Rüştü Şardağ neci?

İş Bankası’na yönetim kurulu üyesi seçildiğimi, seçimden bir gün sonra gazetelerde okuyorum. Bir gazetemizin Ankara habercisinden geçilen not? “Halkçı Parti eski milletvekillerinden Rüştü Şardağ, İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.”

Ben o partide, sanırım beş-altı ay kalıp bağımsızlığı seçtim. Beş yıl, ana muhalefet görevlerini, dokuz arkadaşımla birlikte, iktidara sorular yöneltip genel görüşme önergeleri vererek yerine getirdim.

Bağımsızlığım unutulmuş; partili gösterilmiştim. Milletvekiliyken, iki kitap çıkardım. Kapağındaki yaşam öykümü belirleyen yazılarda, yalnız parlementerliğim yoktur. Makamın, dünyada değil, öte yakada olduğuna inanmışım. Milletvekilliğim sırasında ağzımdan, iyi anımsıyorum, bu isim tamlaması zorunlu olarak dört-beş kez çıkmıştır. Genç muhabir arkadaşımız, bizim lise ve üniversitedeki hocalıklarımız, İzmir Belediyesi’ndeki reis muavinliği ve reis vekilliğimizi bilememiş olabilir. Milli Eğitim Bakanlığı Terceme Kurulu üyesi olarak çalıştığımızı da anımsamayabilir. Başta Türk Ansiklopedisi olmak üzere, öteki ansiklopedilerde yer alan yaşam çizgimize de göz atamamıştır belki. 

Gazeteci Şardağ

Bunda da bir yanlışlık olmalı. Ulus, Vakit, Cumhuriyet, Yeni Sabah, Yeni Asır, Vatan, Güneş ve Milliyet gazetelerinde araştırma ve sütun yazarlığı yaptığımıza rastlamayabilir de. Bizi, “Gazeteci Şardağ” olarak niteleyen bazı dost gazetelerin haberlerini ise ufak bir düzeltmeye kavuşturmak isterim: Gazetecilik apayrı bir meslek, bu konuda uğraşım yok, zati, kendimi, buna yetkili de göremem.

“Besteci” Rüştü Şardağ

Ne yalan söyleyeyim, bu sıfattan da biraz alınmadım değil! Önce şunu belirteyim: Araştırmacılığımla edebiyatçılığım için içeriden ve yurt dışından aldığım nişan ve plaket sayısı 50’yi aşıyor. Ama benim besteciliğim, sadece amatör işi. On yılda beşbin beste yaptıklarını ileri sürenlerin yanında, kırk yılda (20) beste yapmışım. Ne cüce bir çalışma değil mi? Bu musikiyi baba ocağında meşk ederek, emerek yetişmişim. Bir yan ilgi ve sevgi olarak birkaç eser bestelemişsem, kendimi nasıl besteci sayabilirim ki? Acaba “İş Bankası Yönetim Kurulu’na, buyurun, işte bir besteciyi seçtiler” anlamında bir çimdikleme amacı mı güdüldü? Bu millet, geçmiş yüzyıllarda, bestecileri, saz ve söz ustalarını, devletin en yüce katlarında, hükümdarların huzurunda ağırladı. Ama ben okunan üç-beş eserime karşın bu görüşe yaslanarak övünemem! Ve de övünmenin, gurur sınırına kılpayı yakınlıkta olduğunu bilmekten gelen bir korku içindeyimdir.

Meclis koridorlarında…

Milletvekilliğimin ilk aylarında koridorların yalnızlaştığı zamanlarda, utandığımı, asıl makamın Allah’ın katında olduğunu düşündüğümü anımsıyorum. O, “Dünyaya alt bir kata mı göz diktin?” Diye sorar mı endişesi, zaman zaman gözlerimi ıslatmıştır.

Hürriyet Gazetesi ve bir olay…

Rahmetli Ayhan Işık, sahneye çıkacak ve benim şanslı bir rastlantı sonunda birdenbire Türkiye’ye yayılan “Bir gece ansızın gelebilirim” adlı şarkımı birlikte geçiyoruz. Bana:

“Ağabey, Erol Simavi Bey, bu şarkınızı çok seviyor. Hangi gazinoya gitse onu istiyor. Bana da ‘Aman Ayhan, bu şarkıyı hemen geç ve programına koy’ diyor.”

Aynı Hürriyet gazetesinin İzmir haberler şefi gazetecilik yüksekokulundan öğrencim yıllar önce bir gün heyecanla geliyor:

“Hocam, Diyanet İşleri Başkanı yazın denize girin ama kafanızı suya sokmayın. Burnunuzdan kaçan suyu yutarsanız orucunuz bozulur” diyor. Yanıtınız ne olabilir?

Benden gazete için manşetlik bir konuşma istiyor. Bir koşul ileri sürüyorum: “Sözlerimin bir kelimesi değişmeyecek. Aç, yazı işleri müdürüne telefonu!”

Açıyor, o da yeminle güvence veriyor, yanıtım manşetlik bir haber olarak tıpkısına yayınlanıyor. Ama en baştaki cümlem değiştirilmiş. “Dini eserleriyle de tanınan edebiyatçı ve araştırmacı Rüştü Şardağ dedi ki” ile başlayan sözlerim şöyle çarpıtılmış. “Ünlü besteci Rüştü Şardağ dedi ki!”.

Üç gün sonra fazlaca cahil bir okurumdan imzasız mektup alıyorum, adam sövüyor:

“Ulan eşek! Sen zurnacı bir Çingene’sin. Sen kimsin? Diyanet İşleri Başkanı kim?”

Bilmiyorum, memleketinin kültürüne 24 eseriyle katkıda bulunmuş olan Şardağ’ı, “gazeteci”, “besteci” diye o makama yaraşır göremediler mi, bazı haber devşiren gazetecilerimiz?

Bu banka, Atatürk’ün bankasıdır. Herhangi bir partinin değil. Türk milletinin bankasıdır. Başlıca işi de kültür üretmek ve sevdirmek.

Eh! Ne yapalım, bugüne kadar süren kültür boşluğumuzu bir de İş Bankası’nda tamamlamış oluruz. 


Şardağ, R. (8 Nisan 1993). Rüştü Şardağ Neci?. Milliyet, s. 17.


Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Rüştü Şardağ makalelerinin bulunması konusunda desteklerini esirgemeyen Can Taşpınar‘a sonsuz teşekkürler…

Yorum bırakın