
TBM Meclisi’nden boşanmayı kolaylaştıran bir yasa çıkarılmak üzere. Meclis’ten ve basından ayrımlı görüşler yansıyor: “Neden kolaylaşsın?” Böylesine çabuk boşanmanın gerekçeleri pek yok. Ne ki, yasanın çıkmasını öneren ve şiddetle savunan iki hanım var. Biri kadın haklarıyla ilgili Bakanımız Türkân Hanım; ötekisi, birkaç Baba’dan sonra ilk ve asıl Baba’sına dönen arkadaşımız İzmirli Işılay Saygın Hanım. Sanırım Saygın, henüz evli değil. Yasanın lehinde olan hanımlarımız yanında. “Hayır bu kadar kolaylaşmasın” diyenler, hatta, yasa önerisini veren milletvekilinin bir an önce eşinden ayrılmayı düşündüğüne, “iş bitiriciliğine” dikkat çekenler de var.
KADININ GÜZELLİĞİ
Andre Gide’in olacak sanırım, yine yanılmıyorsam “Dünya Nimetleri” adlı eserinde şöyle bir cümle var:
“Öyle boş yataklar vardı ki, orada beni kadınlar bekliyordu. Öyle boş yataklar vardı ki orada ben oğlanları bekliyordum.”
Bu çarpık ve pislik görüşleri, bir an için düşüncelerimizden atarsak “kadın” ve “aşk” sözcükleri yan yana gönül vazosunu iki krizantem gibi süsledikçe onların birlikteliği kadar güzel ne var ki! Evlilik.. Hele aşka, karşılıklı ruh çekimine ve de bedensel ısıya dayandıkça ve çocuklar, bu vazoya, henüz adları bilinmeyen, kıvamı tam keşfedilememiş ateş kırmızısı güller kattıkça güzelliğin tadını tarife olanak yok ki! Asıl sorun, Mevlânâ’nın, kadını, bir eş, arkadaş, sevgili olarak yücelten sözlerindeki güzelliğe ulaşabilmek; kadına sevgiyle saygıyı, güzel bir kulaktaki nefis ve uygun bir küpe gibi yan yana yakıştırabilmekte.
KARI
Meclis’te bulunduğum dönemin Nejat Bey kardeşimden sonraki Adalet Bakanı’nın sunduğu yasada sık sık geçen “karı” sözcüğünü düzeltmek istemiştim. “Koca’yla birlikteyken çirkinliği belirmeyen bu iki sözcükten “karı”yı tek başına ayırırsanız ayıp olur, çirkin olur. Kadına saygıyı silip götürür. “Eş”le değiştirin” dediğimde hükümetin bu görüşe katılmayacağını söyleyen Bakan, aklınca bir de çıkış yapmıştı:
“-Bu yaştan sonra ders mi alacağız?”
Kendisine “Hocayız, gerekirse bu dersi de veririz” derken “karı” sözcüğü, “koca” ile yan yana olmadıkça saygısını kaybeder diye çıkışımı yapmış, kocanın, eşine “karım” derken ki güzelliğin, “karı” derken nasıl marsık kömürü gibi karalaştığını anlatmıştım. “Bir yaşlı hanıma bile “kocakarı” diye seslenemezsiniz” dedim.
HANGİ SAYGI?
Geceleri, gecekondu semtlerinden, hatta kentin bazı yörelerinden duyulan kadın feryatlarını işittiniz mi? Cahillik ve yoksulluk, ikiz kardeş gibi bir erkekle birleşirse, kadın dayak yer. Yer, ama boşanınca, kendisine yaşamını tek başına sürdürecek ortam nerede? “Öyleyse kolay boşanılmasın” diyenlerden bana bir alkış mı? Hayır, boşanma öncesiyle boşanma sonrası koşulları değişmeyecek kadınlar için kesin bir şey söyleyemezsiniz. Nice okumuş, kentli, aydın ve günahsız kadınımıza atılan her tokat da Şardağ’ın kalbinde patlar gibidir.
HANİ SAYGI?
Kocası Oğuz Atalay Bey’den, eşi boşanma davası açmış. Hanım, otel ve iş sahibi. Beyi de varlıklı. İşyerinde çalışan kadınlarla düşüp kalkmış. Kendisinin ve boşanma davası açan eşinin konuşmalarına ve fotoğraflarına bakıyorum. Adam, suçunu kabulleniyor ve de sırıtmanın sınırına yaklaşan bir gülümseme içinde değil mi? Eşi için ve sırtı sağlam, tek başına ayakta durabilecek bütün kadınlar için hemen boşanmayı kolaylaştırın. Severek, birbirlerini tanıyarak cinsel ve ruhsal dünyalarında titreşimler, tınılar duyarak, kısaca aşkla evlenenlere önerim, saygıya sevgi kadar pay ayırmalarıdır; bağışlayıcı olmalarıdır. Buna karşın erkeklerinden gelen çaresizlik, umutsuzluk, saygı yitirilmişliğine muhatap olurlarsa boşanmaya “evet” demelerini dilerim. Yoksul yuvalarda eziyet gören, dayak yiten kadınlarımız, boşanıp toplumun desteksiz ve hoyrat kucağına düşünce ne yapacaklar? Boşanmayı kolaylaştırmadan önce bu kadınlar için yaşamı, iki ayakları üzerine basabilmeyi kolaylaştıralım değil mi? karısını döven dayakçı kocaların eşleri için başkalıklı düşünürüm. Onlardan tuzu kuru, dayağa “Ya Rabbi şükür” diyen kadınların sık sık gazetelerde bol resimleri çıkıyor. Ama boşanmıyorlar. Eh, böyleleri için “Yediği dayaklara afiyet olsun!” diyeceğiz elbet. Bu zümreden bazıları, dayak şikâyetiyle mahkemelere gidiyor. Hâkimlerimiz, dayağı atan insan adındaki çirkin yaratıktan elbette hesap sorarlar diyeceğim ama, adaleti dağıtıcı olan kürsüden kulağıma bazı sesler yansıyor:
“Kadının karnından sıpayı, belinden sopayı…”
Şardağ, R. (1993, Mart 11). Sorun kolay boşanmakta mı?. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

