
Özel televizyonlarımızdan birinin genç ve sevimli yorumcusu, ortalığı yaşlıların sarmasına öfkelenmiş, “Yok Türkçemiz şöyle, yok müziğimiz böyle diyen yaşlılar, bize çatıyor” diye sitem ediyordu. Müzikteki pisliğe de bir gün değineceğiz inşallah. Şimdilik onu geçiyoruz. Ama bir soru: Türkçeye de karışmayalım mı? Onu sahiplenmek de bir yaşlılık, bunaklık belirtisi mi? “Bırakalım, özel televizyoncular, sözcüklerimizin anlamını yozlaştırsın, İstanbul söyleşisini unutturup üzerine sünger çeksinler: Türk ulusunun kendine özgü fonetik yapısında vurgu, şiddet, süre, ton değişimlerini alabora etsinler” mi diyelim? Bunaklıktan kurtulmak için ağzımıza kilit mi vuralım?
Başka bir gün döneceğiz, Türkçemizi Türklükten koparmaya çalışan kakanozlara.
YA BU AMERİKAN BULAŞIKLIĞI
Önce özel televizyonlar, sonra da basın başladı bu Amerikancı yavşaklığa. Amerika düşmanı değilim, hele hiç bağnazlığım yok. Gönlü, oldum olasıya insanlığa açık bir milliyetçiyim. Ama bu Amerikolik çılgınlığın, dilimize pislik gibi yapışmasına gönüller nasıl, olur desin? Özel televizyonlar, televizyonun kısaltılmışını bile “Te-ve” değil, “Ti-vi” olarak yansıtıyor. “Perde” gitti, “ekran” geldi. “Yıldız” mı, aman ne kaka! “Star” ne güne duruyor? “Büyük” sözcüğü de utandırmaya başladı. Yunan kökenli “mega” dururken.
Özel televizyonlar, sıçrama tahtası… basındaki dergiler boş durur mu?
Arkiteks, Arradamento, Telerama, Vizyon, Vizyon Dekorasyon…
Türkçe “güncel”i karşılayan, Fransızcası da Türkçeymiş gibi Türkçe yazılan Aktüel… Yine ciddi bir gazetemizin “zaman” ve müzikteki “ritimli vuruşu” karşılayan Tempo dergisi.. “Üstün belge” mi diyeceksiniz? ne çirkin şey değil mi? Yeni Türk harfleriyle yazdığımız Fransızca, “süper sertifika” demekle dilimiz mi aşınacak efendim?
Bir cümle:
“Dünya sanatsal patinaj şampiyonası.” “Buzda kayma” sözü, Türkçe; malın önemini düşürüyor. “Şampiyonluğu”nu da “şampiona” ya çevirelim de işi önemli kılalım diye düşünüyor olmalılar. Şu bal gibi Türkçe, “eğlence” sözünden de kurtaralım. Özel televizyonlarca işi daha değerli kılalım. Hatta yazılışını Frenkleştirelim: “Show”
Alın size, bir giysi reklamı: “Tayt Rodg Swit”. “Hazır ve dar takım giysi” tatsızlığına elveda! Kısa pantolon yerine Şort. Güçlü görünüş yok artık: Ultra vision. “Görkemli solo”ya kıran mı girmiş? Al, sana “Solo ultra”. İşte bir gazinomuzun adı: I’americint club casino. İmrenilecek Türkçe değil mi? Adam, “paşa kulübü” demek istemiş, gece klubüne. “Paşa” yazsa, küçülecek. Sözcüğü Fransızlaştırıyor: Pacha Kulub
Özel televizyonlarımız, fasıl musikisi programını önemleştirmek istiyor: “Büyük fasıl- görkemli fasıl”, “meydan faslı”.. Bunlar Türkçe olduğu için beğenmiyor: “Mega fasıl!” Bir Türk tiyatrosu da heveslenmiş; adını Fransızca yazıyor: Theatre. Adam, kulüp açmış. Alaturka sözcüğünü Türkçe yazıyor; Club Ala Turca.
Bir derginin adı: Clips. Yabancı hayranlığını simgeleyen bu sözcüğün altında, Fransızcasının da namusuna tecavüz edilmiş: “Hayal” karşılığı “İmaj.” “Fatih Kısaparmak, çocuklar için clips yaptı.” İşte özel bir televizyon saptırması!
Bir gazete, “Anadolu Rock mucidi Erkin Koray”ı tanıtıyor. Hoplamalı, zıplamalı, hareketlerin müziği, bin yıllık Anadolu halk ezgileri ve oyunlarıyla çorba mı yapılmak isteniyor?
RUMELİ CADDESİ’NDEYİM
Beyoğlu’nun bu ünlü caddesinde miyim, bir Amerikan caddesinde mi, anlayamadım; şaşkınlığın son boğumuna kadar gelip takıldım. İşte bir disco adı: “Disco Space Intima”. “İçtenlikli özel disko” mu demek istiyor? Solda bir dekor evi: “Öğle” adını koyacak. Ama sahibi Türkçesinden utanmış: “Midi”. Bir cam eşyacı dükkânı, kendisine classe adını layık görebilmiş. Bir hazır giyimci: “Les Soldes”. Bir giyimci daha “Ermene Gildo Zegino”. Bir başka kadın giysici: “Modart”. Adam, “kahve”sini, Arab “kahva”sının İstanbul’da, incelmiş olanından da kurtulmak istiyor; Türkçesini rafa kaldırarak: “Bella Cafe” diye yarı İtalyanlaştırıyor. Bu Amerikano – İtalyano – Fransız yakıştırmalarının arasında Türkçenin ne kadar yakışıksız, çirkin vede kekre(!) kaldığını görüyorsunuz değil mi Türk kardeşlerim!
Henüz basın, dergi ve televizyonlardaki Türkçe sefaletine dokunmaya sıra gelmedi. Osmanlıca sözcük yanıltılarına İstanbul Türkçesini pisleten çirkin, yavşak ağızlara, Türk fonetiğini bulamaca çeviren, ağızlara dokunmaya, Türkçe, Osmanlıca yanıltılarına parmak basmaya sıra gelmedi.
Yazık ki, Türklüğe hakaret edenlere yasa çıkaranların aklına, Türkçeye hakaret eden ve cahillikleriyle öğünenler için de bir madde konulması düşünülmemiş.
Yaşam elverirse yine dokunacağız!
Rüştü Şardağ, R. (1993, Nisan 1). Tuh!. Milliyet, s. 17.
Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

