmân Farsî, Râbia-yı Adviyye, Zinnûn, Hâris, Hasan Basri, Cüneyd-i Bağdadî, İbn Fâris, Attâr, Şeyh Sadi, yüce Mevlânâ, Hacı Bektaş ve büyük Yunus Emre’yi derinden incelemeye koyulduğumuz zaman onların kimini, bencil zenginlere ve zenginliğe karşı bir protesto niteliği içinde, derviş hırkalarının altında “bir lokma, bir hırka” yı savunur görürüz.

Budizm, Brahmanizm ve eski Arabistan dinlerinin, hatta Zaratustra’nın içinde serpilmiş bulunan tasavvufla, İslâm sonrası tasavvufçularının benzer yanları olsa da amaçta ilgileri yoktur.

YERÜSTÜ MUKAVEMETİ

İslâm tasavvufçuları, doymayan zenginlere karşı, Allah’ın yanında olmak isteyen can dostlarıdır.

İslâm tasavvufçuları, yoksula hakkını vermeyen varlıklı ve günahlı kardeşlerine karşı pasif direniştedirler. Ve bir yoksulluk hırkası içine gömülmüşlerdir.

İslâm tasavvufçuluğu, Allah’ın kesin buyruklarına gözlerini kapamış olan oportünist devlet yöneticilerine karşıdır. Çarpık düzeni Allah’tan esinlenen bir düzene yaklaştırmamış ya da yaklaştıramamış olan resmi sorumlulara karşı sessiz bir direniştir. Tasavvufçular, yoksul kardeşlerine borç vermeyen, borç verdiğinde, onun ödeme olanaksızlığını görüp bu borcu bağışlamayan ya da borçlusu olan Müslüman kardeşinden üstelik bir de faiz alıp tıkınan Müslümanları görüp utanmışlardır. Çareyi “bir lokma” felsefesi içinde Allah’a sığınmakta bulan büyük İslâm adaletçileri, büyük pesimistlerdir.

(Sürecek)

Özdeyişler
ŞİRAZLİ ŞEYH SADİ

Düşmanı hoş tutmak ve barış yolunu denemekle iş bitiyorsa, bu durum, savaşmaktan daha iyidir. Kuvvetle düşmanı kahretmek olası değilse, oma bağışta bulunarak, gönül alma yoluna sapmak, fitne kapısını kapatmak gerekir.

*

Düşman askerini rahatsız etmek için, kalenin dört yanına demir diken dökecek yerde, altın dök. Çünkü bağış, keskin dişi, kesemez hale getirir.

*

Düşmanın zayıf, sen daha kuvvetliysen, onu ezmeyi arzulama. Beceriksizlere karşı kuvvet göstermek, yiğitlik değildir. Fil kadar güçlü, aslan pençeli de olsan, bence barış, yine de savaştan iyidir.

*

Sen adamlarınla, bin kişi olsan; düşman da iki yüz kişi olsa gece olunca düşman toprağında durma. Çünkü geceleyin bir pusudan çıkan elli kişi, beş yüz kişi kadar gözü yıldırıcıdır.

*

Çıkrık çeviren analar, nineler bir hükümdarı lanetlerken, resmi toplantılarda, padişahı şakşaklamanın faydası yoktur.

*

Çocuğum, bağışta bulun. Çünkü insanoğlu, bağışla; yırtıcı hayvanlar da tuzakla avlanır.

*

Kükremiş bir fil, zorlu ve korkunç görünüşlü bir hayvanken bile sahibinin üzerine saldırmaz. Çünkü onun lütfunu görmüştür.

*

Ey iyi insan, kötüleri okşa, köpek bile, ekmeğini yerse seni korur. Pars denilen hayvan, dilini bir iki gün sahibinin peynirine sürecek olursa, artık sahibini dişi kesmez olur.


Şardağ, R. (1991, Nisan 14). Ramazan Köşesi 29. Milliyet, s. 14. 


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın