
Karıştırmayın, çünkü zekâtın, “Namaz kılın, zekâtı verin” diyen Allah buyruğu ile Kur’ân’da geçtiği yer belirli ve sınırlıdır. Ama buna karşılık kutsal kitabımızın hemen hangi Sûresini, hatta hangi sayfasını açsanız, Allah’ın varlıklılar için (VER) buyruğu ile karşılaşırsınız. “Bir daha yardım edersem” diye yemin etseniz bile, yemininizi bozabilirsiniz. Siz yardımı, onlar için yapmayacak “Ulu Allah böyle buyurdu” diye yapacaksınız.
“İçinizdeki bağışcıl varlıklar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda göç edenlere vermemek için yemin etmesinler. Bağışlasınlar, geçsinler” (Nûr Sûresi, Âyet: 22)
ÖFKELENSENİZ BİLE
Sevgili Peygamberimiz, Mâlik bin Enes’e dayandırılan bir hadisinde şöyle buyuruyor;
“Birine öfkelenip Allah yolunda yardım etmemeye yemin etseniz bile, iyiliğe, yardıma yönelmek için bu yemininizden cayabilirsiniz.” Allah, Mü’minûn Sûresi’nin 57-61 Âyetlerinde aydınlatıyor bunu:
– “Rab’lerinden korkarak titreyenler, Rab’lerinin âyetlerine inananlar, ona eş koşmayanlar, Rab’lerine döneceklerinden kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler… İşte onlar iyi işlerde yarış ederler…”
İslâm dininin bütün velileri, gerçek bilginleri ve Allah âşıkları her zaman, yetersiz ve çıkarcı din adamlarıyla hamiyetsiz varlıklılardan sızlanmışlar, onları uyarmışlardır. Sabâ Melikesi Belkıs’ın adamları, Süleyman Peygamber’e sandıklar dolusu altın getirince, Hz. Süleyman onları reddeder. Mesnevî’de bunu işleyen Mevlânâ Celâleddin, konuyu derinleştirir. Dizeler peş peşe akarken bir aralık der ki:
– “Sen o altınların hepsini, git de katırın bilmem neresine sok, bize Allah aşkıyla sararmış bir gönül getir.”
BÜTÜN KULLARA
İşte Bistamlı Bayezîd velinin dualarını süsleyen ilginç bölümlerden biri:
– “Verme yarabbi! Bana, hiçbir şey verme, beni yanından uzaklaştırma…”
Ulu Allah, nimetlerini bağışladığını bildirirken onların, bütün kullarına ait olduğunu, türlü buyruklarıyla yinelemiştir.
– “Yerde olanların hepsini, sizin için yaratan odur.” (Bakara Sûresi, Âyet: 29’un yarısı)
İslâm ve Kur’ân açısından bakılırsa zekât vermede kararsızlık geçiren ya da zorla verebilen zenginin elinden alınan asgari vergi gibidir. Yoksa, varlıklıların, zekâtla yetinmesi yeterli olamaz. Allah’ın huzuruna çıkmada zekât, tam bir güven ve rahatlık sağlayamaz.
İşte Fâtır Sûresi’nin 29. Âyeti ve verdiği rızıktan harcamanızı isteyen Allahımız:
– “Allah’ın kitabına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık harcayanlar tükenmeyecek bir kazanç umabilirler.”
Ulu Allah, kullarının, “Benim servetimde yoksulların hakkı olunca ben o servetin sahibi değil, emanetçisi olurum” demelerini buyurur:
– “Yakınlığı olana, yoksula, yolda kalmış olana hakkını ver.” (Rûm Sûresi, Âyet: 38)
-Bitti-
Özdeyişler
ŞİRAZLI ŞEYH SADİ
Kötülere iyilik, kötülüktür. Alçakların başı altına yastık koyma. Zalimin başı taş üstünde gerekir.
*
Bir köle, arkamdan kötülüğümü söyledi, diyelim. Artık bu laf söylenmiş, bitmiş ve geçip gitmiş demektir. O sözü alıp bana getiren kimse, söyleyenden daha beter kötülük yapmış sayılır. Birisi, bir ok atıp yola düşerse, vücudumu incitmemiş, bana bir kötülük vermemiş demektir. Fakat ok’u sen getirir, vücuduma saplarsan beni sen vurmuş olursun.
*
Bugün sevgi tohumu ekmeyen, yarın tûba dalından yemiş yiyemez.
*
Yumuşak söz, insanların ateşine soğuk su serper. Ey dost! Ters, dik ve hırçın düşmanına da alçak gönüllü davran. Çünkü yumuşak huyluluk, keskin kılıcı körletip, kesmez eder. Görmez misin, kılıca ve oka karşı yüz kat ipten yapılmış kaftan giyerler.
*
Kötülüğe karşı kötülük kolay. Yiğitsen, kötülük edene iyilik yap.
*
Bağışta bulunma konusunda, çok şey söyledik ama, herkese bağışta, ihsanda bulunmaya gerek yok. İnsanlara zulmedenin kanını iç, malını elinden al; kötü huylu kuşun tüyü, kanadı yokluk olması daha iyidir. Diken yetiştiren yeri kaz, kökle; besleyeceğin ağaç, meyve veren ağaç olsun. Büyüklerin katlarına öyle insanları çıkar ki küçüklere kafa tutamasınlar, nerede bir zalim varsa, acıma. Çünkü zalime acımak halka, insanlığa çile çektirmek demektir. Evreni yakan zalimin çırası söndürülmelidir. Halkın, yanıklar içinde kalmasındansa, bir zalimin yanması yeğdir. Hırsıza, yol kesene acıyan, kârvanı kendi eliyle vurmuş demektir. Zalim, cefacıların başlarını uçurur. Onları dünyadan kaldır. Zalime zulmetmek, adaletin ta kendisidir.
Ramazan söyleşileri
MALLARLA; CANLARLA SINANMAK
Ulu Allah, Al-i İmrân Sûresi’nin 186. Âyetinin başlangıç bölümünde şöyle buyurur:
“And olsun ki, mallarınız ve canlarınızla sınanacaksınız.”
İslâm dini; çalışmayı, kazanmayı, hatta zengin olmayı emreder. Kur’ân’ın birçok âyeti bunu kanıtlamaktadır. Buna rağmen sık sık rastladığımız bu can ve mallarla sınanmak nedir?
Canlar kimin, Allah’ın değil mi? Bütün yaratılanlar Allah’ındır ama, canımıza asıl sahip olan, ona kendi ruhunu üfleyen de Allah’ımızdır ve bu yüzden canlar, Allah’ın arınmış, şükretmiş en güzel evleri olarak korunmalıdır.
“Bakalım bu can, kendisinde ben varken, başka canlara nasıl davrandı? Onları horladı mı? Kırdı mı? Onların hakkını mı yedi? Yoksa onların üzerine titreyerek sevgi, şefkat, iyilik duyguları ile canlara özen ve büyük ilgi mi gösterdi?”
Böyle sorabilecektir ulu Allah. Bizim canlarımız, dünyadaki son kısa anımızda sınavdan geçecektir. İmam Gazalî, “Canına ve başka canlara gösterdiği güzel, ya da çirkin tutumdan ötürü bütün canlar, son anda yaşamının tüm sınavından geçecektir.” dedi.
Mevlânâ, “Fîhi Mâfih” inde, “Can ve mal sınanması, insanın ilk sırat köprüsüdür” diyor.
Ulular ulusu Allah’ın gözünde, çalışıp helâlinden mal edinmek, hem en büyük hak, hem de en tehlikeli bir uğraştır. Mallarıyla böbürlenmek; çoluk çocuğu ve maddi mutluluklarıyla pohpohlanmak, Allah’a giden yolu da şaşırtır insanı. Bu malların, Allah yolunda ve buyruğunda kullanılacağını bilememek, kişiyi kıl payı küfre kadar götürür.
“Mallar ve çocuklar seni şaşırtmasın. Allah, bu mallar ve varlıklarla, onlara dünyada azap etmeyi ve canlarının kâfir olarak çıkmasını ister.” (Tevbe Sûresi)
Evet, o ulular ulusu hem helâlinden mal edinmemizi istiyor, hem de mal hırsından kaçınmamızı, sınırı aşmamamızı, yoksulların, servetimiz ve mallarımızdaki haklarını vermemizi buyuruyor. Enfâl Sûresi’nin 2.3, Tevbe Sûresi’nin 60, 85, 99, Bakara Sûresi’nin 172, Al-i İmrân Sûresi’nin 186, Meâric Sûresi’nin 15-18, Müzemmil Sûresi’nin 11-13. âyetleri ve daha pek çok âyet; mal hırsına kapılmış, bu mallardaki yoksul kardeşlerinin hakkını unutmuşluktan gelmiş olanları uyarır. Onları cezalandıracak, nitelikleri keskin Allah buyruklarıdır. Kârun olsanız, onun kadar servet yığsanız ne olacak? Bu servetin, size; hak sahiplerine teslim edilmek üzere, emanet olarak verildiğini unutmamalısınız. Nitekim Kârun’a da Allah, milletinin ağzıyla şöyle buyurmuştur:
“Böbürlenme!… Allah, kuşkusuz böbürlenenleri sevmez. Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu da gözet… Dünyadaki hizmet payını unutma. Allah’ın sana yaptığı iyilik gibi, sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme.” (Kasas Sûresi, Âyet: 77)
Şardağ, R. (1991, Nisan 15). Ramazan Köşesi 30. Milliyet, s. 14.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

